30 Aralık 2011 Cuma

Kötü Arkadaş, Kötü Dost, Kötü..





Ben kötü bir arkadaşmıyım bilemiyorum.. Belkide bazen çok üstüne gidiyorum insanların.. Belki de bu yüzden anlamıyorlar beni.. Onlar sadece kendilerine dair bir saldırı görüyorlar.. Bense kendimin acısını çektiğim bir şeyi başkasında görünce dayanamıyorum.. 

İnsanlar acıyı pohpohlamaya çok meraklılar nedense.. Ağlak bir konu varsa mutlaka orada bir yığın insan görebiliyorsunuz.. Hepsi olan acıya kendi acılarnıda katıp, alevi iyice körüklerler.. O kendininkini anlatır, öteki berikininkini.. Alır başını gider bu iş.. Sonunda bir bakarsınız, aradan aylar geçmiş ama sizin tek konuştuğunuz konu acınız.. Başka hiç bir değişiklik olmamış.. Üstelik o kadar çok konuşulmuş ki, gram azalmamış.. Kanıksanmış hatta..

Helede acınızın kaynağı bir başka insansa, olayın nerelere varacağına inanamazsınız.. Herkes yakından bile tanımadığı bir adam/ kadın için sayarda sayar.. Hepimiz severiz birini suçlamayı.. Allah onun belasını versin.. Ayaklarına kapanır inşalaahh!!! Ama kimse, bunları söylerken kendisinin  size yaptığı hakareti fark etmez.. Hatta siz bile.. Sizin adam yerine koyduğunuz, değer verdiğiniz birine bunca hakaret aslında sizedir de.. Sizin tercihlerinize.. Sizin yaşadıklarınıza, hayatınıza.. Sizi siz yapan hatalarınıza..

Arkadaşlar, pohpohçular, canım ciğerimciler, ah benim kuzum yazık sanacılar.. Sizi sanal bir hayatın içine sürükler durur bir anda.. Adamın/kadının başına gelmeyenin kalmadığı, mutsuzluktan öldüğü, pişmanlıktan kavrulup kapınıza dayanacağı, Allah'ın onu cezalandırdığı, fellik fellik sizi aradığı bir dünyada bulursunuz kendinizi.. Mutlu mesut.. Sonra..

Sonra gece olur..  Başınızı yastığa koyarsınız.. O an konuşan sadece içiniz olur.. O teselliler hiç bir işe yaramaz.. Sizi pohpohlayan olmaz.. Ağlar ve öylece uyursunuz.. Ertesi sabah yeniden uyanıp, aynı oyuna kendinizi bırakırsınız.. Acınız? kağıt kesiği gibi.. Görünür ama görünmez..

Böylece günleriniz geçer.. Size unutturmazlar.. Nede siz unutmak için birşey yaparsınız.. Onun yokluğu ile kendinize yeni bir ilişki kurarsınız .. O hayatına devam ederken,  gezerken, eğlenirken, yaşarken.. Siz yaptıklarını takip eder, sonuçlar çıkarır, hatta üzerinize alınırsınız.. Facebooktan paylaştığı bir şarkı için arar hesap sorarsınız.. Defalarca.. Terslenirsiniz.. Yüzünüze kapatılır..  Onun hayatının köşesinden kıyısından arta kalanlarla kendinizi avutursunuz.. Siz günlerinizi peşi sıra harcarken.. O hayatının keyfini çıkarıyordur zaten.. 

Sizse avutucularınızla halinize yanmaya devam edersiniz.. Hergün işkencenizi dahada ağırlaştırarak..

Belkide böyle günlerde en çok, dostlarınızı kırarsınız.. En çok onların dedikleri saçma gelir.. Onlar sizi anlamıyor, onlar sizi önemsemiyor, onlar hissettiklerinizi bile sallamıyordur.. Kendi mutlu hayatlarının içinden konuşmak kolaydır.. Eee boşa dememişler.. Bekara karı boşamak kolay.. 

Ama en zoru dostunuzun kendini tükettiğini görmektir aslında.. Vakti zamanında değer verdiği birinin değiştiğini ve artık doğru insan olmadığını gördüğünüzde, onun buna rağmen hayatını harcamasına tahammül edemezsiniz.. Onun saatleri bile çok değerlidir gözünüzde.. Onun günlerini bunalımlarda geçirmek yerine neler yapabileceğini bilirsiniz çünkü.. Bilirsiniz ve sorgusuz sualsiz inanırsınız ona.. Susmak istersiniz.. Susamazsınız..       Siz aynı durumdayken, onunda size aynını yaptığını ve yine  yapacağını bilirsiniz.. Öylece bekleyemezsiniz.. Kötü olursunuz.. Anlayışsız olursunuz.. Acısını anlamayan, hissetmeyen olursunuz.. Olsun dersiniz.. 

Dost dediğiniz, sadece sizi dinleyen değildir.. Kötü günümde yanımdaydı, yok beni çok iyi anladı.. Dost dediğiniz şey kötü olacağınızı da bilseniz, onun hayatla arasındaki bağ olmaktır aslında.. O her koptuğunda sımsıkı onu tutabilmektir.. 

O istediği kadar söylensin, huysuzluk etsin.. Siz onun kendine inandığından daha çok inanırsınız ona . Hemde bir an bile şüphe duymadan..




25 Aralık 2011 Pazar

8,5 Saniye..




Eveeeet eskiler ne derler, gece başını yastığa koyunca soracakmışsın, bu gün ne öğrendim.. Bende bu yıl burnum sürtmekten aşınırken öğrendiklerimi sayacağım şimdi size.. Hazır mısınız??

1- Birinden hoşlanmıyorsan, hoşlanmıyorsundur.. Kasma, bunalma ve sabretme.. Evet sabretme ya.. Mesela iş yerindeki o kel maldan nefret ediyorsun dimi, ama senden başka kimse ne öküz olduğunu anlamıyor.. İstifa et!! Evet önce başka bir ders varmış tabi.. Her an gidebilecekmişsin gibi hazırlıklı ol!! Sonra ben bu insanla beraber çalışmam de, etik etik bırak işi.. Sonra millet o malla baş başa kalınca anlıyor senin ne demek istediğini.. Tecrübeyle sabittir..

2- Para biriktir.. Evet sonra dımdızlak kalırsın ortada.. Alışverişe hasret, gezmeye hasret.. Allah hepimizi korusun böyle günlerden!!

3- Erkeklere güvenme.. Güvenir gibi yap.. Ama en yakın arkadaşım, iş arkadaşım, çok çalışıyorum, memleketten tanıdık falan yeme..,

4- Bir adamın parası yoksa, başına gelecek iki durum var.. Ya senden para isteyecek ya da senin olupda onun olmamasını sorun edecek.. Ya konuyu hiç açma ya da hiç adama yanaşma..

5- Sen ne kadar alttan alırsan o kadar üstüne gelirler.. Susma!!! Çemkir gitsin.. Arada diş göstermek lazımmış, öğrendik..

6- Kıskançsan kıskancım de gitsin.. Sonradan sen kıskançlık krizleri geçirip kendini yiyeceğine, karışındakini yersin bari..

7- Arkadaşların sürekli evleniyorsa, sen bir o kadarda boşanan olduğunu düşün.. Birde arkadaşının çığlık çığlığa ağlayan bebeğini..

8- Dürüstlük iyidir.. Baştan paşa paşa konuşursun, boşuna beklentiye girmezsin dimi.. Öyle değil işte o iş.. Herkes dürüstlük kaldırmaıyooooorr.. Bir dur düşün.. 

9-Patronun bir sonradan görme olduğunu bilsen de bırak pilli diş fırçasıyla hava atsın.. Bozma adamı.. Yoksa ilk pohpohlayan senden kıymetli olur..

10- Annene mümkün olduğunca evet de.. Surat asmasını engellersin.. Hoşuna gitmedi mi? Sana da yedi yirmi dört kadnın gözüne görün demedik.. Minimum muhabbet bazen hayat kurtarır..

11- Birisi sevgilini başkalarıyla gördün derse, sana ne naaannn!! diye çemkirme.. Hemen konuya atla, bir sor noluyor, sen kimsin, nerden biliyosun.. Ona göre gardını al..

12- Bir adam aramıyorsa, mesajalara cevap vermiyorsa gitmiştir.. Boşuna kendini avutma.. Kim ne derse desin..

13- Platonik aşıksan bunu kabul et.. Platonik işte.. Adam karşılık vermeyebilir.. İlla verecek diye bekleme.. Bunu göze alabiliyorsan aşık ol.. Umut güzeldir.. Ama yerini şaştı mı işin var..

14- Temizlik imandan gelir.. Odanı temizle.. Yoksa sonra temizlemesi çok daha zor olabilir.. Hele de eşyaların yerini değiştirmek istediğinde..

15- Hastaysan, internetten asla hastalığını araştırma.. Kanser olduğun sonucuna ulaşman muhtemel.. Gözünü kapa doktorunu dinle..

16- 30 yaşındasın!! Amuda kalkmak, ters takla atmak için bayaaa bir ısınman gerek önce.. Mucize bekleme..

17-Slow şarkılar dinleme.. En fazla daha fazla hüzün dolarsın.. Nerede hareket orada bereket diye boşunamı demiş adamlar..

18- Facebook'tan eski bir arkadaşın yorum yapmışsa hemen şüphelen.. Hele erkekse hemen gardını al.. Muhtemelen arkasından: erkek arkadaşın var mı, neden evlenmedin sorusu gelir.. Kızsa da neden evlenmedin mutlaka diyecektir.. Kaaaçççççç!!!

19- Ayaklarını her halukarda sıcak tut.. Ne alaka deme.. Yap.. Resmi tatil günleri geldiğinde anarsın sonra beni..

20- Sırf katı beslenme.. Yumurtalar, peynirler, hamburgerle, bol ekmekler.. Ohhhh..Babanemin dediği gibi.. Tatlı tatlı yemenin acı acı çıkarması olur..

21-Her geride kala yıl kötüdür.. Kimse amanda ne mutluydum ben demez.. Sende demeyeceksin biliyorsun ki, bende.. O yüzden gelecek yıl olacak iyi şeylere odaklan.. Kesin senin burcunun bu yıl şansı dönüyordur..

22- Birini seveceksen öylece sev.. Böyle için çıkarcasına sev ama.. Gerisini koyver gitsin.. 
ve en son..

23- Dünya zamanına göre 70 yıllık bir ömrün karşılığı, güneş yani evren yılında sadece 8,5 saniye.. Bırak onu bunu.. Keyfini çıkar.. Bir kaç saniyen var nede olsa..

20 Aralık 2011 Salı

Yeni Yıl Yeni Yıl Herkese Kutlu Olsun, Yeni Yıl Yeni yıl Herkese Mutlu Olsun!!!

Pinned Image



Bi çay bi kafe latte'ciğim beni mimlemiş.. Mimlemiş ama sonra kendi kaybolmuş.. Yok böyle bir blog deyip duruyor yahu.. Ben yeni fark etmiş de olabilirim tabi, malum kendi çapımda takılıyorum bu günlerde pek..

Geleyim ben mime.. Yeni yıldan 15 şey isteyecekmişiz, doğru anladıysam.. Yanlış anladıysam da, beni böyle kabul ettiniz artık yapacak bir şey yok ..Önce mecburi olanlardan başlıyayım.. Belli mi olur tutar mutar..

1- Yeni bir iş fena olmazdı.. Sıkıldım artık evde photshopla eğlenip , Kaptan'ın vardiya saatlerini beklemekten yaa..

2- Şöyle bir 15 kilo kaybedeyim.. Tabi rejim yapmak gerek bunun için ama olsun.. Belki olacağı tutar, ne var..

3- Gerçekten değerli birisi girsin hayatıma.. (bu dilek başka bir şeyken sonradan değiştirilmiştir.)

4- Ve o gelen hiç gitmesin artık yanımdan, ben olsun..  (bu dilek başka bir şeyken sonradan değiştirilmiştir.)

5- İtalya'ya gideyim.. Pompei göreyim.. Bu nasıl dilek demeyim merak ediyorum ne var.. Birde Doğal Tarih Müzesi'yle, Lour Müzesi'ni merak ediyorum çok.. Evet evet, hiç keyifli bir gezi arkadaşı sayılmam ben.. Üniversitede bölüm seçerken tarih okusam, sonra arkeoloji okusam falan diye düşünüyordum hep.. Babanem "Aman bunun da aklı hep eskilerde hep ölülerde" demişti.. Haklı kadın diyeceğim ama yediremiyorum kendime..

6- Bölüm demişken; şu okul bitsin artık.. Ne akla hizmet 4 yıllık halkla ilişkiler okuyup, buna doyamayıp "birde işletme okurum lan ben" diye efelenirsin.. Bitmiyor arkadaşlar, kardeşler.. Bitmiyor işte.. 

7- Secret'ın ne olduğunu bu sene anlayayım Allah'ım noluurrr.. Bunca insan var diyorsa vardır, hiç şimdi yok demeyin.. İyi düşün.. İyi düşün.. İyi düşün.. Bol para düşün, bol para düşün, bol para düşün..

8- Alışveriş yapayım.. Ama öyle böyle değil.. Çılgınlar gibi olsun, olur mu? Böyle topuklu ayakkabılar, elbiseler, çantalar, paltolar alayım.. Alayım alayım doymayayım, yeniden alayım öyle olsun..

9-Photoshop CS5 için türkçe yamayı bulayım.. Böyle zor oluyor.. Kaptan'ın yanından kardeşini, el yordamıyla kes, kendini ekle.. Sonra renkleri ayarla.. Birde bunları yarım ingilizcenle yap..  Çok zor çookkk...

10- Yeni bir dil öğreneyim ben bu yıl.. İngilizce olmasında, ne olursa olsun ama..

11- En önemlisini unuttum ya, geçsin bu hastalık!!! Bende ne bulursam özgürce yemek istiyorum!!

12- Bu yıl zamanımı bol bol gezerek geçireyim.. Abla, kardeşler (bende bir tane normal yumurta bir tanede süpriz yumurta iki adet mevcut da )sinema, tiyatro, sergi dibine vuralım.. Full kültür kelebeği olalım bu yıl..

13- Mümkünse bu yaz bikini ile gireyim denize.. Mayokini bile olsa sevmedim ben mayoyu.. Kötü hissediyorum kendimi yaa.. Sanki herkes bana bakıp bakıp, tombula bak lan mayo giymiş diyor gibi geliyor..

14- Son iki dileğimi tüm ailemiz için isteyeyim.. Mesela bizim sarı ördek matematiği çözsün.. Ona matematik anlatmak.. Oyy oyy diyorum size..Yüzüme bakıp "64 den 12 çıkar mı hiç hala!!! " derken ki endişe ve şaşkınlık dolu ifadesi gözümde.. 

15- Hımm son dileğim.. Tüm yıl dilek dilemeye devam edebilecek kadar iyimser olayım.. Evet evet benim gibi melankolik bir depresif için en iyisi bu oldu..

Amiiiiiiiinnnnnnnnnnnnnnnnn

14 Aralık 2011 Çarşamba

Minik Dünyan'nın Dev Adalet Sistemi




Amerika'da bir internet sitesinin kurulduğundan söz etmişti fi vakitte bir arkadaşım.. Ayrıldığınız sevgilinizle ilgili, bu siteye girip bilgi bırakabiliyorsunuz.. Sizden sonraki sevgilisi de girip buradan bilgi alabiliyor. Hani bize göre değil bence.. Bana ne yani, ben ayrılmışım bide benden sonrakine bilgi vereceğim, olduuuu.. Tek bir konuda olabilir diyordum.. Adamın kötü özelliklerini yazabiliriz.. Oda hani adam kıskançtır, insanı bunalıma sürükleyecek kadardır, işte o zaman acırım yeni gelene...

Ben düşüne durayım, zaten evrenin kendi içinde varmış böyle bir sistemi.. Dün gözlerimle bizzat şahit oldum.. Gözünü sevdiğim evren zaten kötüyü mimleyip, sağa sola adını yayarmış da bizim haberimiz yokmuş.. İlahi adalet işte..

Dün Işıl'a gittim bizim ufaklıklardan biride oradaydı, tesadüf.. Bloglardan konuşurken, eskiden sözlükler vardı muhabbeti açıldı.. Oralarda yazardık falan dedik.. Bizim ufaklık "aaa ben ekşi sözlükte yazıyorum hala" deyince bende eskiden birebir sözlükte yazardım dedim.. İşte bu cümle, bildiğiniz koman bir samanlığa kibriti çakmak gibi oldu.. "Nasıl, ne zaman, yazıyordun abla", ile başlayan konuşma aldı başını çoook eskilere gitti.. 

Sözlükte o vardı, bu vardı derken, "Berna vardı biliyor musun onu" dedi.. Bir de şerefsiz baytar  vardı.. AA dedim bilmez miyim, o baytar eski sevgilimdi benim.. Nasıl yani dedi, Berna'nın da?? Biliyordum tabi.. Şerefsiz baytarı da biliyordum.. Berna'nın sevgilisi olduğunu da.. Benden sonra zavallı kıza sarmıştı herif.. Tabi o zamanlar böyle düşünmüyor insan sayıyor içinden ama, kızla tanışınca fikrin değişiyor işte..

Adam vakti zamanında gereksiz değer verdiğim biri olarak kaldı bende.. Sayemde okuldan mezun oldu.. Yoksa vereceği yoktu o dersleri.. Evlenelim falan derdi.. Görenler bu adam nasıl aşık bakıyor böyle derlerdi.. Eh yaş da ufak kanıyor işte insan.. Ötesini berisini kurcalamıyor.. Çok şükür aldatmaya meyilli olduğunu anlayacak kadar basmış da kafam, yakalamışım adamı.. Hatta Berna'yla telefonla konuşuyor, bana memleketten arkadaşım arıyor diyordu adam.. Berna'ya da ayrıldım ama peşimi bırakmıyor işte diyormuş.. Tabi bunları biz Berna'yla durumu fark edip konuşunca, öğrendik.. Adam bu arada arkadaşlarımıza da, kız evlilik diye tutturdu dermiş.. Allah'tan insanlar evlilik için daha erken ya deyip durduğunu biliyorlardı da inanmamışlar zat-ı alilerine.. Ne var ki hayatımın ciddi bir kısmının içine etmiş, erkeklere ve insanlara güvenimi kırmış,  kişidir arkadaş.. Uzun süre sindiremedim bu durumu ben.. Ondandır yani gözümde herkes çekip gidecek kadar bencildir..   Kendisi de dahil hiç kimseye seni seviyorum diyememiş olmamın temel nedenidir de.. Çok şükür ki Kaptan'ım sağ olsun.. Bunlar çok gerilerde kaldı onunla ve birine seni seviyorum demeden ölmeyeceğim.. Neyse konuyu uzatmayayım daha fazla.. 

Konu açıldıkça; konuştukça adamın sözlükteki tüm kızlara asıldığını, hepsinin peşinden koştuğunu, hepsine bir çıkma teklif ettiğini, hatta başka şehirde oturanların yanına bile gittiğini öğrendik.. O kadar bu işin cılkı çıkmış ki, artık sözlüğün adı çıkmış.. Kızlar yazmak istemez olmuş ve bırakmışlar.. En son olarak da sözlük kapanmış.. En tuhafı Türkiye'nin bir yığın yerinde, adamın adını söyleyince şerefsiz diyen kızların olması herhalde.. Hesapladık kafadan 20 tane kız bulduk.. Şimdiki sevgilisini bile aldattığı rivayet ediliyor.. Kızcağızın haberi yokmuş bile.. Beraber yaşıyoruz, mutluyuz diyormuş.. 

Dünya cidden ufacık..  Bunca zaman sonra hiç aklıma gelmezdi, bu konuların buradan açılacağı.. Sonuna kadar inandım, dünyanın gerçekten bir adalet sistemi var kendi içinde.. Ve cidden dedikleri kadar var, tutuyor ahım herhalde..






13 Aralık 2011 Salı

Teenage Hafifliğinde Günlerim





Ooo size bir yığın şey yazdım yine.. Sonra hepsini çok ağlak buldum.. Baktım ki son zamanlarda hep de ağlamışım ben.. Halda ağlıyorum yanlış anlamayın.. Öyle abuk sabuk ağlayan biride değilimdir ama zamanla insanınn sinirleri gevşiyor kanaatimce..

Mesela 2012'yi izledim.. Gemi gördüm kaptanıma ağladım (3 gündür kendisinden ses seda yok, terk edildiysem de haberim yok.. Ya da seferdeler zamanı yok..).. Yok efendim  gemiye zavallı insanları aldılar, sevindim ağladım.. Düşünün yanii.. Alt tarafı bir dünyanın yok olması filminden neler çıkardım kendime.. Ama diğer yandan o kadar sakinim ki, görseniz bu defa siz ağlarsınız.. 

Her şey olacağına varır.. Elimden gelen sadece günümü yaşamak.. Sevgiliyle de devam edecekse o yırtınsa da eder, yok bitecekse de ben yırtınsamda biter, Allah istedikten sonra bize  halt yemek düşer diyorum.. Sanırım hafif bir depresyon geçiriyorum..

Bir kere daha olmuştum ben böyle.. O zaman ne olmuştu hatırlamıyorum.. Ama televizyonda Saddam bir konuşma yapıyordu.. Bu adamı neden konuşturuyorlar, savaş çıkardı bu adam diye takıldım..Evde de yalnızım ne ağladım var ya size anlatamam.. İçimi çeke çeke hemde.. O kadar ki kalkıp kumandayı alıp kanalı değiştiremedim.. Var bende de biraz manyaklık kabul etmek gerek şimdi..

Umut var içimde.. Bir yandan da endişe.. Böyle biri kırmızı, diğeri mavi iki sıvı düşünün.. Birbirlerine doğru ilerliyorlar hızla.. Bazen biri ötekini geçiyor, bazende diğeri ötekini.. Öyle bir takılıyorum ben yani.. 


Dizi izler gibi.. Bekliyorum işte yeni bölümü.. Kafamda sevgili yeniden ayrılalım derse ona diyeceklerimin provasını yapıyorum.. Mutluluk bize verilen bir hediye ve sen bunu ziyan ediyorsun.. Hiç bir şey olmasa günaha giriyorsun bunu bil.. Asla benim gibi biriyle olamayacaksın.. Bu kadar kimseyle uyumlu olacağını sanmam.. Bu kırk yılda bir denk gelir.. Sen bilirsin.. Diyeceğim sözde ona ama eveeett sizde bende biliyoruz.. Peki nasıl istersen öyle olsun.. Kendine iyi bak, her şey için teşekkür ederim deyip konuyu kapatacağız.. Yani, ayrılmaya karar vermiş birine, edeceğiniz hangi laf koyar ki? Adam vermiş kararını dimi..


Böyle işte.. Amcamı kaybettim, sevgilimi kaybettim (evet evet, daha kesin değil o.. iyi düşün iyi olsun, iyi düşün iyi olsun).. Sanırım hafiften kendimi de kaybediyorum.. Öylesine takılıyorum zaten bu aralar.. Teenage Teenage.. 

Her şeye rağmen tekrar ediyoruz.. İyi düşün iyi olsun, iyi düşün iyi olsun, iyi düşün iyi olsun.. Sizde söyleyin ki daha etkili olsun.. Belli mi olur gelecekte ne olacağı.. Birde düğün blogu açarım size.. Sinerji lütfen arkadaşlar hadi..




11 Aralık 2011 Pazar

Ben şimdi bir melek olsam..


Mutluluk ve Sevgi



Sevgili karşıma geçti ve bunca şey hiç yaşanmamış, bu kadar mutlu olan biz değilmişiz gibi " senin eski sevgilinle tatile gitmiş olmanı sindiremiyorum" dedi.. Başka hiç bir problemi olmadığını, benle çok mutlu olduğunu ama bunu hazmedemediğini de defalarca söyledi.. Bizim bir geleceğimiz sırf bu yüzden olamazmış.. Ayrılalım daha fazla bağlanmadan dedi.. Ne kolay dimi bir şeylerden vazgeçmek.. Kurduğunuz 3 cümle hepsi..  

O gece sabaha kadar ne çok ağladığımı ne kadar içimin yandığını anlatmama gerek var mı hiç? Baştan beri sizde bu ilişkinin içindesiniz zaten.. En ufak bir kavgada ne hale geldiğimi bildiğinize göre bunda nasıl olduğunu varın siz düşünün..

Sonra ertesi gece.. Bambaşka bir şey oldu.. Ayhan Amcamı kaybettik.. Her şey bir anda oldu.. Kapı çaldı.. Teyzem  geldi.. Babama Ayhan pek iyi değil bir gelsene derken.. Evden ufaklığın dedecim diye ağladığını duyduk.. Her şey saniyeler içinde oldu bitti.. Saniyeler içinde  benim melek kalpli amcam gitti..

Öylece ortada kaldım.. Ağladım..ağladım.. ağladım.. Hiç durmadan.. Hiç nefes almadan.. O içeride yattıkça onunla bir kez daha konuşamadığım için ağladım.. Yanına gidemediğim için ağladım.. Onu daha iyi tanımadığım için ağladım.. 

İki gün boyunca evi dolduran insanları görmezi gerekliydi.. Zengin, fakir, güzeli çirkin, akıllı, saf, iyi, kötü,çocuk, yaşlı.. Her türden insan.. Hepsi ne güzel gülerdi dediler.. Ne güzel gülerdi cidden..

Bir adam; bir dergahta dine kendini adamış bir insan, İstanbul dans şampiyonu, romantik bir sevgili, disiplinli bir dede, üç yabancı dil bilen bir İstanbul insanı.. Ardından akın akın gelen insanlar.. Ve hep aynı cümle ne güzel gülerdi.. 


Nasıl yaşamak istediğime işte o zaman karar verdim ben.. Kim olmak istediğime de.. Kimsenin koyduğu sınıflara sığmadan.. Kimsenin kalbini kırmadan.. Kendim gibi.. Mutlu ve bunun için dahada mutlu..

O olursan, o olamazsın diyenlere inat, olmak istediklerimin hepsi olarak.. Hatalarımı cezalandırmaya çalışanlara inat, o hataları kabul edip tekrarlamayarak.. Fikrime, hayatıma, geçmişime, kendime ve geleceğime sahip çıkarak.. Gün geldiğinde ne güzel gülerdi diye anılarak..

Tek gerçeğimiz var.. Ne yaparsak yapalım.. Ne söylersek söyleyelim.. Her şey olması gerektiği gibi olacak.. O zaman kimseyi kırmanın anlamı kalmıyor.. Tıpkı bir dizi gibi.. Siz o karaktere sinir olsanız da bir daha ki bölümde yine olacak.. Sevdiğiniz oyuncuya odaklanın..

Sevgiliye gelince ayrılık konusunu kapattı.. Dediklerinin arkasındaymış hala.. Ben böyle üzgünken bunlar konuşulacak şeyler değilmiş.. Bunları konuşacak çok zamanımız olacakmış.. İçimde bir sıkıntı var.. Konuyu kesinleştiremediğimiz için.. Sadece o kadar.. Beraber olacaksak oluruz.. Yoksa ne yapsak zaten boş..

İki güzel laf duydum gelenlerden.. 

"Allah her insana mutluluğu ve sevgiyi verirmiş.. Ama gerçekten hak edip etmediklerini de sınarmış.. Her iki tarafında sınavı başka başka olurmuş..  Sınavı geçemeyenin elindekini alırmış.. "
 
" Allah bile kullarını hemen yargılamaz.. Onların yargılanmasını kıyamete bırakır.. Bekler ki hatalarını anlasınlar, düzeltsinler.. Düzeltirlerse de affeder, siler, kapatır konuyu..  Ama bizle o kadar kendimizi büyük görür olduk ki, herkesi yargılama hakkını kendimizde görüyoruz.. Pişman olmuş, değişmiş demek yerine.. Yaptığı hatayı anlatıp duruyoruz ve kendimizce ona cezalar biçiyoruz.."


İyi olucam biliyorum.. Her şey iyi olacak.. Bir kitap yazmakla, bir film çekmekle yada ne bileyim bir icat yapmakla iz bırakılmıyormuş.. Yargılamadan gülümseye bilmek bazen çok daha iz bırakıyormuş.. Tarihte değil belki ama insanların kalbinde .. Ruhunda..








6 Aralık 2011 Salı

Cipiniz mi Var Benden Habersiz?




Herkesin sinir oluyorum dediği bir şey vardır ya benimki de bu sorup, sonra kendi kendine tribe girip, sonrada ben sadece fikrimi söyledim denilmesi.. Sonra sen "yanlış anladın yahu konulu" istediğin konuşmayı yap.. Ben tartışmak için demedim.. Benim fikrim bu.. İyi güzelde beni yanlış anladın.. Birde zan altında bıraktın.. Hani derler ya gözlerinden ateş çıktı diye, işte o durum bu durum bende..

Sevgiliyle eskileri konuşmaktan nefret ediyorum ya bildiğiniz nefret ediyorum.. Çünkü sonunda nasıl oluyorsa oluyor ben kendimi suçlu ve birden o kendi fikrini söylerken buluyoruz.. Sonrası ya çok kızıyor beni dinlemeden çekip gidiyor yada ben alttan alana kadar konu uzayıp gidiyor.. 

Bu günkü konumuz? Evet bu günkü konumuz çok alakasız bir şey.. Bilgisayar.. Bildiğiniz bilgisayardan konu nerelere geldi bilseniz.. Ben ilk bilgisayarı babam ben orta okuldayken aldı dedim, sonrada lise ikide yenisini aldı falan.. Önce zaten o nefret ettiğim "siz zengin misiniz geyiği "geldi.. Sanki ben param var bak demişim, onunla hava atıyormuşum gibi.. Bir şey demedim.. Sonra üniversiteye geldi konu.. İzmit'te evim vardı falan dedim.. Yıllar geçmiş falan.. Gayet normal bir konuşma dimi bu, sonra ben evimi severdim de ev arkadaşımın sevgilisi her gün bizde kalmaya başlayınca ben evden ayrıldım dedim.. Buraya kadar abuk bir şey varmı siz söyleyin.. Sonra senin sevgilin va rmıydı dedi.. Vardı da dedim gelip kalmazdı.. Yani o kadar umrumda değildi dedim.. Filmde burada koptu zaten.. Birden ben kimseyi umursamayan ama sevgilim diyen biri oldum.. Nasıl oldu demeyim tüm kadınların suçu benim üstüme kaldı.. Bir ben miyim kardeşim büyüyen ya.. Çocuktum üniversite okurken.. Ne.. yeni liseden çıkmışım çok mu umrumda;  sevgilim varmış yokmuş.. Yeni dünya, yeni hayat yeni insanlar.. Adam beni terk etmiş, amanda benden şikayeti varmı, kim takar.. Ben o okulu kazanmak için nerlerimi yırtmışım onca yıl..

Yok anlatamadım ben bunu.. Konuyu kapattık tabi ki ben suçlu olarak.. Bir ben mi yaşayarak öğreniyorum anlamadım ki.. Herkes anasından çiple, yaşam tecrübesi yüklü olgun insanlar olarak mı doğuyor.. Yoksa ben mi salağım illa yaşamadan öğrenemem diyorum.. Nasıl bundan nerdeyse 7 sene önceki benle şimdiki ben bir olur.. Var mı içinizde Allah aşkına aynı kalan? Ben mi salağım acaba geriden geliyorum bana birisi desin bir zahmet..

30 Kasım 2011 Çarşamba

Bencil Cümleler




Bazen ettiğimiz cümlelerde ne kadar bencil olduğumuzu düşündünüz mü hiç .. İletişim kuramları dersinde en çok tekrar eden şey; " Düşüncenin en mükemmel hali, aklınızdaki halidir" cümlesidir.. Cidden de kafamızdakini biz biliyoruz da karşımızdakine nasıl gittiğini düşünmüyoruz çoğu zaman.. Aynı aklımızdaki gibi mükemmel şeklide aksettirdiğimizi düşünüyoruz hep..

Mesajlar, mailler yada mini iletiler kullandığımız bir çağda, bizim şaka olarak söylediğimiz bir lafın ciddiye alınması yada üzüntümüzü belirttiğimiz bir cümlenin dalga geçiyormuşuz gibi algılanması muhtemel oluyor.. Ortadan mimikler, gülücükler ve birebir tepkiler kalkınca cümlemiz kabak gibi kalıyor havada..

Bunlar bir şey değilde.. Tüm bunları bile bile cümlelerimiz de bencilce davranmakta ki ısrarımız çok tuhaf aslında..

 "Ben onu demek istemedim".. "Ben onu kast etmedim".. "Yanlış anlaşılacak ne var ki şimdi bunda?".. "Yanlış anladıysa onun sorunu".. "Bana kızacağına anlayışsız olduğu için kendine kızsın o"..

 Hadiii, mutlaka bunlardan birini kullanmışsınızdır sizde.. Düşünün bir, hem de yakın bir zamanda biri için bunları dediğinize eminim.. Ben defalarca dediğimi biliyorum ..

Anlaşılamamış olmamızda, hep karşı tarafa suç atar bir halimiz var işte.. Mesela geçen gün sevgiliye  neden dediğimi hatırlamamakla beraber " giderim var yani" deyiverdim.. Buna çok kızınca da, ben şaka yaptım ne var bunda kızacak diye ona sinirlendim.. Halbuki ona göre bir bayana böyle hitap edilmesi hoş değilken, bunu benim kendime yakıştırmam onu deli etmişti.. Bense neden tepki verdiğiyle ilgilenmedim .. Beni yanlış anladı diye birde kızdım adamcağıza.. Şaka yapmış olmamın bir önemi kalmasa da ben şaka yaptım diye  ısrar ettim.. Halbuki adamın derdi şaka yapıp yapmam değildi işte..

Sonra bu gün "İki gündür deli gibi çalışıyorum ve artık yorgunluktan ölüyorum" diyen arkadaşına, "Gösterdiğin üstün performans için tebrikler" deyip, bunu yanlış anlamaz, ben takıldım ona diye ısrar eden birini gördüm.. Birbirini tanımak iyide, hepimizin her an psikolojisi aynı olmuyor işte.. Ters bir anınızda bu cümleyi dalga geçmek olarak alabilirsiniz çok rahat..  Sanki her anımız birmiş yada kafalarımız hep rahatmış gibi dan dun konuşuyoruz gibi geliyor bana artık..

Hatta olayı abartıp, karşısındakinin morali bozukken, sorun çözmeye çalışanlar var benim gibi.. Adamın canı sıkkınken, evet denilecek şeye hayır demesine takılıp, birde trip yapmışlığım var yani.. Sonuç tabi ki kocaman bir hiç.. Sadece  gerilen sinirler, gereksiz edilen laflar.. Ama benim niyetim iyiydi, ne var ki şimdi bu cümlede kızacak?

Zamansız edilen laf anca kavga çıkarırmış derler.. Cidden de öyle işte.. Önemli olan kafamızdaki düşünceyi anlatmakken, bizler tüm bencilliğimizle ettiğimiz cümleleri savunuyoruz bence.. Sonra da biz birbirimizi anlayamıyoruz diye şikayet edip duruyoruz işte..



28 Kasım 2011 Pazartesi

Bahaneni Görmedim Sanma..


garfield




Böyle bir garip içim bu günlerde.. Hem bir tedirgin hemde bir hüzünlü içim.. Sanki her an bir şey olacakmış gibi pır pır..

Sanki hiç derdim tasam yokmuş gibi.. Ama bir o kadar da nasıl çözücem ben bunları diye dertli.. Mesela sevgiliye hem deli gibi sinirliyim.. Hemde deli gibi aşık.. Sonra bir iş bulma konusunda yarın haber gelecekemiş de "Ee hadi bakalım gel" diyecekler gibi sabırsız.. Diğer yandan daha uzun süre kafamdaki işi bulamayacakmışım gibi hayal kırıklığına uğramış..

Nedense iyi şeylerde hep bir hüzün arar oldum gibi.. İş bulsam, "Yeni işe nasıl alışıcam ben şimdi, off o gerginlik çekilir mi? " diyorum mesela.. Sevgili hiç bişi çıkmazsa inşallah 1 aya dönecek, ya gelmezse diye dertleniyorum.. Kaşınıyorum biliyorum..

Galiba üst üste yolundan çıkınca işler.. İnsan umuttan bile şüphe duyar oluyor şu hayatta.. Halbuki belkide en dimdik durmam gereken zamanda, kendi derdime dert yaratıyorum işte..

İnsanların kafasındaki kendisi ile, aynaya baktığında gördüğü kendisi, bir olmayınca huzursuzluk olurmuş içinde hep.. Bende de uzun zamandır bu his var.. Bazen takıldıklarıma bakıyorum.. Yaptıklarıma.. Hatta bazen cümlelerim bile benim değil gibi geliyor.. Bir miskinlik ki bendeki sormayın gitsin.. Bir bahane uydurma telaşı bir bahane uydurma telaşı.. Kendime bile bahaneler buldukça daha da bir geriliyorum gibi..

Şöyle anlatayım ben size;  ben her sabah 6 da kalkıp sporumu yapıp, sonra duşumu alıp giyinip, saçımı makyajımı yapıp keyifli bir kahvaltıyla güne başlardım.. 7 buçuk gibi evden çıkar okula giderdim.. Tüm gün deli gibi koşturup, akşam eve dönemeden mutlaka alışveriş yapar, hiç olmasa mağazalara bakar sonra eve yürürdüm.. Günlük bakımımı yapar, duşumu alır kitabımı okurdum.. Sonra kalkar ders çalışır, yetişecek projelerim için araştırma yapardım.. 12 buçuk gibi yatar ertesi gün aynı tempoya yeniden başlardım.. Bu arada sinema, tiyatro falan varsa hiç kaçırmazdım.. Her gün gazetemi okur, mutlaka haberleri izlerdim..

Şimdi yerimden kalkmaya üşendikçe sinir oluyorum kendime.. Sabah çalan alarmı en az 5 kere erteleyip, 1buçuk da ancak uyanıyorum.. Karman çorman bir hayatım var şu an.. Yarım yarım işlerim var.. Tamamlamaya gelincede bahanelerim.. Her gün bu gün son kaldır bakalım kafanı desem de, akşam hiç bir şey yapmamış bulunca kendimi bana dahada bir sinir olmuyor değilim..

Üşenmedim oturdum netten araştırdım.. Bu durumun farkında olmak iyi bir şeymiş.. Günlük bir plan yapıp uyman gerek falan diyor.. Bende kafamdan bir plan yaptım ama durun bakalım hayırlısı..

26 Kasım 2011 Cumartesi

Bu Kırılan Pot Sizin ki mi?

Pot kırmanın çeşitlemeleri yapılsa ben kesin isimlerle ilgili alanda birinciliğe oynarım.. Birinin ismi bende bir çağrışım yaptıysa, direk onunla kaydolur hafızama.. Birde lakabı varsa Allahhhh.. Yani herkes hoşlanmaya bilir kendisine takılan addan dimi.. Hepside şimdi öyle pek haklı olmuyor lakapların ne yazık ki..

Ne var ki  tüm bunlara rağmen, benim elimde değil.. Aklımda bir isim illa takıntısıyla geliyor.. Kendimi zor tutuyorum.. Birde sadece kendisine söylememek için zorladığım kadar, başkalarının yanından da söylememek gerek tabi.. Akrabası olur, kankası olur onların yanında da dedin mi gitti yani..

Mesela ben çocukken mahallede bir kız vardı.. Kız çok çat çat cevap verdiği için herkese" yelloz" derlerdi kızcağıza.. "Yelloz Yeliz" (Tüm Yeliz'ler den özür dilerim..).. Bu böyle kalmış aklımda.. Sonraki zamanlarda bir arkadaşım beni çok sevdiği ablasıyla tanıştırdı.. Evet kızın adı "Yeliz".. Bende direk yarattığı çağrışımı siz düşünün.. Kızı her gördüğümde bu tamlama geliyor aklıma.. 

Bu yine iyi.. Birde akrabamız var.. Kıza herkes kaşar diyor.. "Kaşar Tuğba" (Tüm Tuğba'lardan özür dilerim.. Kendimde bir Tuğba olarak..).. Kim neyini görmüş bilemem ama kızın lakabı bu.. Ona sorsanız bilmiyormuş.. Gerçi insan lakabım kaşar demez dimi.. Ama kızı ismiyle tanımayan herkes, lakabını deyince tanıyor.. Hangi Tuğba? Kaşar Tuğba ya!! Muhabbet aynı bu..

İşin fenası kızın kuzeni arkadaşım ve kızdan ne zaman söz açılsa yada biri hangisi ya dese, kaşar diye yapıştırasım var.. Bir pot kırıcam tam kırıcam diyorum..

Bu konuda pot kırmışlığımda vardır gerçi.. Bir arkadaş - ki kendisine "ayı" derlerdi- kuzenime asılıyor.. Ama öyle böyle değil.. Nereye gitsek, peşimizde.. Her yerden bu çıkıyor.. Bide sıkıcı ve yılışık ki sormayın.. Bir ima ettik buradan sana iş çıkmaz iki ima  ettik yok, anlamıyor..  En son bir kafede yine yapışınca peşimize, benim cinlerim tepeme çıktı.. Bahçede başladım bağırmaya.. " Hasan sana anlama kıtlığın olduğu için ayı diyorlar dimi" diye.. Hoş olmadı farkındayım da.. Oda zorladı yani.. Sonra bir daha hiiç yanaşmadı.. Ama benim bu olay aldı yürüdü.. Bilmeyen kalmadı.. Benim huysuz ve inatçı lakabımda burdan çıktı kanaatimce..

Velhasıl, her ne kadar hoş olmasa da, elimizde olmuyor işte.. Bazı kodlamalar yapıyoruz farkında olmadan.. Kim bilir bizim için ne lakapları vardır insanlarında, kendilerini zor tutuyorlardır söylememek için.. Biri ağzından kaçırana kadar öğrenemiycez herhalde..


24 Kasım 2011 Perşembe

I LOVE BASKÜL!!





Tombulum ben tombulum tombulum!! Herşeyi yer süpürürüm ben !!! Ama şanslı bir tombulum.. Sevgilim kocaman olduğu için hiç benim zayıflamam taraftarı değil.. Hatta tombulsan öyle çok mini etek falanda giymezsin, kör göze parmak sokmanın alemi yok dimi.. Ohhh mini etek kavgamızda olmuyor bu yüzden.. Pek memnun o bu durumdan yani.. 

Şimdi rejim yapıyorum dedikçe, en fazla 70, altına inme sakın deyip duruyor.. Onu bile istemiyor ya, ben istiyorum diye ses çıkarmıyor işte..

Sevgiliden sorun yok da, tartıyla başım belada benim.. Sevmiyor beni.. Bende onu gerçi.. Isınamadık birbirimize.. Eski baskülümü  çok severdim ben, ne güzel. Yenisi insanın sevincini bile kursağında bırakıyor.. 

Bir çıkıyorsun " Anaa 1 kilo vermişim!!" diye sevinirken sen, o hemen yağ oranı yok su oranı ama kas miktarı deyiveriyor.. Bak dur ondan sonra .. "Hımmm.. Yağdan almışım.. Su gitmiş.. Hiii kastanda kaybetmişim!!"  Hadi hadi gel de sevin şimdi verdiğin bir kiloya.. Açık açık " Pişştt tombull!! O verdiğin kilo değil.. Bildiğin su su"  diye kafa buluyor ya!!

Ne güzel işte,  kas kaybetmek kötüdür, bunu söylemesi iyi değil mi demeyin şimdi.. Bu aletin bende yarattığı gerilimin stresi, tüm organlarıma zarar değil mi yani.. Ne güzeldi benim dededen kalma baskülüm.. Çıkardın üstüne paşa paşa gösterirdi.. Ohoo bide zayıfladın mı, oynarsın üstünde sevinçten oda böyle ibresini oynatır katılır sana.. Bir samimiyet bir yakınlık olur.. Kilon fazla çıksa o ibre yerine ağıır ağırr gelir.. Yada kesin ibresi kaymıştır falan.. Dosttu, içtendi yani.. Sevincini kederini paylaşırdı..


Velhasıl değerini bilemedim baskülümün.. Tartıya kandım..

22 Kasım 2011 Salı

İzindelermiş Ama??

İlkokul çocuğu dediğiniz kişi; okulun en çok tenefüs zamanlarını seven, oyuna düşkün, 23 Nisan- 19 Mayıs deyince tatili algılayan bir ufak insandır.. Kendisi boş dersleri, hocanın serbest bıraktığı anları sever.. Şimdi kimsede buna itiraz edemez dimi? Peki benim vakti zamanında okul tatilmiş diye eve gelişimi neden hala anlatıyolar yaaa..

Şimdi sabahçıyım o zamanlar.. Şimdiki gibi tüm gün okul falan yok bizde yani.. Neysee.. Okula gittim.. Yanımda Esra.. Sağdan soldan öğrenciler yolda falan.. Klasik bir okul sabahı işte.. Okula vardık.. Bahçede sıraya girdik tören yapılacak bekliyoruz.. Bir tuhaflık var şimdi.. Etrafta tek hoca yok? Yani en azından biri olurdu dimi? Kimsecikler yok.. Hademe falan desek, onlarda yok ortada.. Ama okulun kapıları falan açık baya yani..

Koca bahçe öğrenci dolu, tek bir yetkili etrafta görünmüyor.. Önce içeride toplantıdalarmış denilmeye başlandı.. Ama bekle bekle gelen giden yok..  (Yani toplantı yapacak olsalar hademeleride mi aldılar mübarek..) Sonra bizi deniyorlar dedi biri.. Bakalım onlar olmazsa tören yapabilirmiyiz diye..  
( Allahım biz nasıl andımızı okumaya önem veren çocuklar yetiştirdik diye cümleten saklanmışlardır  kesin kesin)


Tüm bunlar olurken ben kıvrım kıvrım kıvranıyorum..  Bir sıkıştım bir sıkıştım.. Ölücem yani!! Bekleyecek dermanım yok..  Bir koşu dedim gideyim geleyim..

Tam kapıdan içeri girdim ki.. Girişte bir değişiklik var.. Duvarda kocaman bir yazı.. "İzindeyiz" 
Önce bir olayı anlayamadım.. Ama sonra hemen algıladım tabi.. Başka ne açıklaması olabilirdi ki yanii.. Nefes nefese çıktım dışarı üst sınıflardan milleti toplayan çocuğu buldum..

" Herkes izinde oğlum.. Bize demeyi unutmuşlar" dedim.. Çocuk tabi bir şaşırdı önce.. sonra yazıyı onada gösterdim hemen.. Tabi olayı duyan içeri girdi.. Herkes yazıyı görünce anladık ki hocalar mocalar herkes izinde.. Bir bizim haberimiz yok olaydan.. Zaten canımıza minnet.. Dağıldık evlere.. 

Evet yanlış anlamış ve koca okulu boşaltmış olabilirim.. Oradaki izindeyiz yazısı, ertesi gün üstüne eklenecek Atatürk büstü ve altına eklenecek imzayla anlamlı olacak olabilir.. Ben hiç neden izinde olduklarını yaldızlı yazmışlar dememiş olabilirim .. Ben öğrenciyim yani.. Bana tatil lazım..

Hem o gün öğretmenleri getiren servisin bozulduğunu ve hadememizin de içeride odasında uyuduğunu nereden bilebilirim ki dimi.. 

Sonra ne oldu? Sonra hocalar gelipte kimseyi bulamayınca tabi evleri aradılar.. Olay açığa çıktı.. Tabi tüm okulda tek hoca olmadığı için bişi diyemediler.. Sonuçta bir hocada mı olmaz yani dimi?

Konu idare tarafından kapandı.. Girişteki izindeyiz yazısı kaldırıldı, sadece büst kaldı.. Birde her arkadaşlar toplandığımızda anlatılan "kızım izindemiyiz?" geyiği..

17 Kasım 2011 Perşembe

Büyüdük Biz..


Hayat küçücük bir dünyaydı.. Etrafımızda dönüp duran.. Aslında hepimiz ufak çocuklardık.. "Büyüdüm ben ya" derken bile.. Küçük prensesler.. Küçük prensler.. 


Ortada kalmaktan korkmadık hiç.. Dünyamıza sığındık.. Göz göre göre hatalarda yaptık.. Bildik çünkü büyüsek de çocuktuk biz.. Annemizin kızı, babamızın prensesi, teyzemizin küçük kurbağsı, babanemizin kuzusuyduk biz.. Fark eder miydi cidden 17-20-29-35-50 olmamız?

Hep korunduk biz.. Oradan olmasa oradan.. Ağlamayı bile bilemedik biz.. Şöyle içten hıçkıra hıçkıra..En fazla bebeğimizdi kaybettiğimiz.. İnsan kaybettiği bebeğine ağlar mı öyle hiç..

Biri gitse diğeri vardı yanımızda ya.. Hani emanettik ya biz hepsine.. Küçüktük.. Çocuktuk ya biz..

Büyüdük.. Küçücük dünyamız sarsıldı.. Dahada büyüdük.. Önce biri için gidecek dediler.. Büyüdük.. Yakın gitmesi dediler.. Dahada büyüdük.. Sonra diğeri için gidiyor dediler.. Ortada kaldık..
"
Ve büyüdük biz..

 Yaşar Amcam gidiyor.. Artık pişkin pişkin" Babam yoksa Yaşar Amcam burda onu ararım" diyemiycem ben.. Bir sabah gitti haberiyle uyanıcam bu gün yarın.. Ve maç izlerken içsin diye dolaba soğuk su koymıycam.. Artık ramazanda elinde sıcak pideyle çalmayacak kimse kapıyı.. Babamla kim bağıracak futbolculara şimdi? Beşiktaş napıcak onsuz? Öğrenmek zorunda kalıcam..

Ve Büyüdük biz..

Küçücük dünyamız sarsıldı derken.. Diğer amcam gidiyor şimdide.. Bir sabah gitti haberiyle uyanıcam bu gün yarın.. Ve kimse "nerde benim elmalı kurabiyelerim? " demeyecek.. Kapıyı açınca gülen yüzü olmayacak.. Sıkıldım içim daraldı benim dediğimde kimse dinlemeycek beni.. Kimse Allah'ı onun gibi anlatamayacak bana..  Senin nikahını ben kıyıcam diye söz vermişti.. Ben nasıl evlenicem onsuz? Öğrenmek zorunda kalıcam..

Büyüdük biz.. Küçücük dünyamız başımıza yıkıldığında.. Büyüdük biz.. Hıçkıra hıçkıra ağladığımızda.. Evet büyüdük biz.. Ölümü öğrenip.. Emanet olduklarımızın gidişini beklemeye mecbur kaldığımızda.. Büyüdük.. Ne olur gitmeyin diyemediğimizde..

Yine de  bir çocuk umudu içimizde.. "Allah'ım tüm çocukluğumla dua etsem.. Tüm çocukluğumla.. Hiç mi olmaz?? " diyecek kadar derin..

30 Ekim 2011 Pazar

Döngel Duasını Bilen Erkek Var mı Merak İçindeyim?


Döngel duasını bilir misiniz? Peki 4444 duasını? Eh o zaman Telli Baba'yı da bilirsiniz.. Bende öğrendim çok şükür.. Eh insan bunları bilir de durur mu? Biz de niyet ettik kuzunun Şipşak'ını geri almaya şurada ne var yani !!! Tabi arada kendimi için duada ediyorsam olsun azıcık o kadarda canım..


Ben size diyeyim bu bildiğiniz, hastalık gibi  bir şey.. Sonu yok yani .. Başladınız mı aa buda varmış diye atlıyorsunuz her şeye.. Birde olayı duyan geliyor bende de bu var diye.. 

Her şey 4444 duası ile başladı aslında.. Dediler ki bir gecede biterse kesin oluyor dileğiniz.. Allahıımmm!! Bir oda kız düşünün başlarında beyaz örtü, ellerinde tespih.. Habire dua okuyorlar.. Bitti mi 4444 bitti .. Eh bir de oturmuşken Kaptan'a okuyalım dedik.. Oldu mu sana o dua  8888.. Bitti ama bizde bittik yani.. 

Sonra dediler ki aman efendim Küçükyalı'da bir falcı var.. Ne dese oluyor.. Kime verdiği tarih yanlış çıkmış ki size çıksın.. Dururmuyuz!! Kuzuyla hemen bir koşu gittik.. Gülmeyin yaa mayak değiliz.. Sadece meraklı ve evhamlıyız.. Eh amca saydı okudu, tarihler verdi vermesine de 2013 dedi yahu.. 

Bu bizi kesti mi sizce.. Bir kere gaza gelmiş bulunduk yani.. İnsan bambaşka bakıyor dünyaya.. Biride kuzuya "Seni rüyamda gördüm, sana birisi mavili bir hediye almış onun nazarı değmiş sana" demiş mi!!! Hadiiii al sana yeni olay.. Şimdi nazarı bozmak gerek dediler.. 

Ee nolucak??  Bir hoca bulun okutun ya da bir kurşun döktürün diye cevabımızı bulunca başladık araştırmaya.. Haberiniz olsun, meslek seçecek ya da değiştirecekseniz kurşun dökmeye adam açığı var.. İyi de para kazanıyorlar.. Benden demesi yani.. Gerçi biz zar zor bulduk bir tane oda 7 kere dökülecek oda 250 TL deyince birden nazar kalktı gibi geldi üstümüzden.. 

Neyse.. En son olayımız yengemden geldi.. "Yahu Telli Baba'ya gidelim.. Bak iki dua ederiz bari" dedi ve bizi bizden aldı.. Perşembe günü gitmek için sözleştik.. Yengem o gün çok soğuk ve kar varmış deyip vazgeçse de biz bir kere koyduk ya kafaya dedik çığ düşse gidicez.. 

Perşembe sabahı kuzuyla Bostancı'da buluştuk.. Bindik Taksim otobüsüne.. Sabah trafiğiydi oydu buydu derken 2 saati buldu varmamız.. İnsan Taksim'e gelince öyle hemen ayrılamıyor zaten.. Havada iyi, bir kahve içtik.. Sonra durağa gittik hareket amirliğini bulduk.. Derdimizi anlattık.. Adamcağız o kadar normal karşıladı ki bizi anlatamam.. Kimbilir her gün bizden kaç tane geliyordur dedik yani.. 

Sarıyer arabasına bindik.. Son durakta inicez, duraktaki amca öyle tembihledi.. Git git git git git giiiiiiiiiiiitttttttttttt.. Bitmedi yol!!! En son durağa geldik.. Dedik ki burada da soralım.. Hareket amirliğini bulduk hemen yine.. Birde şansımıza o gün bir televizyon kanalı çekim yapıyormuş duraklardaki yolcularla ilgili.. Yani Telli Baba soran iki kız görürseniz televizyonda bilin ki benle kuzuyuz.. 

Sorduk hemen arada.. "Ah dedi amca çok gelmişiniz.. Siz sahilde inecektiniz.. Ben bindircem şimdi sizi o sizi götürsün tarif etsin.." İyi dedik.. Diğer otobüs gelene kadar amcada sardı mı bize.. Nerden geldiniz, ne işiniz var.. En son "Eee sizin gelinliğiniz yok, ne işiniz var Telli Baba'da? "deyince bizde film koptu.. "Gelinliği istemeye gidiyoruz işte" dedik adama.. Ama tüm otobüs durağı koptu.. Sarıyer son durakta meşhurum artık yani..

Neyseeee amca bir otobüsü çevirdi şöföre derdimizi anlattı.. Tabi tüm yolcularada.. Bir sonraki durakta inip başka bir otobüse bindik.. Son durakta ineceksiniz dediler mi yine..İndik inmesine de.. Evet bildiniz, yine çok gitmişiz.. Bu defa da bu duraktaki amca götürdü bizi geriye.. Burda inin dedi, yoluda tarif etti.. Olur da Sarıyer otobüsleriyle işiniz olursa, selamı mı söyleyin, rahat olun yani..

Bir tepenin üstünde ufacık bir yer Telli Baba.. Dışarıda abdest alıyorsunuz, isterseniz içeride namaz kılmayada yer var.. Önce namaz kıldık sonra geçtik duamızı ettik.. Ufacığından telimizi aldık, çıktık.. Eğer dileğimiz olursa bir makara tel götüreceğiz şimdi...

Böyle işte.. Allah kadınların hırsından korusun erkekleri valla.. Bazen hiç şansları yokmuş gibi geliyor... Boşa değil yani o falcılarda, hocalarda basılan kadınlar.. Kafamıza koyduk mu bir şeyi denemeyeceğimiz yol yok..















28 Ekim 2011 Cuma

Hayat Temizliği




Hepimiz her gün bir sürü insan görüyor, yeni insanla tanışıyoruz.. Bazılarıyla samimi oluyor bazılarını soğuk buluyoruz.. Bu insanları bir şekilde hayatımıza dahil ediyoruz yani.. Eh hak verirsiniz ki hepsinin anlamı bizim için aynı olmuyor.. Bazısına dostum bazısına tanıdığım diyoruz.. Birini biz her gün ararken , bazıları aradığında telefonumuzun sesini kısıyoruz.. 

Bu sınıflandırmayı da zaman zaman güncellemek gerekiyormuş.. Bunu ne zaman olduğunuz gelince; 

İlk arkadaşım ki kendisini neredeyse 10 yıldır tanıyorum.. Ne var ki öyle sık görüşmeyiz.. Sonuçta arkadaş dediğin sürekli dip dibe olduğun kişi değildir.. Ama kendinin konumunu hakkında endişelerim var.. 

Uzun zamandır görüşmedikten sonra geçen cuma facebooktan bana bir mesaj yolladı.. Bu arada müzisyendir hanım.. "Canım cumartesi Kadıköy de sahne alıyorum.. Uzun zamandır da beni dinlemediniz ne olur gelin olmaz mı?" Şimdi çok masum bir mesaj gibi ama.. Bırakın Kadıköy'ü evime 10 dakikalık yerde sahne alıp haber vermeyen ve bunu benim başka arkadaşlarımdan duyduğum biri deyince huylandım.. Ne alaka yani.. Yok dedim Işıl'a söz verdim gelemem.. "Oda gelsin, süper olur" dedi.. Olmaz dedim onun nişanlısında yemek var oraya gideceğiz..  Ve evet tabi ki tahmin ettiğiniz gibi ısrara devam ettii.. " Ay ne güzel onları da alın gelin, kalabalık oluruz".. Facebook sayfasında konuyla ilgili  etkinliği 1 ay önce oluşturduğunu ve bunu 300 kişiye yolladığını.. Bu 300 arasında bizim olmadığımızı ve katılımcı sayısının  13'te kaldığını söylesem? 

İkincisi bir kaç gün önce ben ölüyorum diye konuya giren ve uzun uzun konuştuğum arkadaşım..  Kadıköy'de oturuyor.. Yüz yüze sık görüşme imkanımız yok malesef.. Kadıköy'e geçtiğimde aradım.. Hani müsaitsen bir kahve içelim.. Tamam dedi.. Yarım saat sonra buluşalım.. Kitapçıların orada buluşmak için sözleştik..  Ben işimi hallettim.. Zaman kaybetmemek için yemek yedim.. Mesaj geldi gelemeyeceğine dair.. İlk mesajında annesinin geldiğini ve bu yüzden çıkamayacağını söylediğini, benimde yalan söylediğini anladığımı bunu da kendisine ilettiğimi ve sonraki mesajında bunu kabul ederek, tüh inanırsın sanmıştım, dizi var onu izlesem ben geçen haftada kaçırdım da dediğini söylesem?

Üçüncü arkadaşım kültürel bilgisine çok değer verdiğim biridir.. Yönlendirmelerini her zaman önemserim.. Beni de iyi tanıdığını düşünürdüm hep mesela.. Bu akşama kadar.. Facebooktan bir mesaj attı bana bu akşam.. "Çok acil yardımına ihtiyacım var" diye.. Ne oldu dedim.. Okuduğu okulda Vanlı bazı arkadaşlarının yardıma ihtiyacı olduğunu ve benim onlara yardım edeceğimi söyledi.. Seve seve dedim, ne yapabilirim? Orada para topla dedi.. Ben kimseden para isteyemem ne sebeple olursa olsun.. Ama tanıdıklarıma konuyu iletirim dedim.. Ancak etrafta tüm belediyeler hatta muhtarlıklar bile yardım topluyor.. Kimsenin pek nakit vermek isteyeceğini sanmıyorum dedim.. Nakit dışında yardımcı olabileceğim ne var? Hemen yapayım dedim..Hay demez olaydım.. Ne insanlığım kaldı ne umursamazlığım.. 

Yine düzgünce yardım etmeye çalıştım.. Zamanında Kocaeli depremi zamanında bizlerde öğrenciydik.. Bizim direk okulumuzda oldu o deprem.. Ondan bundan para toplamakla olmaz bu iş öğrencilerde .. Biz o depremde maddi manevi zarar gören tüm arkadaşlarımız için rektörlüğe bir dilekçe yazmış ve harç paralarının o yıl için iptal edilmesini talep etmiştik.. Sağ olsunlar onlarda konuyla ilgilenmişlerdi.. Yoksa birinin parasını ödemekle ikisinin ödemekle olmaz bu iş.. Sonra evsiz kalan ya da yurtta kalamayan arkadaşlarımızı paylaşmış, kendi evlerimizde misafir etmiştik.. Okul servislerimizden rica etmiş, hepimiz 50 tl fazla para vermiş ve onların servis paralarının alınmamasını sağlamıştık.. 

Bunlar olurken de o ilk panik geçmiş, olaylar netleşmiş ve ne olacağı belli olmuştu.. Bunları anlattıktan sonra.. Bana akıl değil para lazım pazartesiye 300 tl yollarsın bekliyorum bak cevabını aldığımda, ilgili arkadaşın facebook sayfasında iletisini ilgi sevgi pötürcüğü bir geyikle değiştiriyor olduğunu söylesem?

Önemsizler belki bunlar.. Ama birisi sizi işi düştüğü için bir yere çağırıyorsa, onun için çoktan vazgeçilmişler listesindesiniz demektir.. Birisi sizinle buluşmamak gibi sıradan ve anlayış göstereceğiniz bir konu için size yalan söylüyorsa, daha kim bilir neler için söyleyecek demektir.. Ve birisi sizden yardım isteyip, yardımcı olmaya çalıştığınızda sizi tersliyorsa, o sizin yapabileceklerinizle değil size yaptırabilecekleriyle ilgileniyor demektir.. Çıkarın hayatınızdan..


27 Ekim 2011 Perşembe

24 Ekim 2011 Pazartesi

Prenses Danışmanlık Gururla Sunar..

Betty Boop


"PRENSES DANIŞMANLIK"

Sorun Cevaplayalım, Sorun Çözelim..

"Binimum aşk, sevgi, evlilik, kavga, bunalım ve her türlü psikolojik danışmanlık verilir. 7/24 açığız anasını satayım!!"


Yukarıda gördüğünüz yazı danışmanlık hizmetimin halka mal oluşunu ilan için facebooktan yayınladığım yazı..


" KAYNANA DIRDIRINDAN MI BIKTINIZ? SEVGİLİNİZ Mİ TERK ETTİ? HEP YANLIŞ KİŞİLERİ Mİ BULUYORSUNUZ? SORUN SÖYLEYELİM SORUN ÇÖZELİM!!"

"HİZMET AYAĞINIZA GELDİ!! DERDİNE DEVA ARAYANA ETKİLİ PRATİK ÇÖZÜMLER!!"

"DERTÇİ GELDİİ HANIMMM!!! DERTÇİİİİİİ!! DERTÇİ AYAĞINIZA GELDİ!!"

Bunlarda sloganlarım nasıl??

Şimdi arkadaşlarımın hepsini tek tek çok seviyorum.. Yanlış anlaşılma olmasın.. Yardımcı olabileceğim konular da da hiç düşünmem bile.. Biliyorum ki insan sadece kendisini dinleyecek birisini arıyor.. Hani sorununuza derdinize bir çare bulamasa bile en azından anlattıkça rahatlıyorsunuz işte..

Bu yüzdende ben hiç kimseyi geri çevirmemeye çalışırım.. Bir ailem birde sevgili dışında hiç bir nedenle de umursamamazlık yada geçiştirmek gibi bir tavıra girmem kimseye (sevgili nerden çıktı demeyin, geç bulduk zaten birazcık görgüsüzlük yapıp durumun tadını çıkarıcam).. Neyseee ama bu iş öyle bir hal aldı ki, artık yetişemiyorm kimseye.. Artık konuları karıştırır oldum.. Rahmetli Telli Baba ne hissediyor anlıyorum.. Yakındır milletin sağıma soluma çaput bağlaması..

Faceboooktaki duvarım, Facebook chatim, msnim, mailim, cep telefonum hatta ulaşamazlasa ev telefonum, baktılar onuda açmıyorum kardeşimin cep telefonu falan boyutuna geldi olay.. Evi bilenlerden endişeliyim artık en son onuda yapan çıkar mı diyeceğim ama olmadı değil zamanında..

Ne istiyorlar bu kadar derseniz, günlük sorunlar işte.. Ne bileyim mesela bir arkadaşım kaynanasıyla geçinemiyor.. Beni sevmiyor der durur.. Eh sonunda kocasıda olaya karıştı.. Al sana ev içinde gerginlik.. Ne diyim şimdi dimi, aile meselesi işte.. Bana göre öyle olmuyor ama.. Bu benim arkadaşımsa yardım etmem gerek.. Olayı sakin sakin dinleyip, arkadaşımın suçlu olduğunu kendisine çemkirmek yoluyla anlattım.. Siz söyleyin şimdi; 6 ayda bir gördüğünüz sevgi ve ilgi meraklısı kaynanasına surat asmak yerine azıcık gülse, sevimlilik yapsa bir evin içinde 3 günü geçiremez mi insan yahu? Sonuç ?? Tabikiii olumluu :)

Mesela bir tane sevgilisi terk etmiş arkadaşım var.. Geçen Facebook chatten bir yazı "Prenses ben çok fenayım, sanırım ölücem burda yada kendimi öldürücem.. Ne zaman bu hayatım düzene girecek" (Ben kendiminkini düzene koydum, kocam çoluk çocuğumla mutlu mutlu şirin köyünde yaşar gibi yaşıyorum ya.. Ben daha koca bile bulamadım be!! diye kendisine haykırmak geçse de içimden..)Bunu yazan bir bayan sanmayın erkek.. İşi gücü yerinde, eli yüzü düzgün, kültürlü havalı biridir de yani..(ilgilenen olursa hani, halen bir başına çocukceğiizzz..) Var ya yaklaşık 2 buçuk saat konuşmuşum.. İkna ettim sonunda isteklerinin normal olduğuna.. Ne var ki kimsenin hayatı düzenli değil malesef işte.. 30 yaşında evlenmek istemesi çok doğalda, evlenip yatağındaki diğer yastığı emanet edecek kadar değerli birini bulması çok zor insanın.. Sanırım bunu anlatmayı becerdim kendisine.. Hatta duvarıma yazdığım ilanı görmüşte, süpersin neden daha önce düşünmedin bunu demiş.. (Dip not sevgili kısknadııııı bunu :) :) Benimde içimin yağları eridi tabii buda dip not olsun..)


Bu durumdan şikayetçi değilim.. Hatta memnunum bile.. Bu benim kafamı yeniden toplayıp ben olmaya başladığımı gösteriyor bir bakıma.. Güvenilmek ve fikirlerine değer verilmek çok güzel bir duygu.. Oda bir yana birileri için bir şeyler yapabilmek çok güzel.. Tek derdim; ben evhamlı ve melankolik birisiyim.. Dinleyip sonra, bence bu bu bu deyip konuyu kapatamıyorum işte.. İlla kafama takılıyor.. Bu kız ne yaptı barıştı mı kocasıyla? Ya bizim oğlan nasıl oldu acaba? İyi aklı başında bir kız mı bulsak buna??

Eski patronum, senin kadar anaç birini görmedim derdi.. İştede böyleydim çünkü.. Onun kahvesi bitmiş, öteki bu çaydan içmez, stajerler yazık üşürler klimayı açın, aa saat geç olmuş çıkın artık dinlenmeniz de gerek..

Sonunda da ben ağırlaşıyorum.. Kafam kazan gibi oluyor.. Nereye yetişeceğimi bilemiyorum.. Yoruluyor insan.. Sonra düşünüyorum.. Amaaaan diyorum hayatıma bir sevgili gelsin deniz kenarında bir banka oturalım başımı omuzuna yaslayayım.. Deniz kokusu.. sevgilinin kokusu.. Yorgunluk mu kalır insanda..

20 Ekim 2011 Perşembe

Benim Diyecek Lafım Yok Bu Gün..





Benim diyecek lafım yok bu gün.. Söylenmemesi gerekenler çoktan dökülmüş ortaya.. Her ağızdan çıkışında kelimeler utanıyor anlamlarından..

Sesler kaybolmazmış ya.. Döner dururmuş etrafımızda.. Onların seslerine karışıyor, utanmaz dillerde ses bulan cümleler.. Ve yine..yeniden.. tekrar.. Dualar yolluyoruz bizler..

Cennet bahçelerinde karşılaşmak umuduyla, yeniden doğuyoruz küllerimizden ve yeniden ve yeniden ve yeniden.. Taki geriye davullu zurnalı asker uğurlamalarının nidaları kalana kadar.. Ve yeniden dualarımızla umut doluyoruz.. Davullu zurnalı asker karşılamalarının geleceği günlere.. 

Biliyoruz.. İki çakıl taşıyla, bir kuru ağaç bağlamıyor insanı toprağa.. Ve biliyoruz.. Onların biz uğruna verdikleri ruhları yurt yapan toprağı..

Benim diyecek bir lafım yok bu gün.. Kaybolmazmış ya sesler.. Her yanda.. Her nefeste.. Her zerrede yankılanıyor işte.. Son sözü ruhlarıyla söyleyenlerin sesleri.. Sen demişsin.. Ben demişim.. O demiş ne fark eder.. 

 Dedim ya kaybolmazmış sesler.. Yankılanır dururmuş gök kubbede.. Tıpkı onların sesleri gibi.. Her sabah ve her akşam.. Her gece ve her gündüz.. Her güneş doğuşunda ve her yıldırımda.. 

Elinden gelen varsa.. Ruhları susturun.. Çünkü ölmekle bitecek değiliz biz.. 


8 Ekim 2011 Cumartesi

Pişştt Pembiş Bebek, Anne Çatlak Teyzoş Özür Diliyormuş Dermsin?

Pişştt Pembiş bebek !! "Ne pembişi be" deme hemen.. Yeni doğan bebekler pembiş olurlar hep.. Birde çirkin.. Şimdiden anlaşalım yani, seni severken çirkin şey diye seveceğiz bir süre.. Büyünce güzelleşirsin ama üzülme.. Hatta babanın gözlerini, annenin buklelerini alırsan var ya.. Oradayken seçme şansın var sa  bence hemen değiştir yani..

Geleceğin haberi yayıldığından beri teyzelerin birbirine girdi ben sana diyeyim.. Şimdiden olaysın burada yani.. Mesela o gereksiz "anne yarısı olmaya meraklı" teyzen var ya, hah işte o, senin kız olacağın haberini bile annenden almamıza fırsat bırakmadan facebooktan ilan etmiş.. (Bu arada facebook diye bişrey var burada.. Ohoo ne işler dönüyor bir bilsen.. Sen gel ben sana anlatırım sen merak etme.. Tabi annene söylemek yok..) Biz ki senin geleceğini bile açık açık söylemiyorduk bu arada.. Nazar değer diye korkumuzdan.. Burada böyle tiplerde var işte.. İnsana kendi mutluluğunu kendi ağzında paylaşma imkanı vermeyen.. Bana göre ne kadar iyi niyetliyim deseler de bildiğin şov peşindeler işte.. Aklında olsun bebiş.. Hatta ilk teyze dersin olsun, insanların mutluluklarından çalıp kendine pay çıkarma..

Bu arada aklımdayken söyleyeyim hiiçç öyle anne yarısı olmak niyetinde değilim .. Çok şükür tam bir annen var.. Laf aramızda, baksana bu konuya meraklı bir sürüde "teyzen" var.. Soran olursa bu benim çatlak teyzem dersin.. Biz takılırız senle boşver sen ..  Bana öyle annelik öğütleri için gelme canım.. Ben bile o konu için annene gidiyorum.. O konuda o harikadır.. Senin içinde mükemmel bir anne olacak, bak görürsün.. ,

Bana daha başka şeyler için gelmelisin bence.. Mesela okul eteğini kısalttırmaya gelebilirsin.. Sevgilini al gel kahvaltı yapalım.. Sonra sonra aşklarını anlatmaya gel.. İlk aşkını seve seve dinlerim valla bak!! Sonra? Sonra? gezmek istediğinde gel.. Alışveriş için tabiki benden başkasına gitmemelisin.. İlk kadeh şarabını gözümün önünde içeceğinden eminim.. Tabiki bunlar aramızda.. Öldürür annen ikimizde valla..

Mesela sonbaharlarda tarçınlı elmalı kek yaparım ben sana.. Sonra çaylarımızı alıp camın kenarında sohbet ederiz seninle.. Kim ne derse desin kimse anneni benim kadar anlatamaz sana.. Mesela babanın askerden gelişini nasıl beklediğimizi anlatırım sana.. Sonra yem torbasını.. Annenin beni sevgilime güvenmediği için nasıl gizlice takip ettiğini de.. Sonra sana kırmızı elbisemi de anlatırım..

Ben annenin yarısı olmak istemiyorum bebiş.. Seni bekleyen çatlak bir annen var zaten.. Hatta nerede olursa olsun bana bile annelik yapan bir annen var.. Ama demedi deme kızdı mı var ya!!! Off Off Offf diyorum sana yani..

Velhasıl bebiş.. Minicik ellerinle ellerimizi tutmanı, sabahlara kadar ağlayıp gündüz uyumanı, minik minik tütüler  almak için teşrif etmeni bekliyoruz..

Bu arada annene ondan özür dilediğimi söyler misin? Muhtemelen bana çok kızgın.. Sana kıyamaz yine.. Bir aramızı yapıver sana  zahmet.. Teyzoş azıcık edepsizlik yapmış anne dersin.. Azıcık da aptal teyzemi kıskanmış dersin.. Bir de seni çok seviyormuş, kanatlarının altından atarsan çok korkarmış dersin olmaz mı..







4 Ekim 2011 Salı

Bizim Zamanımız da!!


Yok arkadaş yaşıtlar oturup eskiyi anmamalı bence.. Helede 80-85 arasında doğanları getirmeyin bir araya.. Çok sinir bozucu oluyor o konuşma.. İnsanı yaşlı hissettiriyor bildiğin..


Biz bu söz konusu nesil olarak pek şaşkınız zaten.. Ömrümüz şaşırmakla geçti bizim.. Hep bir yenilik hep bir değişim.. Bizden sonrakiler gibi uzay çağına doğamadık ki.. Bizim ki bildiğin uzay yolu çağı..

Yaaa, radyodan ses gelince içinde adam var sanan, o saftirik nesil biziz bildiğin..

Düşünün bir ya, bacak kadar veletsin.. Televizyonu daha anlamamışsın aha demişler renklisi geldi.. Ne işi var o adamların nan orada!! Birde çıktımı sana Zeki Müren.. Ses var, ama amcadan başka yok!! Yani sokakta yok, mahallede yok, evde yok.. Örneği yok sana.. Gel de anla!! Sonrasında Bülent Ersoy'da yaşadıklarımıza girmek bile istemiyorum..

Eh bunlar olurken, birde evlere yeni telefon bağlanmaya başladı.. Yanında da kalııınnnn sarı rehber.. Hani zaten yanında olmayan biriyle konuşmak mantığını sorgulayacak halde değildik biz.. Sonuçta iyi bir şey olarak sokakta oynayabilmiş son nesillerdeniz, bu yüzden çok da umrumzuda da değildi yani..

Bizi bağlayan kısmı, dediler ki Adile Naşit masal anlatıyor telefonda.. Hadiiiiii!!! Ne aradık Allahım ne aradık.. Ne faturalar geldi ne faturalar.. Sakın yanlış anlamayın biz baya baya Adile Naşit'le konuşuyoruz sanıyorduk.. Bildiğin sohbet muhabbet.. Bant kaydı bilmem ne.. Aklımızdan geçmiyordu yani.. Hem Adile Teyze yapmaz öyle yamuk!!

Biz bunları sindirmeye çalışırken, biri çıktı "aha bu bilgisayar" dedi mi sana.. " Yazar, sayar, kaydeder, biz yaptık!" Hadii buyur burdan yak.. O dönem tabi bizim bir işimize yaramıyor ancak belli yerlerde var, ama şimdi uzay yolundan biraz bilgimizde var hani.. Soruyorsun cevap veriyor falan..

Bunca şeyi bize kimse açıklayamıyor bu arada.. Çünkü büyüklerde anlamıyorlar .. Adam şimdi sana nasıl anlatsın radyoda adam yok, ses dalgaları var diye..

Böyle deli bir geçiş döneminde- hatta hem siyah  hem mavi okul önlüğü giymiş tek nesiliz, onda bile bir geçiş- her yerde ayrı hikaye dönüyor..

"Amerika da bir ocak varmış, yemeği 10 dakika da pişiriyormuş!!" Tanıdık geldi mi söz konusu fırın?, "Oda bir şey mi oğlum görüntülü telefon yapacaklarmış!!" Gözünü sevdiğimin skype'ı..

Şimdi bu hafif şaşkın nesilden birileri bir araya gelince,  konu buna dönüyor var ya oğlum!! muhabbeti başlıyor hemen..

Bence biz bu şaşkınlığı üzerinden atamamış ve hala da şaşırmaya devam edecek olan bir nesiliz.. Diğer yandan "bizim zamanımızda" çağına girdik giriyoruz.. Demedi demeyin!!

Azıcık Makale Gibi Oldu Ama Aklıma Geldi İşte..


Bence 1980-1985 arasında doğanlar olarak, bizler yönünü kaybetmiş sürekli şaşkın tipleriz.. Uzaylı gören masum köylü gibi, habire ağzımız açık aaa!! aaa!! halinde geziyoruz..



Tam her şeyin geçiş, değişim zamanında çocuk olmanın verdiği o tuhaf şaşkınlık üzerimize yapıştı kaldı.. Evet şaşkındık, çünkü ailelerimizde çok şaşkın bir haldeydi bizim.. Her şey inanılmaz bir hızla değişiyordu.. Uzay yolundan fırlamış icatlar artık her yerdeydi..


Televizyon evlerde vardı ama renkli televizyona yeni geçiliyordu mesela.. Büyük olay!! İzlemek için gazinolara gittiğiniz insanlar televizyondaydı.. Birileri sizin hayatınızı çekiyor, mahalledeki komşu ablayı karşınıza koyuyordu.. Bunun adına da dizi diyorlardı.. Müzik setleri çıkmıştı ortaya.. Yok muydu, vardı elbette ama set değildi.. Hoparlörlü, ayarlı olanları yeni çıkıyordu.. 


Sonra evlere telefon yeni geliyordu, o bile çevirmeli ağır telefonlardandı.. Telefonla beraber de kocaman sarı telefon rehberi veriliyordu.. Birini aramak ciddi paraydı.. Acil bir şey yoksa aranmazdı da zaten.. Hatırlıyorum köyde tek evde telefon vardı - hala o evi tarif ederken telefonlu ev derler- annanemle konuşmak için orayı arar çağırtırdık falan yani..


Öyle bir durumdu ki bizim ki, hem mavi hem siyah okul önlüğü giymiş tek nesiliz.. Onda bile bir geçiş vardı yani..


Herkes, ilk kez gelir düzeyi yüksek olanların aldığı, sonradan her eve giren bu yeni icatları sindirmeye çalışırken, biri çıktı " aha bu bilgisayar" dedi.. "Biz yaptık.. Herşeyi kaydeder sayar, senden benden daha akıllı.." Henüz televizyonun nasıl çalıştığını anlamamışken birde bunun şaşkınlığı eklendi mi sana.. 


Büyüklerin bile anlayamadığı bu düzeni biz çocukların anlaması yada büyüklerin bize açıklamaları tabi ki imkansızdı.. O yüzden  hep bir "oooğğvvv" nidası eşliğinde karşıladık olayları biz çocuklar olarak..


Yıllar geçtikçe teknoloji ilerledi.. Bu "oğğvv" nidasının bile yetersiz kalacağı bir yığın şey gördük.. Sindirebildik mi? Ben hiç sanmıyorum.. 


Bizden sonraki nesil için olduğu kadar kolay olmadı bu bizim için.. Sonuçta onlar bu durumun içine doğmuşlardı.. Bizse sürekli bir alışık olduğumuz durumun değişmesi halinden kurtulamamıştık.. Onlar zaten değişime doğmuştu.. Değişim, yeni fikirler, gelecek, uzay çağı mantığında bir hayata gelmişlerdi.. Bizse geçmişle gelecek arasında kalakalmıştık..


Bu gün,  bizim film diye izlediğimiz "Uzay Yolu" nu gerçek yapmalarında birşey kalmadı.. Ay seyahati yapmaya başlamak üzereler.. 


Gerçi bu şaşkın halimizi sadece bilimle sınırlamamak da gerek aslında.. Bu arada kalmışlık kültürel olarak da kaldı bence bizde.. Ne modern açık görüşlü olabildik, ne de gelenekçi..


 Mesela en basitinden bizim yaşta olanlara sormak gerek, gece dışarıda olsanız mesela 12.00 ya da 01.00 gibi içiniz huzurlu olur mu? Ben sorduklarımdan hep aynı cevabı aldım.. 


30 yaşına gelmiş ya da geliyor olamamıza rağmen bir huzursuzluk kaldı hep içimizde.. Çünkü gece dışarı da eğlenmek bir modernlik göstergesi olsa da, o saatte sokakta ya hırsız olur ya uğursuz lafını hep duyduk.. 


Din konusu bizde hep tabu olarak kaldı.. Hatta dikkat edin; yoga, karma gibi konuları en çok merak edenler ve buna karşılık en ön yargılı yaklaşanlar hep bizim nesil oldu.. Çünkü hep korktuk, "Bu aklıma yattı ama dinden çıkmayalım bir ya" demekten alamadık kendimizi..


Başka konularda da ne yaparsak yapalım, modern dünya, modern hayat, yenilik desek de içimizde hep bir acaba kaldı işte..


İlkokuldaydım bir gün eve dönerken arkadaşın biri bizi etrafına toplamış anlatıyordu.. "Amerika'da bir ocaklar varmış, 5 dakikada yemekleri ısıtıyormuş- evet mikrodalga oluyor kendisi-, ilerde telefonlar görüntülü olacakmış- skype da bunun karşılığı- , öyle bombalar yapmışlar ki oturdukları yerden bizi yok ederlermiş.." 


 Bunlar o zaman birilerinde duyulmuş sözler olsa da, biz çocuklar için inanılmaz şeylerdi mesela.. Görüntülü telefon ne demek ya!! 


O gün hayal gibi anlatılan pek çok şey hayatımızın içinde sıradanlaşmış ve hatta kat ve kat fazlasını görmüşken, hala şaşkınlık içindeyiz bence.. Hala çocukken dinlediğimiz hayal ürünlerini kullanıyor olmak biraz tuhaf gelir bence bize.. Diğer yandan bir sevimli halde vermiyor değil hani.. Hala şaşırabiliyoruz mesela..


Her gelen biraz daha durumu kabullenmiş geliyor.. Bizden çok daha az şaşıran çok daha kolay uyum sağlayan bir nesil  var etrafımızda artık.. Biz bilgisayarsız yaşayamazken, tablete geçmiş ve ona bağlanmış bir nesil söz konusu.. Abartı saymayın ama bu nesil sandığınızdan çok daha genç.. 

26 Eylül 2011 Pazartesi

Bir Kahvenin Boşuna mı Kırk Yıl Hatırı..



Türkler olarak biz de keyifli bir iş söz konusuysa, hemen kahve ocağa konulur.. Dostlarla sohbetten tuttunda, hayırlı ziyaretlere kadar her şey bizde Türk Kahvesi'nin kokusu yayılırken yapılır..

Komşuya "sabah kahvesi"ne gidilir.. İş yerine varınca bir "ayılma kahvesi" içilir.. Evde çamaşır, bulaşık biter eh " yorgunluk kahvesi" içmeden olur mu şimdi.. Akşam yemeğini yiyince de bir " keyif kahvesi" iyi gider..

Biz de bu geleneğe uyarak her fırsatta kahve için bahane yaratanlardanız.. Kızlar bir araya gelince ilk iş, biri kalkıp kahveleri yapar.. Şöyle bol köpüklü kahveler kaynadıkça kokusu yayılır eve.. Sohbet kahveyle beraber başlar.. 

Kışsa balkonda yağan yağmura karşı.. Baharda bahçede çamların altında.. Yazsa terasta şöyle gün batımına karşı içilen kahve ve ona eşlik eden sohbet gibisi yoktur..

Bir Türk Kahvesi'nin yanına en iyi iki şey gider.. Bir tabi ki şöyle kaliteli bir lokum.. İki bitter bir çikolata.. Unutmadan herkes farklı sever ama kahvenin tadı en iyi şekersiz çıkar..

Kahve diğer içeceklere benzemez pek.. Diğerlerini içersiniz geriye kirli boş bardaklar kalır..  Ama Türk Kahvesi içilince hemen fincanlar kapatılır.. Sohbet daha da bir koyulaşır..

Yüzükler fincanların üzerine konur.. Dilekler dilenir.. Fincanlar bin bir hayalle açılır..

Öyle falın adabını bilmeyen herkese de uzatılmaz fincan.. Sonra iki fincan aynı anda açılmaz.. Önce bekarların fincanı açılır mesela.. Bir fala bakılırken herkes dinler.. İyi habere sevinir, sıkıntıya üzülünür.. Gelecek güzel habere hep berber "inşallah" denilir..

Kimse geleceği görme derdinde değildir.. Maksat iki güzel söz söylemek, karşısındakinin moralini yükseltmektir.. "Ay için sıkılmış senin " ile başlayan fal, "Bak bak gördün mü sende?" il sürer.. Her falda mutlaka bir at görülür, ard arda develer gelecek kısmetlere yorulur.. Kuşlar hayırlı haberler taşır..

Fala bakılırken o konudan o konuya geçilir.. Sohbet sohbeti açar.. Dertler anlatılır, nazaralar kovulur.. Kahkahalar doldurur etrafı..

Belkide bu yüzden "Türk Kahvesi" bize hep "keyif"i hatırlatır..

23 Eylül 2011 Cuma

Bana Da Nazar Etme Ne Olur Bacım!!



Facebook sayfanızda, cep telefonunuzda, msn adresinizde bazı tipler vardır.. Hani liseden kalmıştır, üniversiteden sınıf arkadaşınızdır.. Samimiyetiniz yoktur da, merhaba merhabadan ibarettir ilişkiniz.. Hadi ayıp olmasın diye silemezsiniz de..

İşte o tiplerden bence var baya.. Pek sallamam, konuşmam.. Ancak işte doğum günüymüş, evlenmiş falan olursa bir kibarca tebrik ederim o kadar.. Bunların içinde buna saygı gösterenler olduğu gibi yalaka ve kıskanç tiplerinde olduğunu sizde tahmin edersiniz.. Hayatınız daki ilk olumlu değişiklikte birden kanka moduna geçerler.. Bir ilgi bir sevgi.. O kadarda belli olur ki ağzınızdan laf almaya çalıştıkları, zekalarına şaşar kalırısınız o derece yani..

Malum Kaptan'ın hayatıma girmesi ile beraber yeni bir sevgili sezonunu da açmış bulunuyoruz.. Nefret etsemde, facebooktan bunu ilan ettikten sonra başladı bu sevgi dolu "arkadaşlar"ın tebrik faslı..

Bunların ilki, önce hayırlı olsunla girdi konuya.. " Canım sevgili yapmışız, hayırlı olsun".. Ha yaptık çok şükür, kışa hazırlık işte.. Salça, reçel, erişte, bir de sevgili yaptık.. Normalde merhaba bile demeyen şahsiyet, bir anda bir sevgi yumağına dönmüyor mu deli oluyorum.. 

İkinci türü, soru sormaya başladı direk.. Ne iş yapıyor?, Kaç yaşında?, Ay resmi var mı? Hayır yani bu detayları sana bu saate kadar vermediysem, demek ki senle bu konuyu konuşmaya niyetim yok dimi.. Ama yok.. İlla öğrenecek.. Hatta o kadar aşırı sorular sordu ki , az kaldı akşam evine gidip kontrol edecek sandım o kadar yani..

Konuya ilgi duyan 3. arkadaş, en içlilerden .. " AA canım kaptan demek.. Yazık ya.. Kaç ay yok demiştin? Vah vah.. Kaptan ha? Nasıl olacak bilemedim ki?" En son üniversitede burası boş mu, oturucamda diye konuştuğum kız bildiğiniz kahroldu bana.. Öldü, bitti o derece yani.. Yazık ya, yazık ya diye diye içi çıktı hatunun..

Başka ne var derseniz felaket tellalı var , alırsanız.. Kaptan olduğunu anladığı anda başladı, o iğrenç espiri anlayışıyla.. " Kaptanların her limanda sevgilisi olurmuş kız.. Bak Ali kaptana"..

Kendisine "insan karşısındakini kendinden bilirmiş" demek geçse de, kuru bir gülümseme ile konuyu kapatmayı tercih etmek zorunda kaldım.. Zira ağzımı açsaydım, "Canım benim sen neden boşandın ya? Ben yeni duydum o olayı? Başkası mı varmış ayol?" şekliden Fatih Ürek vari bir sokak sohbetiyle cevap vermek gerekecekti..

Ve son numara.. Hani bazıları vardır ya bir zamanlar samimisinizdir de, artık değilsinizdir.. Ancak boşta kalınca ya da konuşacak kimseyi bulamayınca yanaşır.. Benim favorim onlar işte.. En yalaka halleriyle dibinizde biterler.. Yapmacık bir sevgi gösterisi.. Bir de konuşmalarından direk anlaşılır böylelerinin kıskançlığı..

İşte son olaya karışan arkadaş da bu cinsten.. "Sevgilin hayırlı olsun canım.. Senin için çok ama çok ama çok sevindim.. İnşallah bunu da kaçırmazsın - birde salak bir gülücük ekler-"

Bu cinse hiç tahammülüm yok benim.. Hiç cevap vermedim kendisine.. Yazdı, yazdı, yazdı.. En sonunda " Ay sevgili ile konuşuluyor galiba, bizim pabucumuz dama atılmış" dedi.. Seni atmak lazım damdan yalaka !! 

Hayatınızdan ne kadar bu asalak tipleri çıkarsanızda, bir şekilde merhaba diyecek kadar kalıyorlar işte.. Sizin ayıp olmasın hadi diye silmediğiniz bu tipler baya baya can sıkıcı olabiliyor.. En güzeli "hı hı" deyip geçmek herhalde.. Muhabbete girmenin gereği yok gibi.. Birde ardını kaşımak gerek ki en çok bunların nazarı değiyor nasılsa insana..

22 Eylül 2011 Perşembe

Sen Yokken Sevgili..

Sen yokken ben en çok sonbaharları sevdim sevgili.. Yağmurun sesini, senin sandım.. Ve kokusunda senden bir nefes aradım..

Sen yokken sevgili.. Bir sürü insan tanıdım ben.. Kimisini sen sandım.. Kimisine acılarımdan verdim.. Kimisi umutlarımdan çaldı.. Eksildim..

Sen yokken sevgili  ben, tam olmaya çalıştım.. Yarımlıklarımı, yaralarımı saklamayı öğrendim sen yokken.. Ve sen yokken kendime saklandım..

Yağmurlu bir sonbahar sabahında elinden tutup, ağaçlı bir yoldan yürüyüp gideceğimizi umdum..

Sen yokken sevgili.. Ben çok yalnız kaldım.. Sevemedim sevgili.. Dümdüz şartsız.. Kuralsız.. Doya doya sevemedim.. Sen yokken.. Ben hep sevdim sandım..

Kimselere seni seviyorum diyemedim sevgili.. "Bende" ler tuttu seni seviyorumların yerini..  Ve ben hep  seni seviyorumları geçiştirdim sevgili..

Sen yokken ben, çok yarım kaldım..

21 Eylül 2011 Çarşamba

Anne Ben Pıtırcık Oldum! Sevgi Pıtırcığı!!


Ben size bir sürü şey yazdım.. Sildim.. Yazdım.. Sildim.. Baya bir bunalım, baya bir dertliyim zaten, sormayın.. Kimin nazarı değdi, nasıl değidi bilmiyorum ama neye elimi atsam bir yamuluyor bu aralar.. Eh arkadaşlarda aynı durumda olunca, biz baya baya arabeske bağladık.. 


Biri nişanı attı.. Şerefsiz herif cesaret edemediği için mesaj atmış.. Birinin acil iş bulması gerek, zira etrafındaki söylenme zinciri gitgide daralmakta.. Ben deseniz hem işsizim, hem de aşık olamıyorum bir türlü..