10 Temmuz 2011 Pazar

BAHÇE..

Saat gecenin üçü..  Yok sabah oluyor değil mi bu.. Bir Pazar sabahı saat üç.. Uzun zamandır kayboldum Hayat'ın içinde.. Hayallerim, duygularım, amaçlarım bile kayboldu belkide.. Birisi olmak için uğraşırken bir zamanlar.. Birden birisine benzemek için uğraşırken buldum kendimi..

 Hayat tuhaf aslında.. Boş boş televizyona bakarken, Osman'ın kokusu geldi sanki burnuma.. "Osman" babanemim benim için aldığı fesleğen bu arada.. Çocukluğumdan beri her baharda alır bir tane.. Ve ben onu bir başka severim.. Her gelen Osman aynıymış gibi.. Hiç ölmüyor ya da değişmiyor gibi..

Ne diyordum ki ben, ha balkon.. Eskiden günlük tutardım ben.. Hala bazılarına da bakarım arada.. İçindekileri anlatmak iyi gelirmiş insana.. Balkon.. Burası benim yaz-kış yazdığım yerdi bir zamanlar.. Hep de bu saatlerde.. Osman'ın kokusu ile.. 

 Balkon bir bahçeye bakar burada.. Apartmanın tam girişine.. Tüm gün onca hareketlilikten sonra bir sessizlik sarar girişi.. İşte o zaman sessiz sokakta gezen kediyi görebilirsiniz.. Sonra bahçe kapımızın tagına sarmış gülleri ve onu kucaklamış olan Hanımelllerini.. Ve tabiki  apartman ahalisinin yıllardır "aşılatalım da meyve versin" ile "aman çoluk çocuk dolar bahçeye" kararsızlığı arasında gidip geldiği limon ağacı, büyük çamın dalları altında yükselir..

 Yaz kokar burda her yer.. Hanımeli ile gülün kokusu karışır birbirine..  İğde ağacı eşlik eder onlara.. Nar ağacı kırmızı çiçeklerini açarda açar burada.. Üst bahçenin kokusu karışır, bizimkine..

 Sokak o kadar sessizdir ki burada.. Sadece arada yoldan geçen bir iki arabanın sesi gelir bu saatte.. Birde martıların yer kavgası.. Huysuz iğde ağacının yaprak hışırtısını da duyabilirsiniz üst bahçeden.. Keyfi yerindeyse, deniz kokan rüzgarla oynaşıyordur kesin..

Burada en güzel hayal arka bahçede kurulur.. Apartman ahalisinin diktiği çamların altında.. 25 sene.. Yanınızda siyah saçlı, çekik gözli bir kız çocuğu.. Yegane oyun arkadaşınız.. Değişir insalar büyünce derler..  Ama burada hep o küçücük halinizle kalırsınız.. Elinden tutarsınız yine o çocuğun .. Diğer elinizde oyuncak bebekleriniz.. Çimlere uzanırsınız.. Mavi gökyüzünden bulutlar geçer.. Bebekler.. Gemiler.. Atlar.. Luna parklar.. Balonlar.. Hatta açsanız kızarmış patatesler..

 25 sene.. İlk aşklar.. ilk kavgalar.. İlk dostlar.. İlk yollar.. İlk ayrılıklar.. İlk okula gittiğiniz gün bile sizi o merdivenlerde bekler burada.. Önünde denizci formanızla durup, resim çektirdiğiniz o gün ordadır işte..Yıllar sonra face de bulup, sevinçten ağladığınız, oyununuzun yarım kaldığı diğer oyun arkadaşınızda  hala orda bekliyordur sizi.. Topunuzun sesine sinir olan Kedili Teyze..Annane.. Sizinle oyun oynayan o abla.. Orda durur sesleri..

 Dedim ya 25 sene.. Eski bir oyun gelir aklınıza.. Eski bir arkadaştan kalan.. Oyun kilimizin renleri canlanır birden.. Sonra mutfak takımlarınız.. Yemek yaptığınız yapraklar.. Pastanızı süslediğiniz minik papatyalar..Yağmurlu bir günde nasıl bahçeye çıkamadığınızı anarsınız sonra..

Eski bir öğüdü hatırlarsınız belki.. Karşı komşunuz Pamuk Annanenin yadigarı.. Ve gökyüzüne bakarsınız.. Dediği gibi.. "Allah dualarınızı kabul ettiyse bir yıldız yakar gökyüzünde.. Kaldır başını ve bak.. Eğer oradaysa bil ki yanlız değilsin artık.."
 
Ve yıllar sonra bir gece arsız bir fesleğenin kokusuyla kendinizi balkona attığınızda.. Dışarıyı görmek için parmaklarınızın ucunda durduğunuz balkona, artık büyük bile geliyor olsanız.. Hanımelinin gülle karışan kokusunu çekersiniz içine.. Ve başınzıı kaldırıp yıldızınıza bakarsınız.. Hala oradamı diye.. Yeniden umut dolar içiniz.. Ve evet.. Sana dair herkes oradadır.. Bilirsin.. Sen kimsin..