18 Temmuz 2011 Pazartesi

"Geri Verme Şansımız Var mı?" Bir Umudun Hikayesi!!

17 Temmuz 1988 yılında bir hastanenin bahçesinde ailecek piknik yapıyorduk biz.. Evet evet bir hastanenin bahçesinde.. Zaten son bir iki ayımızda, bir tuhaf geçmişti.. Kendi evimizde kalmıyorduk.. Annanemde kalıyorduk.. Oradaki ev kalabalık olmasına rağmen, neden orda kaldığımıza anlam verememekle beraber gündüzleri yengemle atölyede oynayabildiğim için bu tuhaf duruma sesde çıkarmıyordum yani..  Tek derdim evimiz yol kenarında olduğu için sabaha kadar susmayan arbaların sesiydi.. Gece uyanıp susturun bu arabaları diye ağladığım anlatılır hala ..

 Sadece 5 yaşındaydım.. Oyun oynayabildiğim sürece sorun yoktu ve  bunun içinde dayımın üç katlı konfeksiyon atölyesinden iyi bir yer olamazdı.. Oyuncak bebeklerime hergün ayrı elbiseler dikilir, yatak yorgan yapılır.. Uykum gelince en alt katta kumaş deposunda, ki orda kalıp çıkartılırdı, benim için kumaş toplarının en üstüne yataklar yapılırdı.. Giriş katında kocaman bir yemekhane vardı.. Tüm gün oraya gelip gider annanemden kurabiye, poağaça alırdım.. Dedemin ceplerinde her zaman çok sevdiğim şamfıstıkları olurdu.. Bir çocuk daha ne ister?

 İşte o 17 Temmuz sabahı hastanenin bahçesinde, bir çocuğun asla istemeyeceği ama büyüdükçe "Allahım ya olmasaydı" diyeceği bir bekleyiş içindeydik biz.. Ailece beni oyalamaya adanmış bir gün.. Hala yediğimiz o kocaman şeftalileri hatırlarım..

 Sonrasında aslında hatırladığım şey, bir hemşirenin gelip beni aldığı.. Hiç korkmadan peşine takılıvermiştim.. Heyecanlı heyecanlı gelen hemşire "Gel bak sana ne göstereceğim" diyerek beni içeri soktu..Koridorları hayal meyal hatırlıyorum.. Bir sürü insanı geçtik.. Sonra bebeklerin olduğu yere geldik... " Senin için bir hediye var, burda!!" diyen hemşireye tuhaf tuhaf baktığımı hala hatırlıyorum mesela.. Orada tosun gibi, koca kafalı, simsiyah saçlı bir bebek!!! (Hatta o kadar yumuk yumuktu ki ilerleyen yıllarda aile arasındaki adı "Yumoş" olarak kaldı)  Evet uzun süre ağırlığı yüzünden kaldıramadığım, beraber çekilmiş tüm çocukluk resimlerimizde kucağımda yastık gibi duran bir bebek!!

  O günün ardından eve döndüğümüzde oyuncak bebekler, bileziklerle beni kandırmaya çalışan sevgili ailem.. Sürekli ağlıyordu bu!! Oyunda oynayamıyordu.. Kucağımada alamıyordum zaten.. Geride almıyorlardı bunu hastaneye.. Üstelik her gelen misafir oyuncaklarımı paylaşmamı, onu korumamı söyleyip duruyordu.. Off bu bebek sorundu!!

 Bu gün aradan 24 yıl geçmiş.. Koca kafalı bebeğim tam 24 yaşında.. Gerçi o hala 23 buçuk diyor ama olsun.. Kendisini geri veremedik (Evet hala ara ara annemlere teklif ediyorum).. Hala kucağıma alamayacak kadar kocaman.. Ve evet hala sesi çok çıkıyor..

Ama hemşirenin dediği doğru çıktı.. Ufaklık hediye oldu bana.. Yanında ağladığım.. Dertleştiğim..Söylendiğim.. Sarıldığım.. Başka arkadaşa, dosta ihtiyaç duymadığım..

 Bu gün ufaklığın doğum günü.. Sabahtan beri etrafta dolaşıp kutlamayacakmısın doğum günümü deyip duruyor.. Bana ne diyorum senin doğum günün.. Kıskandın mı beni diyo? Ne kıskancam diyorum.. Sen beni kıskandın asıl önce ben geldim!!

Biz birbirimizi yerken, babacık gidip iki pasta alıyor.. Bu gün itibariyle elimizde 24 yıllık, iadesi ve değişimi olmayan bir Yumoş var.. Ben elimizdekini kabullendim.. Yapacak bir şey yok.. Her sabah asık suratıyla kalkıp bana sarılmasını özlerim zaten.. Sonra sen bana bu gün hiç şevkat göstermedin nasıl ablasın diye sırnaşmasınıda unutmamak gerek..

 Yumoş'um nice yıllara!! Doğum günün kutlu olsun.. İyiki geldin, gelmesen ben çok sıkılırdım buralarda.. Ve evet seni kocaman ama kocaman seviyorum!!