18 Temmuz 2011 Pazartesi

Zeus'un Memleketlisiyim Bu Günlerde

Tüm gece "off uykum geldi" diyerek esnedikten sonra, herkesin uykusunu getirmeyi başararak odalarına yolladım.. Hepsi gidince de kendimi terasa attım.. Burda en güzel zaman gece herkes çekildikten sonraki zamandır.. Sessiz sakin.. Sadece çekirgelerin sesleri var.. Ve evet burda yıldızları daha rahat görebiliyor insan..  Ama en güzeli tepedeki koskocaman ay!! İstanbul'da bu kadar yakın, bu kadar dokunulabilir gelmiyor sanki insana..

 Akçay'a varışımızın ikinci günü.. Yolculuğumuz daha önce size anlattığım otobüs yolculuklarından pekde farklı olmadı.. Seçtiğimiz daha doğrusu yer olmadığı için seçmek zorunda kaldığımız otobüs firmasının Dudullu'daki otogarında başladı zaten şenlik..

Eski Harem otogarını hatırlarmısınz bilmem.. Böyle mahşer yeri orda kurulmuş gibi olurdu.. Her şiveden insan sesi duyar, memleketlerinden çuval çuval erzak getirmiş teyzeler,  tatile gideceklere bir tuhaf bakardı.. Onlar için sosyetik, zengin vb. gibi gelirdiniz.. O kadar kalabalık olurdu ki yanınızdakini kaybettiniz mi bulmak imkansızdı.. Sonra otobüsler geç kalır, havasızlık, yazsa sıcak kışsa soğuk deli ederdi insanları.. Otobüsünüzü bulmak da öyle kolay değildi.. Kime soracağınızı bilemezdiniz.. Sorduklarınız ya tersler ya da cevap bile vermezdi.. İşte aynı bu sahneyi tekrar yaşadık biz, bu büyümekte olan otobüs firmasının Dudullu tesislerinde.. Aynısı.. Eksiği var fazlası yoktu yani..

Bunlara ek otobüslerin karışması durumu vardı ki oda ayrı bir komediydi.. Herşey 50 numaralı yolcunun yanına benim koltuğumda 50 numara diye gelen amcayla başladı.. Muavincik (Hakkını yememek lazım, baya uğraştı ve insanların bağrışlarına sabır gösterdi), aynı sefer sayılı iki otobüs olduğunu, birinin sonunda tre(-) işareti olduğunu söyleyincede karıştı ortalık.. Herkes biletini sormaya başladı.. Çocuk kimisini öteki otobüse yolluyor, kimisine kalın diyor başladı bir curcuna otobüsün içinde.. 22.30 otobüsü 23.00'da hala yerleşememişti. En son olaya isim listesi ile çözüm bulundu da, yola çıkabildik..

 Size uzun uzadıya yolculuğu anlatmayacağım.. Klasik otobüs yolculuğu oldu işte.. Ama "Ben yıllardır uçakla gider gelirim, 20 yıldır otobüse binmedim" diyen kızcağızın çantasından böreklerle dolu tası çıkarışını anlatmamam gerek.. Dönüp "Pardon, uçaktan kalma alışkanlık mı?" diye sormamak için kendimi zor tuttum..
 

8 saat süren yolculuğun ardından, babacık karşıladı bizi.. Kocaman kocaman sarıldı (bizim babacığın kendiside kocamanda) eve geldiğimizde babanem zaten balkonda bekliyordu.. Annem çay suyunu koymuş, kahvaltıya hazırlanıyordu.. Yol byunca uyumuş olsanızda yataktaki uykunun yerini hiç bir şey tutmuyor.. Hemen odaya çıkıp pembe çarşaflarımın içine attım kendimi.. Annem birgün önceden odaları temizlemiş, mis gibi sabun kokuyordu heryer.. Kaz Dağlarına karşı derin bir uyku gibisi yok..

 Eğer Akçay'daysanız, sabah kahvaltısında yemeniz gereken iki şey; köylü kadınların yaptığı peynir ve yeşil zeytindir.. Tadıda kokusuda bir başkadır burada.. Bu yıl buna bir yenisi daha eklenmiş.. Sevgili komşumuz Bursalı Teyze, bahçede sebze yetiştirmeye başlamış.. Tüm site bunu tutunca, kocaman bir bahçe olmuş.. Domatesler pardon "domatlar", biberler, taze fasülyeler, salatalıklar, bamyalar.. Kahvaltıda yediğimiz domatesin renginin kırmızı değilde turuncu olduğunu kırmızısını görünce anlıyor insan.. Birde fırından yeni çıkmış sıcacık ekmek..

 Denize gelince bu gün dalgadan ve Pazar olmasından dolayı gelen krocuklardan başka süper, harika, müthiş.. Hani o ilk denize girişinizde bir cızz yapar ya teniniz.. Off diyorum size yani..  Dışarının yakan sıcağındna sonra Ege'nin buz gibi kaynak sularıyla karışan serinliği.. Karşınızda Kaz Dağları.. İnsan düşünmeden edemiyor.. Boşuna değil bu kadar düşünce adamının, şairin, tarihçinin bu kıyılardan çıkması.. Tesadüf olamaz diyorsunuz.. Sanki o koskoca dağların en tepesinden Zeus sizi izliyor gibi bir hisse kapılıyor insan.. Bir oyun gibi her yeni günde Zeus'un bu gün ne oyun hazırladığını düşünüyorsunuz..

 İnsan burada, anlatmak zorunda hissediyor birşeyleri.. Mutlaka kaydetmeliyim.. Mutlaka yazmalıyım diye geçiriyor.. Ve burada Hayat yüzyıllardır ruhunu koruyor gibi geliyor..