30 Aralık 2011 Cuma

Kötü Arkadaş, Kötü Dost, Kötü..





Ben kötü bir arkadaşmıyım bilemiyorum.. Belkide bazen çok üstüne gidiyorum insanların.. Belki de bu yüzden anlamıyorlar beni.. Onlar sadece kendilerine dair bir saldırı görüyorlar.. Bense kendimin acısını çektiğim bir şeyi başkasında görünce dayanamıyorum.. 

İnsanlar acıyı pohpohlamaya çok meraklılar nedense.. Ağlak bir konu varsa mutlaka orada bir yığın insan görebiliyorsunuz.. Hepsi olan acıya kendi acılarnıda katıp, alevi iyice körüklerler.. O kendininkini anlatır, öteki berikininkini.. Alır başını gider bu iş.. Sonunda bir bakarsınız, aradan aylar geçmiş ama sizin tek konuştuğunuz konu acınız.. Başka hiç bir değişiklik olmamış.. Üstelik o kadar çok konuşulmuş ki, gram azalmamış.. Kanıksanmış hatta..

Helede acınızın kaynağı bir başka insansa, olayın nerelere varacağına inanamazsınız.. Herkes yakından bile tanımadığı bir adam/ kadın için sayarda sayar.. Hepimiz severiz birini suçlamayı.. Allah onun belasını versin.. Ayaklarına kapanır inşalaahh!!! Ama kimse, bunları söylerken kendisinin  size yaptığı hakareti fark etmez.. Hatta siz bile.. Sizin adam yerine koyduğunuz, değer verdiğiniz birine bunca hakaret aslında sizedir de.. Sizin tercihlerinize.. Sizin yaşadıklarınıza, hayatınıza.. Sizi siz yapan hatalarınıza..

Arkadaşlar, pohpohçular, canım ciğerimciler, ah benim kuzum yazık sanacılar.. Sizi sanal bir hayatın içine sürükler durur bir anda.. Adamın/kadının başına gelmeyenin kalmadığı, mutsuzluktan öldüğü, pişmanlıktan kavrulup kapınıza dayanacağı, Allah'ın onu cezalandırdığı, fellik fellik sizi aradığı bir dünyada bulursunuz kendinizi.. Mutlu mesut.. Sonra..

Sonra gece olur..  Başınızı yastığa koyarsınız.. O an konuşan sadece içiniz olur.. O teselliler hiç bir işe yaramaz.. Sizi pohpohlayan olmaz.. Ağlar ve öylece uyursunuz.. Ertesi sabah yeniden uyanıp, aynı oyuna kendinizi bırakırsınız.. Acınız? kağıt kesiği gibi.. Görünür ama görünmez..

Böylece günleriniz geçer.. Size unutturmazlar.. Nede siz unutmak için birşey yaparsınız.. Onun yokluğu ile kendinize yeni bir ilişki kurarsınız .. O hayatına devam ederken,  gezerken, eğlenirken, yaşarken.. Siz yaptıklarını takip eder, sonuçlar çıkarır, hatta üzerinize alınırsınız.. Facebooktan paylaştığı bir şarkı için arar hesap sorarsınız.. Defalarca.. Terslenirsiniz.. Yüzünüze kapatılır..  Onun hayatının köşesinden kıyısından arta kalanlarla kendinizi avutursunuz.. Siz günlerinizi peşi sıra harcarken.. O hayatının keyfini çıkarıyordur zaten.. 

Sizse avutucularınızla halinize yanmaya devam edersiniz.. Hergün işkencenizi dahada ağırlaştırarak..

Belkide böyle günlerde en çok, dostlarınızı kırarsınız.. En çok onların dedikleri saçma gelir.. Onlar sizi anlamıyor, onlar sizi önemsemiyor, onlar hissettiklerinizi bile sallamıyordur.. Kendi mutlu hayatlarının içinden konuşmak kolaydır.. Eee boşa dememişler.. Bekara karı boşamak kolay.. 

Ama en zoru dostunuzun kendini tükettiğini görmektir aslında.. Vakti zamanında değer verdiği birinin değiştiğini ve artık doğru insan olmadığını gördüğünüzde, onun buna rağmen hayatını harcamasına tahammül edemezsiniz.. Onun saatleri bile çok değerlidir gözünüzde.. Onun günlerini bunalımlarda geçirmek yerine neler yapabileceğini bilirsiniz çünkü.. Bilirsiniz ve sorgusuz sualsiz inanırsınız ona.. Susmak istersiniz.. Susamazsınız..       Siz aynı durumdayken, onunda size aynını yaptığını ve yine  yapacağını bilirsiniz.. Öylece bekleyemezsiniz.. Kötü olursunuz.. Anlayışsız olursunuz.. Acısını anlamayan, hissetmeyen olursunuz.. Olsun dersiniz.. 

Dost dediğiniz, sadece sizi dinleyen değildir.. Kötü günümde yanımdaydı, yok beni çok iyi anladı.. Dost dediğiniz şey kötü olacağınızı da bilseniz, onun hayatla arasındaki bağ olmaktır aslında.. O her koptuğunda sımsıkı onu tutabilmektir.. 

O istediği kadar söylensin, huysuzluk etsin.. Siz onun kendine inandığından daha çok inanırsınız ona . Hemde bir an bile şüphe duymadan..