29 Ağustos 2011 Pazartesi

İnsanoğlu Nereye Kadar Kurar?

Facebookta hani bazen salak ölümlerin haberlerini verirler.. Bilmem kaç kişiye çağrı bıraktı, geri dönen olmayınca kendini öldürdü.. Yok efendim saf alkolü içti midesi delindi.. Kendini Pikaçu sandı damdan atladı.. Ben çok kızarım bunlara.. Biraz bencilce ama bu kadarda salak olmasalarmış, evrim teorisi işte, güçlü olan hayatta kalır falan derim.. Bunu içinde sürekli deme öyle insanın basireti bağlanıyor diye millet bana söylenir..

Hah işte dün gece tamda bu arkadaşların yanına baş köşeye oturuyordum.. Nefes almakla ilgili bir sorunum var benim.. Burnum düğme kadar olduğu için, ordan gelen oksijenin bu koca cüsseme yetmediği inancındayım.. Bu yüzden burun damlam hep baş ucumdadır.. Birde Vicks'im.. Bayılırım onun kokusuna.. Yatak, yorgan, oda deli gibi kokar..

Dün gece yine sabaha karşı yattım yatağa.. Sağa dön yok, sola dön yok.. Gün ağaracak nerdeyse, ben uyuyamıyorum.. Sabahda erken kalkıp kızlarla buluşcam, uyumama gerek.. Ya dedim nefesim biraz daraldı, biraz viksi süreyim ben en iyisi.. Böyle bolcana süründüm Vicksi.. Sonra derin bir nefes aldım.. Anaaa!!! Vicks burnuma kaçtı.. Ama öyle böyle değil.. Burun deliklerim her nefes aldığımda bildiğiniz buz küpü oluyor.. Bişi olmaz ya deyip uyumaya çalışmaya devam ettim ki, yutkunurken Vicks tadı aldığımı o an fark ettim..

Ahaa!! Aldımı beni bir telaş.. Allah'ım sonuçta ilaç bu.. Ağızdan almayınız falan diyo.. Ben bildiğin yuttum!! Ne senaryolar yazdım Allahım ne senaryolar..

Öylece ölüveriyorum.. Sabah annem nasılsa uyuyo bu diye bakmaya gelmiyo, öyle akşam ezana kadar kalıyorum.. Ama diyorum kızlarla buluşcam, gitmeyince arayacaklar elbet.. Sonra? Sonra beni bulacaklar.. Hastaneye gideceğiz.. Doktor hastayı kaybettik diyecek falan.. Bunlar kafamdan geçiyo, iyi güzelde asıl endişem ne? 3. sayfaya oradanda facebooka haber olmak.." Vicksle intihar eden kız, artık rahat nefes alıyor"..
"Kızın son sözü derin bir ohh çektim oldu"..

Sonra Arkdaşlarım çıkacak televizyona gözü yaşlı.. Çok canlı, hayat doluydu acımızı anlatamıyoruz falan diyecekler.. Eski sevgililer çıkacak "Yani beni bu kadar sevdiğini bilmiyordum acım büyük, konuşamıyorum" diye beyanat verecek.. Zavallı annem şaşkın.. Nasıl bunu başardığımı anlayamayacak..

Bir yandan kendi kendime "Saçmalama ya diyorum. Amma abarttın.Çocukken hep Vicks kullanırdık, damlamı vardı falan".. Diğer yandan arkadaşımın c vitaminiyle intihar etmeye çalışan seviglisi geliyor aklıma.. En çok ben gülmüştüm çocuğa.. Ailesi baygın bulup hastaneye kaldırmışlardı da, doktor midesini bile yıkamamıştı.. Bu kadar c vitamini görünce vücut sevinçten bayılmıştır demiş; birde "Bi ömür grip olmaz artık sizin oğlan" diye de kafa bulmuştu.. "Allahım diyorum hani insan birine güldü mü başına gelmeden ölmezmiş, benim kaderimde böyle mi olacak. Arkamdan ne diye gülecek doktor? Ciğerleri oksijen dolmuş bir ömür nefes almasa yeter mi diyecek?"

Ben tüm bunları kafamda kurarken, evet kalkıp bir su içeyim, bir şu ilacın yan etkisi var mı bakayım demedim.. Felaket senaryolarım, üçüncü sayfa başlıklarım ve arkamdan yazılan facebook iletilerim ile uykuya dalmışım.. Sabah uyandığımda şöylee deriiiiiiin bir nefes aldım.. Burun yanması yok.. Vicks tadı yok..

Az kalmıştı yani.. 3. sayfaya manşetten giriyordum, haberiniz yok..  Blog dünyasının acı kaybı olaraktan..

28 Ağustos 2011 Pazar

Dağları Deldim Tek Başıma!!!


Burcum oğlak.. En önemli iki özellği: bir inat, iki merak.. Her burcumun özelliklerini okuduğumda mutlaka not düşülen bir şey vardır ; Merakınıza hakim olun..

Peki bu uyarı beni engelliyor mu? HAYIR.. Bu çocukluğumdan beri böyle.. "Ama neden?" diye sormadığım herhangi bir şey olduğunu sanmıyorum.. Hatta sevgili komşu teyzeme o kadar çok ama neden diye sorarmışım ki kadıncağız beni eve yollar, " Ah komşum Allah sana sabır versin" dermiş. Şimdi hayal meyal hatırladığım bir kaç kareye bakınca, kadına ben bile hak veriyorum..  Çünkü benim merakım öyle sınır tanıyan cinsten değildir.. Mesela;
-Bu ne?
-Bir kara sinek?
-Sinek olduğunu nerden anladık?
-Vızıltısından ve uçmasından
-Nasıl uçuyor peki?
-Kanatları var?
-Kanatları ona kim vermiş?
- Allah
- Ama neden?
-?????
-Kelebeklerde uçuyor, onlarda mı sinek?

diye  devam eden uzun bir konuşma.. Şimdi belkide normal görünen bu konuşmayı size 4 yaşında bir çocuğun yaptığını ve konun sonun gelmediğini bir düşünün..

Okula başlamam, okumayı öğrenmem ailem için sevinç kaynağı oldu.. Evin içini bildiğiniz kütüphaneye çevirdiler.. Her yerde ansiklopediler vardı.. Ne merak etsem hemen "Aa bak orda kitaplar, kendin araştır öğren" şeklindeki cevabıda hemen ardından yapıştırır oldular..

Büyüdümde durum değişti mi? Tabi ki hayır.. Tek farkı hayatımıza "google" girdi.. Direk sorduğuna cevap veren bir amca :) İnternetti, google'dı, facebook'tu, msn'di derken her merak ettiğimiz bilgiye, her merak ettiğimiz kişiye direk ulaşma imkanı yakaladık..

Ancak bunlar her zaman doğru cevapları almanızı sağlamadığı gibi, yanlış varsayımlara ulaştırarak sizi derin potlarada götürebiliyor tabi..

Mesela yeni facebook açmış platonik aşkınızın resimlerine bakıyorsunuz diyelim.. Nereye gider, kimle takılır ya da  hiç bişi olmasa kendini göreyim diye değil mi.. Sonra birden resimlerden birinde bir şey gözünüze takılıyor.. "Aha!! O parmağında parlayan bişi var!! o nedir o??"  "Yok canım yüzük mü o???  Kesin babasınındır, hatıradır.. Ama pek de öyle bir hatıra yüzüğü gibide değil bu?"

Ne yapılır bu durumda? Hemen danışma kurulunun, ilgili uzmanı aranıp durumu anlatırsınız.. Cevap gecikmeden gelir.. " Duvarına bir bak bakalım, öyle birşey varsa biri mutlaka bişi demiştir.." Harbiden ben bunu neden düşünemedim dersiniz.. Hemen tüm ayrıntılarıyla duvar taranmaya başlanır veeeee....
" Hayırlı olsun Pluto, senide kaybettik desene" diyen bir arkadaş görülür.. Şimdi kızların arasında böyle bir muhabbetin anlamı bellidir.. Bir erkek diğerini ne zaman kaybeder, evlendiğinde..

"Al sana merakın sonu.. Kurcalama dimi.. Yok illa öğreneceksin" diye kendi kendinizi yerken, kurulun ilgili uzmanı, yeni ipuçlarını merak ettiği için arar.. Olayı kendisine aktarır ve "Yapmaz o ben biliyorum o böyle biri değil" " Ben sorucam ona gerçeği" diye mızıldanılır..  Onayda çıkınca hemen bir mesaj atılır.. "Sen nişanlandın mı?"

......
.........
...........

Ahh o bitmek bilmeyen sessizlik.. Sonra bir mesaj sesi " Bildiğim kadarıyla hayırda, sen bunu nerden çıkardın?"  Ne diyeceksin? "Bildiğim bir iki şeyden" diye yuvarlak bir cevap verilir ve sevgili platonik aşkınız anında olayı çözer.. Attığı mesajda kibarca resimlerden birinde yüzüğü olduğunu ve nedenini açıklar.. Ki zaten sizin düşündüğünüzle bir ilgisi yoktur bile.. Sonra da ufaktan kafa bulur.. Duvarında sonunda facebook'a geldiği için senide kaybettik şakası yapan arkadaşları olduğunu gülücüklü mesajında iletir..

Evet.. Merak.. Çok kötü bir şeydir.. Hemde çokk..  Ha birde her gördüğünü, genele göre yorumlamamak gerek ... Valla.. İkisi bir araya geldimi insan ardıyla devirdiği dağlarla aya bile gidebilir.. Valla bak..Deneyimlerimden biliyorum..

Sonra mı? İşte bu şarkı dinleyip feyz alınır.. Kendim ettim kendim buldum!!!

27 Ağustos 2011 Cumartesi

İtiraf ediyorum sildim yazdığımı.. Her kelimesinin sonuna kadar arkasında olsamda, bazı konular kullanılmaya çok müsait oluyor.. Bu nedenle sildim..

25 Ağustos 2011 Perşembe

MİNİK AMA ÇOK MİNİK KABİLE

Geçen gün boş boş televizyona bakarken, içimden şöyle" Bizim Aile" , "Neşeli Günler" gibi birşey olsa da izlesek diyordum.. Ben çok severim o eski filmleri.. Neşeli, umutlu, hatta huzurlu gelir bana.. Mutlu olurum izledikçe.. Defalarca izlesem; hadi baştan deseniz, mısırı patlatayım hemen derim..

Bu gün şu "Bizim Yenge" dizisine denk geldim.. Aynı tadı verdi desem yalan olmaz herhalde.. Yayından kalkmasın diye, her gördüğüme, gerek överek gerekse zorla izletesim var ..

Dizi  bana direk bizim kabileyi hatırlattı..Ne yalan söyleyeyim, biz daha kalabalığız.. Şimdi hesaba vurursak; annemler 5 kardeş ve hepsi evli, kafadan 10 kişi.. Her birinin en az 2 çocuğu var, 10 kişide çocuklar etti mi.. Eh bu çocuklardan 2'si evli, onların da var birer çocuğu.. 4 kişide buradan.. Eh baba tarafı pek kalabalık değil ama onlar da var bir 3 kişi.. Toplamda minimum 29 kişi.. Buna annemlerin kuzenleri, aile büyüklerini de eklerseniz siz düşünün.. Biz bir aile değiliz efendim, Bildiğiniz "kabileyiz"..

İnsan, bunca kişi bir araya kırk yılda bir geliyordur diyor ama öyle tek tek işlerden zevk alan insanlardan değiliz biz.. Tek aile olunca sıkılıyoruz sanki.. Oldu mu hep beraber olacak illa.. Mesela 4 masa kurulacak yemek için.. Yemekler çifter tencerede pişecek.. Yemek yenmeden konulacak çaylar ocağa.. Yatıya kalınacaksa, gençler mecburi sabahlayak; yatacak yer yok diye..

Şöyle masaya oturma zamanı geldi mi, bir telaş olacak.. O; onu çağıracak, öteki diğer odadakine seslenecek.. Biri ufaklıkları toplayacak mesela.. Sonra masalardan kahakahalar yükselecek.. Biri ekmek isteyecek.. Öteki tuzu soracak.. Bir masadan diğerine geçecek sürahi.. Sohbet uzadıkça uzayacak..

Yemek bitip de, kalkıldı mı masadan; 50'likler salona geçecek.. Hatunlar sohbet ederken, erkekler cami için hazılanacak.. 20'likler balkona kaçıp gizli gizli sigaralarını içecekler.. 30'luklar bulaşığa çoktan başlamış olacaklar.. Ufaklıklara gelince, tabiki yakalamaca oyununa kaldıkları yerden devam edecekler..

Yemekti, toplanmasıydı bitti derken; çay faslı başlayacak.. Öyle bardak, tabak, kaşık, yok efendim  şeker.. Ne mümkün tek tepside.. Biri çay bardaklarını alacak, diğeri kaşıklarla tabakları.. Biri sehpaları çıkaracak, diğeri şekerleri hazırlayacak..

Sonra hepberaber oturulacak.. Gençler.. Yaşlılar.. Torunlar, torbalar.. Eskiler anılacak.. Gidenler yad edilecek.. Evlilik plaları yapılacak.."Eee bayramda köydemiyiz, yazlıkta mı?" denilecek.. İki dedikodu yapılıp, "Aman sende" denilecek..

 Her odadan ayrı bir ses gelecek.. Biri maça bağıracak, diğeri oyuncağını paylaşmayacak.. Biri tatlıyı soracak, diğeri dondurma arayacak.. Sodalar, çaylar, colalar, gazozlar, limonatalar, gizli gizli votkalara geçecek elden ele..

İnsan içinden "Amma gürültü yapıyoruz be" diyecek.. Sonra dünya küçükmüş, büyükmüş.. Dert varmış, keder varmış.. Sevgili gitmiş, yenisi gelmiş.. İşmiş, paraymış..Hiçbiri yokmuş gibi kendisini bu neşeli gürültüye bırakıverecek..

24 Ağustos 2011 Çarşamba

Biraz Dert Yakınsam Ben Yine?

Uzun zamandır düzenli bir ilişkisi olmayan, hayatına aldığı insanlarda hep bir eksiklik, hep bir kırıklık yaşayanlardanım desem yalan olmaz sanırım.. Bunu zaten size sık sık da anlatıyorum ya neyse..Uzun zamandır kimseyi koşulsuz şartsız, korkusuz sevemedim mesela.. Hani birisini doya doya sevmek nasıl bir şey hatırlamıyorum..

Belki insan ilişkiler yaşadıkça, kırgınlıkları arttıkça daha bir tedbirli daha bir pimpirikli oluyor, bilmiyorum.. Ama sürekli kırılan ve ya sabır diyen, sürekli birşeylerden vazgeçen, ilişkiyi yürütmek için çırpınan taraf olmaktan yorulduğun noktada, kalakalıyorsun..

Yalnız olmayı sevmedim ben hiç.. Öyle tek başına.. Bu yüzden eski sevgililerimden vazgeçemedim ben bir türlü.. Hep elimin altında, hep hayatımın bir köşesinde durdular.. Sürekli onları hayatından çıkar diyenlere, "Yaşadığımız şeyler var ve biz küsecek kadar çocuk değiliz" dedim. Taki bu gün cips yiyemeyen kız'ın unutmakla ilgili yazdıklarını görünceye kadar.. Onun hayatından çıkanlara koyduğu sınırı ve kendini nasıl koruduğunu görünce, bunların hiç birini yapmadığımı düşündüm..

Peki yapmadım da elime ne geçti?  Aslında hiç birşey.. Bana getirisi olmasını bırakın, sürekli benden birşeyler götürdü.. Asla  bensizlikten kahrolmadılar, hani o türk filmlerinde ki gibi "Ben ne yaptın Allahım" da demediler.. Ne oldu? Konuşmak istediklerinde ben hep buradaydım.. Dönmek için süreki yol yaptılar.. Direk dönemeselerde beni ya da benle yaşadıklarını kaybetmediler.. Bu yüzden belki de beni hayatlarından hiç çıkarmak istemediler.. Çünkü tam da kafalarındaki gibi bir ilişkileri oldu.. Ne benle ne bensiz oldular.. Ben buna ses çıkarmadım.. Çünkü ayrılık dönemimi atlatmak için bu yol bana daha kolay geldi.. Ben nasıl hep oradaysam, onlarda benim için hep orada oldular..

 Hiç üzülmedin mi gidenlerin arkasından derseniz,  üzüldüm.. Hatta üzme kendini bitmiş diyenlere avaz avaz bağırdım.. Bir süre sonra iş o raddeye geldi ki, herkese dert yanan ayrılık acısından söz eden biri halini aldım.. Arkadaşlarım benle konuştuklarında ya da yeni biri var dediğimde yine mi? der oldular..


Eski sevgililere gelince, galiba en güzelini cips yiyemeyen kız yapmış.. Faceden, msnden, telefondan her yerden silmeli insan.. Yoksa dönüp dönüp sayfalarına bakıyorsun, msn iletilerini okuyorsun.. Hiç bir şey yapamazsan bile, hayatının bir kenarından kemiriyorlar işte..

Sanırım yeni birşeyler isterken eskilerini silmek gerekiyor.. Kadınlar olarak belki bu bize daha bir zor geliyor ama diğer türlüde  insan kafasını toparlayıp hayatına devam edemiyor ne yazık ki..

20 Ağustos 2011 Cumartesi

Güzel şeyler olacak biliyorum.. Bu bir prenses masalı dimi bu boru değil.. Bir sabah peri tozu serpilecek üzerimize ve puuuuffffffff!!!!!!!! Her şey çok güzel oalcak..

18 Ağustos 2011 Perşembe

KEŞKE..

Hatırlıyor musun, hani ben küçücük bir çocuktum da.. Sen köydeki evin girişinde yatmış televizyon izliyordun.. Bende gelip yanına yatmıştım.. Şirinleri izlemiştik beraber.. Bana sarılmıştın hani.. Belki de bana tek sarıldığın gün o gündü biliyor musun..Bir daha hiç kısmet olmadı.. Belki de o yüzden hep hayatıma giren erkeklerin senin gibi sıkı sıkı sarılmasını bekledim..

 Her akşam eve geldiğinde ceplerini karışrırdım ya.. Sende her akşam o kuruyemişçi amcadan şamfıstığı alırdın bana.. "Bizim ufak kız seviyor bunu" derdin hani ..

Hani bana turuncu bir sandalye almıştın hatırladın mı.. Dayımlara ev eşyası bakmaya gitmiştik de orada görmüştüm, çok istemiştim, annem almamıştı.. Eve geldiğimizde ağladığımı görünce ne çok kızmıştın.. Gidip almıştın hemen hani..

Köydeki o küçük çeşmeyi bana yaptığını sanırdım ya hep.. "Bebeklerime havuz yapmış dedem" diye sevinmiştim deli gibi..

 Kaybolduğumu hatırladın mı? Eve gelince anlatmışlardı sana da.. Hepsine tek tek bağırmıştın hani..

Sen gittiğinde beri dedecim.. İncirin tadı yok.. Belki de sen her sabah toplayıp masaya bırakmadığın için.. Bayram kahvaltılarını sevmiyorum.. Masanın başında sen oturmadığın için.. Artık kimse arkamızdan ağlamıyor giderken..

 Keşke yine anlatsan.. Bu bağ bizim.. Bu bahçe bizim.. Keşke yine sabah çorba içicem diye tuttursan.. Yine kirli üstünle bahçeden  gelsen de koltuğa otursan.. Annemler bir telaş olsa..

Keşke yine  kucağına alsan beni.. Yine elimi tutsan ben küçük bir kız olsam.. Yine o dut ağacına kursan salıncağımı.. Yokuş aşağı uçar gibi sallansam..

15 Ağustos 2011 Pazartesi

OLDUM OLUYORUM

Hayat'ımda iki güzel şey var  bu aralar.. Birisncisi "teyze oluyorum!!".. İkincisi " aşık oluyorum!!"

 Teyze olmaktan başlayayım ben en iyisi.. Mesela teyze olacağını arkadaşınıza nasıl haber verirsiniz? İnsan gibi dimi? Ben nasıl aldım haberi?  Ültimatomla!!

Zeyno aradı.. Önce naptın, nasılsın faslı.. Sonra kendini topladın mı sorgu suali.. Ve sonra.. "Bak benim kızıma sen gibi teyze lazım.. Topla kafanı hemen, çok zamanın yok.. Birde zayıflayıp durucam diyosun yap biran evvel, yalancı çıkma kızma" dedi.. Ne kadar sevgi dolu bir haber verme şekli dimi : ) Şevkatten ölücem burda.. Ama yine de BEN TEYZE OLUYORUM!!!

Bir de aşık oluyorum.. Süper kahramanıma.. Yanyana hiç gelmedik.. Gözgöze hiç bakmadık.. Birbirimize kendimizi hiç övmedik.. Hatta telefonla toplasan 2-3 kere konuştuk.. Nasıl denk getirir bilmiyorum.. Ne zaman ruhum sıkılsa.. Kaçacak yer arasam, denk geliriz.. Sakin, sevimli, güçlü.. Ha birde karizmatik burnu var.. Böyle garip bir huzur verir insana.. Sanki o herşey yoluna girecek dediği anda, herşey yoluna girmeye mecburmuş gibi.. Hani süperman gibi işte.. Gelir, kurtarır ve uçup gider.. Ben sana platonik aşığım dediğimde hala hafiften bir yüzü kızarır.. İşi olduğunu bile öyle kibar ve tatlı bir dille söyler ki, git Allah aşkına yap diyesiniz gelir..
 
İnsan hayatında böyle güzel iki şey bir araya gelince.. Tuhaf bir mutluluk duyuyor sanki..  Ağzını toplayamıyor azizim..

O bu bir yana da 6 ayım var teyze olmaya.. Lafıda yedik baya.. Zeyno'nun her öldük bittik dediğimde bana söylediği bir laf vardı; " Kaleyi verdik diye şahıda verecek değiliz ya" .. Şah'ı kurtarmanın zamanı geldide geçiyor bile galiba..

10 Ağustos 2011 Çarşamba

Hiç Tanımadığı Birini Özler mi İnsan?

Küçücük bir cümle Hayat'ta nasıl bir değişiklik yapabilir ki? Hani filmlerde olduğu gibi bir anda algınızı, bakış açınızı değiştirir.. Hatta yıllar sonra tekrar duyduğunuzda sizi kendinize getirir?

Yazın bittiği, sonbaharın başladığı o günlerden biriydi işte.. Hani yaz mı kış mı bilemezsinizde, hep yanınızda bir hırka taşımak zorunda hissedersiniz ya.. Öyle bir zaman işte.. Sonraları o kadar da büyük olmadığını düşündüğüm mermer bir kapıdan geçtik hep beraber.. Annem, babam,babaannem, halam, kuzenim ve kardeşim.. Ben 6 yaşlarındaydım, kuzenimse 8 falan olmalı.. Ellerimizde o renkli uçan balonlardan vardı.. Kardeşim daha bir bebekti.. Benim için değişik, bambaşka bir ziyaret olsada muhtemelen onun hatırlayamayacağı bir gün olacaktı işte..

 Hep beraber ince ve kıvrık yoldan yürüdük.. Ben mezar taşlarına bakarken, annemlerin okudukları duaların mırıltısı geliyordu.. İlk defa bir mezarlığın içinden geçiyordum.. Ne olduğunu anlamam zordu.. Kokmak değildi hissettiğim.. Heyecan ya da telaşda değil.. Sadece çok değişikti benim için.. Hatta kuzenimle bir iki kaçıp yakalamaca oynamayı bile denedik.. Tabiki bizi ilk yakalayan annem oldu..

 Dedemi ilk ziyaretimiz böyle başladı işte.. Anlamsız.. Sonra mezarın başına vardığımızda büyükler dua etmeye başladılar.. Ve tabi açıklama yapmaya.. Dedemin burada olduğunu.. Allah'a onu affetmesi için dua etmemi.. Ses yapmamamı, yaparsam diğer vefat etmiş olanların rahatsız olacağını.. Evet işte şimdi korkmaya başlamıştım..

 Ben diğerlerini rahatsız etmiş olmanın ve yanlış dua edersem dedemin benim yüzümden cezalandırılacağının telaşı ile ne yapacağımı bilemezken, babanem elimi tuttu.. Hala bana mı söyledi, yoksa kendi kendine mi konuşuyordu  bilmiyorum.. " Deden Hayat'ta olup seni görebilseydi, kucağından indirmez, sarılmaya doyamazdı" dedi..

 Belki çok saçma.. Belki çok klişe.. Ama biz dedemle işte o an tanıştık.. Ardından delice bir yağmur başladı.. Koşarak ayrıldığımızı hayal meyal hatırlıyorum .. O yağmuru gönderenin dedem olduğuna emindim.. Bende ona pembe uçan balonumu hediye ettim o gün.. Kimsenin bilmediği gizli bir hediyeleşmeydi bu..

O günden sonra onla ilgili resimlere, anılara daha bir meraklı oldum.. Eski albümlerdeki, siyah kocaman adam.. kısacık Hayat'ında Suriye'yi, Rodos'u, Fethiye'y görmüş.. En son İstanbul'dan dünyaya bakmış  bir adam.. Annesi bir bacı kalfa.. Bir sarayda geçen çocukluk.. Belki kendi renginden.. Belkide statda çalıştığı için hasta Beşiktaşlı..

O hep Hayat'ımın içinde oldu.. En mutlu olduğum anlarda bile hep onun varlığını yanımda hissettim.. İçimden konuştum hep onunla..Her başardığım şeyde , " Bak dede yaptım işte" dedim.. Ne zaman sıkılsam, bana sıkı sıkı sarıldığını hissettim.. Ben ne zaman iyi bir şey yapsam Allah'ın ona  bunu haber verdiğini düşünürüm.. Onunda orada mutlu olduğunu..

Geçtiğimiz hafta ziyaretine gittim.. " Bak dede" dedim.. " Ben geldim!!"  "Bak kocaman oldum ben!!".. Adım gibi biliyorum.. Benim kara kızım gelmiş deyip bana sımsıkı sarıldığını..





5 Ağustos 2011 Cuma

ÇOK PİS GÖRÜŞÜRÜM HACI!!

Tatil sonrasında yaptığım ikinci iş görüşmemin ardından, Cevahir'de Mado'nun terasına oturdum.  Deli gibi esip duran rüzgar, damla sakızlı kahvem- ki pek de iyi olduğunu söyleyemeyeceğim- durum değerlendirmesi yapıyoruz..
 
Önce size ilk iş görüşmemi anlatayım.. Bu haftanın başındaydı görüşme.. Teşvikiye'deki bir pr ajansında.. Önce; görüşmeyi çarşambaya alabilrimiyiz diye aradılar, olur dedim.. Zaten o sıcakta hiç de gidesim yoktu yani .. Çarşamba günüde, sabah olan görüşmeyi 15.00'e alabili rmiyiz dediler.. Durum sinir bozucu farkındayım.. Bunu yapan bir yer ile görüşmeye bile gitmemek gerek biliyorum ama babacık götürecek, şimdi birde ona açıklama yapmak gerek.. Gitmesem, iş görüşmesine bile gitmiyorsun olacak.. Diğer yandan dedeciğimin mezarıda orada gitmişken onada uğrarız demişiz.. Hadi dönen ben olmayayım dedim. Neyse efendim.. Kalktık gittik..

 Kapıda sekreter hanım karşıladı.. Eski bir apartman dairesi.. Salon kısmını ofis yapmışlar.. Arkada bir oda firma sahibi hanımefendinin odası- beyaz eskitme mobilyalar hoş görünüyordu odasında- diğer oda toplantı odası olarak planlanmış..

 Önce girişteki ofiste bir süre bekledim, sonra beni toplantı odasına aldıla .. Ve evet görüşmeyi yapacak hanımefendinin annesinin rahatsız olduğunu, gelmeye çalıştığını ancak gelemeyebileceğini biraz beklememi rica ettiler.. "Geçmiş olsun yenimi oldu" deyincede, Yyok 1 haftadır hasta" dediler.. Yani bir haftadır bu görüşmenin olamayacağı, o hanımefendinin gelemeyeceği belliymiş.. Yine sabır küpü olarak tam yarım saat bekledim.. Yarım saatin sonunda kalktım ve başka işleriminde olduğunu, bekleyemeyeceğimi söyleyerek çıktım.. İyi yapmişin demeyin hemen, zira henüz bitmedi.. Tam oradan ayrılalı 10 dk olmuştu ki sekreter hanım geri aradı.. "Kusura bakmayın.. Hanımefendi geldiler şimdi, gelsinde görüşelim buraya kadar geldim diyorlar" dedi.. Bana kalsa ölsem dönmem! Yarım saat beklemişim, üstelik görüşmenin olmayabileceği bilgisini bile vermeye tenezzül etmemişler, ben birde geri döneceğicem.. Ama evet bildiniz.. Babacık başladı.. Geldik buraya kadar.. Bir görüş işte.. Hastaymış ne yapsın .. Derken döndük geri..

 Hanımefendi, ufak tefek, kahküllü, esmer bir kadın.. Odasına geçtik.. Daha oturur oturmaz lafa " Şu an bu görüşmeyi yapabilecek durumda değilim" diye başladı.. Hadi buyur burdan yak.. O zaman beni ne diye geri çağırdın dimi.. Sonrasında klasik mülakat sorusu.. "Eee siz anlatın kendinizi".. Ne anlatayım.. CV elinde okumuşsun, görüşmeye değer görmüşsün ki çağırmışsın.. Sen anlat önce bir.. İş ne.. Ne istiyorsun.. Ne bekliyorsun.. Bende ne buldun da çağırdın.. Yok.. Eee anlatın kendinizi.. Genel anlattık mecbur kadına.. Oda boş boş baktı.. Sonra.. Sonra başladı konuşmaya.. Daha doğrusu ben yaptımları sıralamaya..

Hayatta en sevmediğim patron tipidir; " Ben yaptımcılar".. Şirketi onlar kurmuştur.. İş planını onlar yaparlar.. Müşteriyi onlar bulurlar.. İşin başında dururlar, yaptırırlar.. Geri kalan kimse birşey yapmaz.. Onlar olmasa hiç kimse bir işe yaramaz.. Hanımefendi kouştukça ben, ben, ben, benler etrafta uçuştu durdu.. Ben sıkıntıdan patalamak üzereydim ki, ikinci klişe soruyu sordu.. Sizi neden işe alayım.. Artık sabrımın sonuna gelmiştim.. "Siz eleman arıyorsunuz, bende bir iş.. Beni buraya çağırdığınıza göre, bu iş için uygun olduğumu düşünmüşsünüz" dedim.. "Ben sadece sizi tanımak istedim" dedi bu defa da.. "Her gelen cvnin sahibi ile görüşüyormusunuz" dedim.. Öyle baktı, "Başka görüştüğüm adaylarda var tabi" dedi.. Daha fazla bu salak muhabbete dayanamayacağımı anlayarak," Siz diğer adaylarla görüşün, bende diğer iş görüşmelerimi değerlendireyim.. Sonra yeniden konuşuruz gerekirse" diyerek kalktım.. Hala boş boş bana bakarken odadan çıktım..

 Bu günkü görüşmeye gelince.. Aynı okuldan mezun olduğum gayet rahat biriyle görüştüm.. İstediğim alanda çok deneyimsiz olduğunu söyledi.. Kendini en başta bulmaya hazırlan dedi.. 2 ay deneme süresi, sadece yol parası verlir.. Sonrasında 1,5 yıllık sözleşme ve asgari ücret.. Ama biz bildiğimiz herşeyi sana öğretiriz.. İkinci görüşme için yeniden haberleşmeye karar vererek ayrıldık.. Olurda bu iş olursa.. Bu şartlar kabul edilebilir mi.. Şimdi onu düşünüyorum karakara.. Diğer yandan bir buçuk yıl kendini bir yere bağlamak.. Buna karşılık hayal ettiğin işin içine girmek..

 Aramaya devam.. Durmak yok..