30 Ekim 2011 Pazar

Döngel Duasını Bilen Erkek Var mı Merak İçindeyim?


Döngel duasını bilir misiniz? Peki 4444 duasını? Eh o zaman Telli Baba'yı da bilirsiniz.. Bende öğrendim çok şükür.. Eh insan bunları bilir de durur mu? Biz de niyet ettik kuzunun Şipşak'ını geri almaya şurada ne var yani !!! Tabi arada kendimi için duada ediyorsam olsun azıcık o kadarda canım..


Ben size diyeyim bu bildiğiniz, hastalık gibi  bir şey.. Sonu yok yani .. Başladınız mı aa buda varmış diye atlıyorsunuz her şeye.. Birde olayı duyan geliyor bende de bu var diye.. 

Her şey 4444 duası ile başladı aslında.. Dediler ki bir gecede biterse kesin oluyor dileğiniz.. Allahıımmm!! Bir oda kız düşünün başlarında beyaz örtü, ellerinde tespih.. Habire dua okuyorlar.. Bitti mi 4444 bitti .. Eh bir de oturmuşken Kaptan'a okuyalım dedik.. Oldu mu sana o dua  8888.. Bitti ama bizde bittik yani.. 

Sonra dediler ki aman efendim Küçükyalı'da bir falcı var.. Ne dese oluyor.. Kime verdiği tarih yanlış çıkmış ki size çıksın.. Dururmuyuz!! Kuzuyla hemen bir koşu gittik.. Gülmeyin yaa mayak değiliz.. Sadece meraklı ve evhamlıyız.. Eh amca saydı okudu, tarihler verdi vermesine de 2013 dedi yahu.. 

Bu bizi kesti mi sizce.. Bir kere gaza gelmiş bulunduk yani.. İnsan bambaşka bakıyor dünyaya.. Biride kuzuya "Seni rüyamda gördüm, sana birisi mavili bir hediye almış onun nazarı değmiş sana" demiş mi!!! Hadiiii al sana yeni olay.. Şimdi nazarı bozmak gerek dediler.. 

Ee nolucak??  Bir hoca bulun okutun ya da bir kurşun döktürün diye cevabımızı bulunca başladık araştırmaya.. Haberiniz olsun, meslek seçecek ya da değiştirecekseniz kurşun dökmeye adam açığı var.. İyi de para kazanıyorlar.. Benden demesi yani.. Gerçi biz zar zor bulduk bir tane oda 7 kere dökülecek oda 250 TL deyince birden nazar kalktı gibi geldi üstümüzden.. 

Neyse.. En son olayımız yengemden geldi.. "Yahu Telli Baba'ya gidelim.. Bak iki dua ederiz bari" dedi ve bizi bizden aldı.. Perşembe günü gitmek için sözleştik.. Yengem o gün çok soğuk ve kar varmış deyip vazgeçse de biz bir kere koyduk ya kafaya dedik çığ düşse gidicez.. 

Perşembe sabahı kuzuyla Bostancı'da buluştuk.. Bindik Taksim otobüsüne.. Sabah trafiğiydi oydu buydu derken 2 saati buldu varmamız.. İnsan Taksim'e gelince öyle hemen ayrılamıyor zaten.. Havada iyi, bir kahve içtik.. Sonra durağa gittik hareket amirliğini bulduk.. Derdimizi anlattık.. Adamcağız o kadar normal karşıladı ki bizi anlatamam.. Kimbilir her gün bizden kaç tane geliyordur dedik yani.. 

Sarıyer arabasına bindik.. Son durakta inicez, duraktaki amca öyle tembihledi.. Git git git git git giiiiiiiiiiiitttttttttttt.. Bitmedi yol!!! En son durağa geldik.. Dedik ki burada da soralım.. Hareket amirliğini bulduk hemen yine.. Birde şansımıza o gün bir televizyon kanalı çekim yapıyormuş duraklardaki yolcularla ilgili.. Yani Telli Baba soran iki kız görürseniz televizyonda bilin ki benle kuzuyuz.. 

Sorduk hemen arada.. "Ah dedi amca çok gelmişiniz.. Siz sahilde inecektiniz.. Ben bindircem şimdi sizi o sizi götürsün tarif etsin.." İyi dedik.. Diğer otobüs gelene kadar amcada sardı mı bize.. Nerden geldiniz, ne işiniz var.. En son "Eee sizin gelinliğiniz yok, ne işiniz var Telli Baba'da? "deyince bizde film koptu.. "Gelinliği istemeye gidiyoruz işte" dedik adama.. Ama tüm otobüs durağı koptu.. Sarıyer son durakta meşhurum artık yani..

Neyseeee amca bir otobüsü çevirdi şöföre derdimizi anlattı.. Tabi tüm yolcularada.. Bir sonraki durakta inip başka bir otobüse bindik.. Son durakta ineceksiniz dediler mi yine..İndik inmesine de.. Evet bildiniz, yine çok gitmişiz.. Bu defa da bu duraktaki amca götürdü bizi geriye.. Burda inin dedi, yoluda tarif etti.. Olur da Sarıyer otobüsleriyle işiniz olursa, selamı mı söyleyin, rahat olun yani..

Bir tepenin üstünde ufacık bir yer Telli Baba.. Dışarıda abdest alıyorsunuz, isterseniz içeride namaz kılmayada yer var.. Önce namaz kıldık sonra geçtik duamızı ettik.. Ufacığından telimizi aldık, çıktık.. Eğer dileğimiz olursa bir makara tel götüreceğiz şimdi...

Böyle işte.. Allah kadınların hırsından korusun erkekleri valla.. Bazen hiç şansları yokmuş gibi geliyor... Boşa değil yani o falcılarda, hocalarda basılan kadınlar.. Kafamıza koyduk mu bir şeyi denemeyeceğimiz yol yok..















28 Ekim 2011 Cuma

Hayat Temizliği




Hepimiz her gün bir sürü insan görüyor, yeni insanla tanışıyoruz.. Bazılarıyla samimi oluyor bazılarını soğuk buluyoruz.. Bu insanları bir şekilde hayatımıza dahil ediyoruz yani.. Eh hak verirsiniz ki hepsinin anlamı bizim için aynı olmuyor.. Bazısına dostum bazısına tanıdığım diyoruz.. Birini biz her gün ararken , bazıları aradığında telefonumuzun sesini kısıyoruz.. 

Bu sınıflandırmayı da zaman zaman güncellemek gerekiyormuş.. Bunu ne zaman olduğunuz gelince; 

İlk arkadaşım ki kendisini neredeyse 10 yıldır tanıyorum.. Ne var ki öyle sık görüşmeyiz.. Sonuçta arkadaş dediğin sürekli dip dibe olduğun kişi değildir.. Ama kendinin konumunu hakkında endişelerim var.. 

Uzun zamandır görüşmedikten sonra geçen cuma facebooktan bana bir mesaj yolladı.. Bu arada müzisyendir hanım.. "Canım cumartesi Kadıköy de sahne alıyorum.. Uzun zamandır da beni dinlemediniz ne olur gelin olmaz mı?" Şimdi çok masum bir mesaj gibi ama.. Bırakın Kadıköy'ü evime 10 dakikalık yerde sahne alıp haber vermeyen ve bunu benim başka arkadaşlarımdan duyduğum biri deyince huylandım.. Ne alaka yani.. Yok dedim Işıl'a söz verdim gelemem.. "Oda gelsin, süper olur" dedi.. Olmaz dedim onun nişanlısında yemek var oraya gideceğiz..  Ve evet tabi ki tahmin ettiğiniz gibi ısrara devam ettii.. " Ay ne güzel onları da alın gelin, kalabalık oluruz".. Facebook sayfasında konuyla ilgili  etkinliği 1 ay önce oluşturduğunu ve bunu 300 kişiye yolladığını.. Bu 300 arasında bizim olmadığımızı ve katılımcı sayısının  13'te kaldığını söylesem? 

İkincisi bir kaç gün önce ben ölüyorum diye konuya giren ve uzun uzun konuştuğum arkadaşım..  Kadıköy'de oturuyor.. Yüz yüze sık görüşme imkanımız yok malesef.. Kadıköy'e geçtiğimde aradım.. Hani müsaitsen bir kahve içelim.. Tamam dedi.. Yarım saat sonra buluşalım.. Kitapçıların orada buluşmak için sözleştik..  Ben işimi hallettim.. Zaman kaybetmemek için yemek yedim.. Mesaj geldi gelemeyeceğine dair.. İlk mesajında annesinin geldiğini ve bu yüzden çıkamayacağını söylediğini, benimde yalan söylediğini anladığımı bunu da kendisine ilettiğimi ve sonraki mesajında bunu kabul ederek, tüh inanırsın sanmıştım, dizi var onu izlesem ben geçen haftada kaçırdım da dediğini söylesem?

Üçüncü arkadaşım kültürel bilgisine çok değer verdiğim biridir.. Yönlendirmelerini her zaman önemserim.. Beni de iyi tanıdığını düşünürdüm hep mesela.. Bu akşama kadar.. Facebooktan bir mesaj attı bana bu akşam.. "Çok acil yardımına ihtiyacım var" diye.. Ne oldu dedim.. Okuduğu okulda Vanlı bazı arkadaşlarının yardıma ihtiyacı olduğunu ve benim onlara yardım edeceğimi söyledi.. Seve seve dedim, ne yapabilirim? Orada para topla dedi.. Ben kimseden para isteyemem ne sebeple olursa olsun.. Ama tanıdıklarıma konuyu iletirim dedim.. Ancak etrafta tüm belediyeler hatta muhtarlıklar bile yardım topluyor.. Kimsenin pek nakit vermek isteyeceğini sanmıyorum dedim.. Nakit dışında yardımcı olabileceğim ne var? Hemen yapayım dedim..Hay demez olaydım.. Ne insanlığım kaldı ne umursamazlığım.. 

Yine düzgünce yardım etmeye çalıştım.. Zamanında Kocaeli depremi zamanında bizlerde öğrenciydik.. Bizim direk okulumuzda oldu o deprem.. Ondan bundan para toplamakla olmaz bu iş öğrencilerde .. Biz o depremde maddi manevi zarar gören tüm arkadaşlarımız için rektörlüğe bir dilekçe yazmış ve harç paralarının o yıl için iptal edilmesini talep etmiştik.. Sağ olsunlar onlarda konuyla ilgilenmişlerdi.. Yoksa birinin parasını ödemekle ikisinin ödemekle olmaz bu iş.. Sonra evsiz kalan ya da yurtta kalamayan arkadaşlarımızı paylaşmış, kendi evlerimizde misafir etmiştik.. Okul servislerimizden rica etmiş, hepimiz 50 tl fazla para vermiş ve onların servis paralarının alınmamasını sağlamıştık.. 

Bunlar olurken de o ilk panik geçmiş, olaylar netleşmiş ve ne olacağı belli olmuştu.. Bunları anlattıktan sonra.. Bana akıl değil para lazım pazartesiye 300 tl yollarsın bekliyorum bak cevabını aldığımda, ilgili arkadaşın facebook sayfasında iletisini ilgi sevgi pötürcüğü bir geyikle değiştiriyor olduğunu söylesem?

Önemsizler belki bunlar.. Ama birisi sizi işi düştüğü için bir yere çağırıyorsa, onun için çoktan vazgeçilmişler listesindesiniz demektir.. Birisi sizinle buluşmamak gibi sıradan ve anlayış göstereceğiniz bir konu için size yalan söylüyorsa, daha kim bilir neler için söyleyecek demektir.. Ve birisi sizden yardım isteyip, yardımcı olmaya çalıştığınızda sizi tersliyorsa, o sizin yapabileceklerinizle değil size yaptırabilecekleriyle ilgileniyor demektir.. Çıkarın hayatınızdan..


27 Ekim 2011 Perşembe

24 Ekim 2011 Pazartesi

Prenses Danışmanlık Gururla Sunar..

Betty Boop


"PRENSES DANIŞMANLIK"

Sorun Cevaplayalım, Sorun Çözelim..

"Binimum aşk, sevgi, evlilik, kavga, bunalım ve her türlü psikolojik danışmanlık verilir. 7/24 açığız anasını satayım!!"


Yukarıda gördüğünüz yazı danışmanlık hizmetimin halka mal oluşunu ilan için facebooktan yayınladığım yazı..


" KAYNANA DIRDIRINDAN MI BIKTINIZ? SEVGİLİNİZ Mİ TERK ETTİ? HEP YANLIŞ KİŞİLERİ Mİ BULUYORSUNUZ? SORUN SÖYLEYELİM SORUN ÇÖZELİM!!"

"HİZMET AYAĞINIZA GELDİ!! DERDİNE DEVA ARAYANA ETKİLİ PRATİK ÇÖZÜMLER!!"

"DERTÇİ GELDİİ HANIMMM!!! DERTÇİİİİİİ!! DERTÇİ AYAĞINIZA GELDİ!!"

Bunlarda sloganlarım nasıl??

Şimdi arkadaşlarımın hepsini tek tek çok seviyorum.. Yanlış anlaşılma olmasın.. Yardımcı olabileceğim konular da da hiç düşünmem bile.. Biliyorum ki insan sadece kendisini dinleyecek birisini arıyor.. Hani sorununuza derdinize bir çare bulamasa bile en azından anlattıkça rahatlıyorsunuz işte..

Bu yüzdende ben hiç kimseyi geri çevirmemeye çalışırım.. Bir ailem birde sevgili dışında hiç bir nedenle de umursamamazlık yada geçiştirmek gibi bir tavıra girmem kimseye (sevgili nerden çıktı demeyin, geç bulduk zaten birazcık görgüsüzlük yapıp durumun tadını çıkarıcam).. Neyseee ama bu iş öyle bir hal aldı ki, artık yetişemiyorm kimseye.. Artık konuları karıştırır oldum.. Rahmetli Telli Baba ne hissediyor anlıyorum.. Yakındır milletin sağıma soluma çaput bağlaması..

Faceboooktaki duvarım, Facebook chatim, msnim, mailim, cep telefonum hatta ulaşamazlasa ev telefonum, baktılar onuda açmıyorum kardeşimin cep telefonu falan boyutuna geldi olay.. Evi bilenlerden endişeliyim artık en son onuda yapan çıkar mı diyeceğim ama olmadı değil zamanında..

Ne istiyorlar bu kadar derseniz, günlük sorunlar işte.. Ne bileyim mesela bir arkadaşım kaynanasıyla geçinemiyor.. Beni sevmiyor der durur.. Eh sonunda kocasıda olaya karıştı.. Al sana ev içinde gerginlik.. Ne diyim şimdi dimi, aile meselesi işte.. Bana göre öyle olmuyor ama.. Bu benim arkadaşımsa yardım etmem gerek.. Olayı sakin sakin dinleyip, arkadaşımın suçlu olduğunu kendisine çemkirmek yoluyla anlattım.. Siz söyleyin şimdi; 6 ayda bir gördüğünüz sevgi ve ilgi meraklısı kaynanasına surat asmak yerine azıcık gülse, sevimlilik yapsa bir evin içinde 3 günü geçiremez mi insan yahu? Sonuç ?? Tabikiii olumluu :)

Mesela bir tane sevgilisi terk etmiş arkadaşım var.. Geçen Facebook chatten bir yazı "Prenses ben çok fenayım, sanırım ölücem burda yada kendimi öldürücem.. Ne zaman bu hayatım düzene girecek" (Ben kendiminkini düzene koydum, kocam çoluk çocuğumla mutlu mutlu şirin köyünde yaşar gibi yaşıyorum ya.. Ben daha koca bile bulamadım be!! diye kendisine haykırmak geçse de içimden..)Bunu yazan bir bayan sanmayın erkek.. İşi gücü yerinde, eli yüzü düzgün, kültürlü havalı biridir de yani..(ilgilenen olursa hani, halen bir başına çocukceğiizzz..) Var ya yaklaşık 2 buçuk saat konuşmuşum.. İkna ettim sonunda isteklerinin normal olduğuna.. Ne var ki kimsenin hayatı düzenli değil malesef işte.. 30 yaşında evlenmek istemesi çok doğalda, evlenip yatağındaki diğer yastığı emanet edecek kadar değerli birini bulması çok zor insanın.. Sanırım bunu anlatmayı becerdim kendisine.. Hatta duvarıma yazdığım ilanı görmüşte, süpersin neden daha önce düşünmedin bunu demiş.. (Dip not sevgili kısknadııııı bunu :) :) Benimde içimin yağları eridi tabii buda dip not olsun..)


Bu durumdan şikayetçi değilim.. Hatta memnunum bile.. Bu benim kafamı yeniden toplayıp ben olmaya başladığımı gösteriyor bir bakıma.. Güvenilmek ve fikirlerine değer verilmek çok güzel bir duygu.. Oda bir yana birileri için bir şeyler yapabilmek çok güzel.. Tek derdim; ben evhamlı ve melankolik birisiyim.. Dinleyip sonra, bence bu bu bu deyip konuyu kapatamıyorum işte.. İlla kafama takılıyor.. Bu kız ne yaptı barıştı mı kocasıyla? Ya bizim oğlan nasıl oldu acaba? İyi aklı başında bir kız mı bulsak buna??

Eski patronum, senin kadar anaç birini görmedim derdi.. İştede böyleydim çünkü.. Onun kahvesi bitmiş, öteki bu çaydan içmez, stajerler yazık üşürler klimayı açın, aa saat geç olmuş çıkın artık dinlenmeniz de gerek..

Sonunda da ben ağırlaşıyorum.. Kafam kazan gibi oluyor.. Nereye yetişeceğimi bilemiyorum.. Yoruluyor insan.. Sonra düşünüyorum.. Amaaaan diyorum hayatıma bir sevgili gelsin deniz kenarında bir banka oturalım başımı omuzuna yaslayayım.. Deniz kokusu.. sevgilinin kokusu.. Yorgunluk mu kalır insanda..

20 Ekim 2011 Perşembe

Benim Diyecek Lafım Yok Bu Gün..





Benim diyecek lafım yok bu gün.. Söylenmemesi gerekenler çoktan dökülmüş ortaya.. Her ağızdan çıkışında kelimeler utanıyor anlamlarından..

Sesler kaybolmazmış ya.. Döner dururmuş etrafımızda.. Onların seslerine karışıyor, utanmaz dillerde ses bulan cümleler.. Ve yine..yeniden.. tekrar.. Dualar yolluyoruz bizler..

Cennet bahçelerinde karşılaşmak umuduyla, yeniden doğuyoruz küllerimizden ve yeniden ve yeniden ve yeniden.. Taki geriye davullu zurnalı asker uğurlamalarının nidaları kalana kadar.. Ve yeniden dualarımızla umut doluyoruz.. Davullu zurnalı asker karşılamalarının geleceği günlere.. 

Biliyoruz.. İki çakıl taşıyla, bir kuru ağaç bağlamıyor insanı toprağa.. Ve biliyoruz.. Onların biz uğruna verdikleri ruhları yurt yapan toprağı..

Benim diyecek bir lafım yok bu gün.. Kaybolmazmış ya sesler.. Her yanda.. Her nefeste.. Her zerrede yankılanıyor işte.. Son sözü ruhlarıyla söyleyenlerin sesleri.. Sen demişsin.. Ben demişim.. O demiş ne fark eder.. 

 Dedim ya kaybolmazmış sesler.. Yankılanır dururmuş gök kubbede.. Tıpkı onların sesleri gibi.. Her sabah ve her akşam.. Her gece ve her gündüz.. Her güneş doğuşunda ve her yıldırımda.. 

Elinden gelen varsa.. Ruhları susturun.. Çünkü ölmekle bitecek değiliz biz.. 


8 Ekim 2011 Cumartesi

Pişştt Pembiş Bebek, Anne Çatlak Teyzoş Özür Diliyormuş Dermsin?

Pişştt Pembiş bebek !! "Ne pembişi be" deme hemen.. Yeni doğan bebekler pembiş olurlar hep.. Birde çirkin.. Şimdiden anlaşalım yani, seni severken çirkin şey diye seveceğiz bir süre.. Büyünce güzelleşirsin ama üzülme.. Hatta babanın gözlerini, annenin buklelerini alırsan var ya.. Oradayken seçme şansın var sa  bence hemen değiştir yani..

Geleceğin haberi yayıldığından beri teyzelerin birbirine girdi ben sana diyeyim.. Şimdiden olaysın burada yani.. Mesela o gereksiz "anne yarısı olmaya meraklı" teyzen var ya, hah işte o, senin kız olacağın haberini bile annenden almamıza fırsat bırakmadan facebooktan ilan etmiş.. (Bu arada facebook diye bişrey var burada.. Ohoo ne işler dönüyor bir bilsen.. Sen gel ben sana anlatırım sen merak etme.. Tabi annene söylemek yok..) Biz ki senin geleceğini bile açık açık söylemiyorduk bu arada.. Nazar değer diye korkumuzdan.. Burada böyle tiplerde var işte.. İnsana kendi mutluluğunu kendi ağzında paylaşma imkanı vermeyen.. Bana göre ne kadar iyi niyetliyim deseler de bildiğin şov peşindeler işte.. Aklında olsun bebiş.. Hatta ilk teyze dersin olsun, insanların mutluluklarından çalıp kendine pay çıkarma..

Bu arada aklımdayken söyleyeyim hiiçç öyle anne yarısı olmak niyetinde değilim .. Çok şükür tam bir annen var.. Laf aramızda, baksana bu konuya meraklı bir sürüde "teyzen" var.. Soran olursa bu benim çatlak teyzem dersin.. Biz takılırız senle boşver sen ..  Bana öyle annelik öğütleri için gelme canım.. Ben bile o konu için annene gidiyorum.. O konuda o harikadır.. Senin içinde mükemmel bir anne olacak, bak görürsün.. ,

Bana daha başka şeyler için gelmelisin bence.. Mesela okul eteğini kısalttırmaya gelebilirsin.. Sevgilini al gel kahvaltı yapalım.. Sonra sonra aşklarını anlatmaya gel.. İlk aşkını seve seve dinlerim valla bak!! Sonra? Sonra? gezmek istediğinde gel.. Alışveriş için tabiki benden başkasına gitmemelisin.. İlk kadeh şarabını gözümün önünde içeceğinden eminim.. Tabiki bunlar aramızda.. Öldürür annen ikimizde valla..

Mesela sonbaharlarda tarçınlı elmalı kek yaparım ben sana.. Sonra çaylarımızı alıp camın kenarında sohbet ederiz seninle.. Kim ne derse desin kimse anneni benim kadar anlatamaz sana.. Mesela babanın askerden gelişini nasıl beklediğimizi anlatırım sana.. Sonra yem torbasını.. Annenin beni sevgilime güvenmediği için nasıl gizlice takip ettiğini de.. Sonra sana kırmızı elbisemi de anlatırım..

Ben annenin yarısı olmak istemiyorum bebiş.. Seni bekleyen çatlak bir annen var zaten.. Hatta nerede olursa olsun bana bile annelik yapan bir annen var.. Ama demedi deme kızdı mı var ya!!! Off Off Offf diyorum sana yani..

Velhasıl bebiş.. Minicik ellerinle ellerimizi tutmanı, sabahlara kadar ağlayıp gündüz uyumanı, minik minik tütüler  almak için teşrif etmeni bekliyoruz..

Bu arada annene ondan özür dilediğimi söyler misin? Muhtemelen bana çok kızgın.. Sana kıyamaz yine.. Bir aramızı yapıver sana  zahmet.. Teyzoş azıcık edepsizlik yapmış anne dersin.. Azıcık da aptal teyzemi kıskanmış dersin.. Bir de seni çok seviyormuş, kanatlarının altından atarsan çok korkarmış dersin olmaz mı..







4 Ekim 2011 Salı

Bizim Zamanımız da!!


Yok arkadaş yaşıtlar oturup eskiyi anmamalı bence.. Helede 80-85 arasında doğanları getirmeyin bir araya.. Çok sinir bozucu oluyor o konuşma.. İnsanı yaşlı hissettiriyor bildiğin..


Biz bu söz konusu nesil olarak pek şaşkınız zaten.. Ömrümüz şaşırmakla geçti bizim.. Hep bir yenilik hep bir değişim.. Bizden sonrakiler gibi uzay çağına doğamadık ki.. Bizim ki bildiğin uzay yolu çağı..

Yaaa, radyodan ses gelince içinde adam var sanan, o saftirik nesil biziz bildiğin..

Düşünün bir ya, bacak kadar veletsin.. Televizyonu daha anlamamışsın aha demişler renklisi geldi.. Ne işi var o adamların nan orada!! Birde çıktımı sana Zeki Müren.. Ses var, ama amcadan başka yok!! Yani sokakta yok, mahallede yok, evde yok.. Örneği yok sana.. Gel de anla!! Sonrasında Bülent Ersoy'da yaşadıklarımıza girmek bile istemiyorum..

Eh bunlar olurken, birde evlere yeni telefon bağlanmaya başladı.. Yanında da kalııınnnn sarı rehber.. Hani zaten yanında olmayan biriyle konuşmak mantığını sorgulayacak halde değildik biz.. Sonuçta iyi bir şey olarak sokakta oynayabilmiş son nesillerdeniz, bu yüzden çok da umrumzuda da değildi yani..

Bizi bağlayan kısmı, dediler ki Adile Naşit masal anlatıyor telefonda.. Hadiiiiii!!! Ne aradık Allahım ne aradık.. Ne faturalar geldi ne faturalar.. Sakın yanlış anlamayın biz baya baya Adile Naşit'le konuşuyoruz sanıyorduk.. Bildiğin sohbet muhabbet.. Bant kaydı bilmem ne.. Aklımızdan geçmiyordu yani.. Hem Adile Teyze yapmaz öyle yamuk!!

Biz bunları sindirmeye çalışırken, biri çıktı "aha bu bilgisayar" dedi mi sana.. " Yazar, sayar, kaydeder, biz yaptık!" Hadii buyur burdan yak.. O dönem tabi bizim bir işimize yaramıyor ancak belli yerlerde var, ama şimdi uzay yolundan biraz bilgimizde var hani.. Soruyorsun cevap veriyor falan..

Bunca şeyi bize kimse açıklayamıyor bu arada.. Çünkü büyüklerde anlamıyorlar .. Adam şimdi sana nasıl anlatsın radyoda adam yok, ses dalgaları var diye..

Böyle deli bir geçiş döneminde- hatta hem siyah  hem mavi okul önlüğü giymiş tek nesiliz, onda bile bir geçiş- her yerde ayrı hikaye dönüyor..

"Amerika da bir ocak varmış, yemeği 10 dakika da pişiriyormuş!!" Tanıdık geldi mi söz konusu fırın?, "Oda bir şey mi oğlum görüntülü telefon yapacaklarmış!!" Gözünü sevdiğimin skype'ı..

Şimdi bu hafif şaşkın nesilden birileri bir araya gelince,  konu buna dönüyor var ya oğlum!! muhabbeti başlıyor hemen..

Bence biz bu şaşkınlığı üzerinden atamamış ve hala da şaşırmaya devam edecek olan bir nesiliz.. Diğer yandan "bizim zamanımızda" çağına girdik giriyoruz.. Demedi demeyin!!

Azıcık Makale Gibi Oldu Ama Aklıma Geldi İşte..


Bence 1980-1985 arasında doğanlar olarak, bizler yönünü kaybetmiş sürekli şaşkın tipleriz.. Uzaylı gören masum köylü gibi, habire ağzımız açık aaa!! aaa!! halinde geziyoruz..



Tam her şeyin geçiş, değişim zamanında çocuk olmanın verdiği o tuhaf şaşkınlık üzerimize yapıştı kaldı.. Evet şaşkındık, çünkü ailelerimizde çok şaşkın bir haldeydi bizim.. Her şey inanılmaz bir hızla değişiyordu.. Uzay yolundan fırlamış icatlar artık her yerdeydi..


Televizyon evlerde vardı ama renkli televizyona yeni geçiliyordu mesela.. Büyük olay!! İzlemek için gazinolara gittiğiniz insanlar televizyondaydı.. Birileri sizin hayatınızı çekiyor, mahalledeki komşu ablayı karşınıza koyuyordu.. Bunun adına da dizi diyorlardı.. Müzik setleri çıkmıştı ortaya.. Yok muydu, vardı elbette ama set değildi.. Hoparlörlü, ayarlı olanları yeni çıkıyordu.. 


Sonra evlere telefon yeni geliyordu, o bile çevirmeli ağır telefonlardandı.. Telefonla beraber de kocaman sarı telefon rehberi veriliyordu.. Birini aramak ciddi paraydı.. Acil bir şey yoksa aranmazdı da zaten.. Hatırlıyorum köyde tek evde telefon vardı - hala o evi tarif ederken telefonlu ev derler- annanemle konuşmak için orayı arar çağırtırdık falan yani..


Öyle bir durumdu ki bizim ki, hem mavi hem siyah okul önlüğü giymiş tek nesiliz.. Onda bile bir geçiş vardı yani..


Herkes, ilk kez gelir düzeyi yüksek olanların aldığı, sonradan her eve giren bu yeni icatları sindirmeye çalışırken, biri çıktı " aha bu bilgisayar" dedi.. "Biz yaptık.. Herşeyi kaydeder sayar, senden benden daha akıllı.." Henüz televizyonun nasıl çalıştığını anlamamışken birde bunun şaşkınlığı eklendi mi sana.. 


Büyüklerin bile anlayamadığı bu düzeni biz çocukların anlaması yada büyüklerin bize açıklamaları tabi ki imkansızdı.. O yüzden  hep bir "oooğğvvv" nidası eşliğinde karşıladık olayları biz çocuklar olarak..


Yıllar geçtikçe teknoloji ilerledi.. Bu "oğğvv" nidasının bile yetersiz kalacağı bir yığın şey gördük.. Sindirebildik mi? Ben hiç sanmıyorum.. 


Bizden sonraki nesil için olduğu kadar kolay olmadı bu bizim için.. Sonuçta onlar bu durumun içine doğmuşlardı.. Bizse sürekli bir alışık olduğumuz durumun değişmesi halinden kurtulamamıştık.. Onlar zaten değişime doğmuştu.. Değişim, yeni fikirler, gelecek, uzay çağı mantığında bir hayata gelmişlerdi.. Bizse geçmişle gelecek arasında kalakalmıştık..


Bu gün,  bizim film diye izlediğimiz "Uzay Yolu" nu gerçek yapmalarında birşey kalmadı.. Ay seyahati yapmaya başlamak üzereler.. 


Gerçi bu şaşkın halimizi sadece bilimle sınırlamamak da gerek aslında.. Bu arada kalmışlık kültürel olarak da kaldı bence bizde.. Ne modern açık görüşlü olabildik, ne de gelenekçi..


 Mesela en basitinden bizim yaşta olanlara sormak gerek, gece dışarıda olsanız mesela 12.00 ya da 01.00 gibi içiniz huzurlu olur mu? Ben sorduklarımdan hep aynı cevabı aldım.. 


30 yaşına gelmiş ya da geliyor olamamıza rağmen bir huzursuzluk kaldı hep içimizde.. Çünkü gece dışarı da eğlenmek bir modernlik göstergesi olsa da, o saatte sokakta ya hırsız olur ya uğursuz lafını hep duyduk.. 


Din konusu bizde hep tabu olarak kaldı.. Hatta dikkat edin; yoga, karma gibi konuları en çok merak edenler ve buna karşılık en ön yargılı yaklaşanlar hep bizim nesil oldu.. Çünkü hep korktuk, "Bu aklıma yattı ama dinden çıkmayalım bir ya" demekten alamadık kendimizi..


Başka konularda da ne yaparsak yapalım, modern dünya, modern hayat, yenilik desek de içimizde hep bir acaba kaldı işte..


İlkokuldaydım bir gün eve dönerken arkadaşın biri bizi etrafına toplamış anlatıyordu.. "Amerika'da bir ocaklar varmış, 5 dakikada yemekleri ısıtıyormuş- evet mikrodalga oluyor kendisi-, ilerde telefonlar görüntülü olacakmış- skype da bunun karşılığı- , öyle bombalar yapmışlar ki oturdukları yerden bizi yok ederlermiş.." 


 Bunlar o zaman birilerinde duyulmuş sözler olsa da, biz çocuklar için inanılmaz şeylerdi mesela.. Görüntülü telefon ne demek ya!! 


O gün hayal gibi anlatılan pek çok şey hayatımızın içinde sıradanlaşmış ve hatta kat ve kat fazlasını görmüşken, hala şaşkınlık içindeyiz bence.. Hala çocukken dinlediğimiz hayal ürünlerini kullanıyor olmak biraz tuhaf gelir bence bize.. Diğer yandan bir sevimli halde vermiyor değil hani.. Hala şaşırabiliyoruz mesela..


Her gelen biraz daha durumu kabullenmiş geliyor.. Bizden çok daha az şaşıran çok daha kolay uyum sağlayan bir nesil  var etrafımızda artık.. Biz bilgisayarsız yaşayamazken, tablete geçmiş ve ona bağlanmış bir nesil söz konusu.. Abartı saymayın ama bu nesil sandığınızdan çok daha genç..