30 Kasım 2011 Çarşamba

Bencil Cümleler




Bazen ettiğimiz cümlelerde ne kadar bencil olduğumuzu düşündünüz mü hiç .. İletişim kuramları dersinde en çok tekrar eden şey; " Düşüncenin en mükemmel hali, aklınızdaki halidir" cümlesidir.. Cidden de kafamızdakini biz biliyoruz da karşımızdakine nasıl gittiğini düşünmüyoruz çoğu zaman.. Aynı aklımızdaki gibi mükemmel şeklide aksettirdiğimizi düşünüyoruz hep..

Mesajlar, mailler yada mini iletiler kullandığımız bir çağda, bizim şaka olarak söylediğimiz bir lafın ciddiye alınması yada üzüntümüzü belirttiğimiz bir cümlenin dalga geçiyormuşuz gibi algılanması muhtemel oluyor.. Ortadan mimikler, gülücükler ve birebir tepkiler kalkınca cümlemiz kabak gibi kalıyor havada..

Bunlar bir şey değilde.. Tüm bunları bile bile cümlelerimiz de bencilce davranmakta ki ısrarımız çok tuhaf aslında..

 "Ben onu demek istemedim".. "Ben onu kast etmedim".. "Yanlış anlaşılacak ne var ki şimdi bunda?".. "Yanlış anladıysa onun sorunu".. "Bana kızacağına anlayışsız olduğu için kendine kızsın o"..

 Hadiii, mutlaka bunlardan birini kullanmışsınızdır sizde.. Düşünün bir, hem de yakın bir zamanda biri için bunları dediğinize eminim.. Ben defalarca dediğimi biliyorum ..

Anlaşılamamış olmamızda, hep karşı tarafa suç atar bir halimiz var işte.. Mesela geçen gün sevgiliye  neden dediğimi hatırlamamakla beraber " giderim var yani" deyiverdim.. Buna çok kızınca da, ben şaka yaptım ne var bunda kızacak diye ona sinirlendim.. Halbuki ona göre bir bayana böyle hitap edilmesi hoş değilken, bunu benim kendime yakıştırmam onu deli etmişti.. Bense neden tepki verdiğiyle ilgilenmedim .. Beni yanlış anladı diye birde kızdım adamcağıza.. Şaka yapmış olmamın bir önemi kalmasa da ben şaka yaptım diye  ısrar ettim.. Halbuki adamın derdi şaka yapıp yapmam değildi işte..

Sonra bu gün "İki gündür deli gibi çalışıyorum ve artık yorgunluktan ölüyorum" diyen arkadaşına, "Gösterdiğin üstün performans için tebrikler" deyip, bunu yanlış anlamaz, ben takıldım ona diye ısrar eden birini gördüm.. Birbirini tanımak iyide, hepimizin her an psikolojisi aynı olmuyor işte.. Ters bir anınızda bu cümleyi dalga geçmek olarak alabilirsiniz çok rahat..  Sanki her anımız birmiş yada kafalarımız hep rahatmış gibi dan dun konuşuyoruz gibi geliyor bana artık..

Hatta olayı abartıp, karşısındakinin morali bozukken, sorun çözmeye çalışanlar var benim gibi.. Adamın canı sıkkınken, evet denilecek şeye hayır demesine takılıp, birde trip yapmışlığım var yani.. Sonuç tabi ki kocaman bir hiç.. Sadece  gerilen sinirler, gereksiz edilen laflar.. Ama benim niyetim iyiydi, ne var ki şimdi bu cümlede kızacak?

Zamansız edilen laf anca kavga çıkarırmış derler.. Cidden de öyle işte.. Önemli olan kafamızdaki düşünceyi anlatmakken, bizler tüm bencilliğimizle ettiğimiz cümleleri savunuyoruz bence.. Sonra da biz birbirimizi anlayamıyoruz diye şikayet edip duruyoruz işte..



28 Kasım 2011 Pazartesi

Bahaneni Görmedim Sanma..


garfield




Böyle bir garip içim bu günlerde.. Hem bir tedirgin hemde bir hüzünlü içim.. Sanki her an bir şey olacakmış gibi pır pır..

Sanki hiç derdim tasam yokmuş gibi.. Ama bir o kadar da nasıl çözücem ben bunları diye dertli.. Mesela sevgiliye hem deli gibi sinirliyim.. Hemde deli gibi aşık.. Sonra bir iş bulma konusunda yarın haber gelecekemiş de "Ee hadi bakalım gel" diyecekler gibi sabırsız.. Diğer yandan daha uzun süre kafamdaki işi bulamayacakmışım gibi hayal kırıklığına uğramış..

Nedense iyi şeylerde hep bir hüzün arar oldum gibi.. İş bulsam, "Yeni işe nasıl alışıcam ben şimdi, off o gerginlik çekilir mi? " diyorum mesela.. Sevgili hiç bişi çıkmazsa inşallah 1 aya dönecek, ya gelmezse diye dertleniyorum.. Kaşınıyorum biliyorum..

Galiba üst üste yolundan çıkınca işler.. İnsan umuttan bile şüphe duyar oluyor şu hayatta.. Halbuki belkide en dimdik durmam gereken zamanda, kendi derdime dert yaratıyorum işte..

İnsanların kafasındaki kendisi ile, aynaya baktığında gördüğü kendisi, bir olmayınca huzursuzluk olurmuş içinde hep.. Bende de uzun zamandır bu his var.. Bazen takıldıklarıma bakıyorum.. Yaptıklarıma.. Hatta bazen cümlelerim bile benim değil gibi geliyor.. Bir miskinlik ki bendeki sormayın gitsin.. Bir bahane uydurma telaşı bir bahane uydurma telaşı.. Kendime bile bahaneler buldukça daha da bir geriliyorum gibi..

Şöyle anlatayım ben size;  ben her sabah 6 da kalkıp sporumu yapıp, sonra duşumu alıp giyinip, saçımı makyajımı yapıp keyifli bir kahvaltıyla güne başlardım.. 7 buçuk gibi evden çıkar okula giderdim.. Tüm gün deli gibi koşturup, akşam eve dönemeden mutlaka alışveriş yapar, hiç olmasa mağazalara bakar sonra eve yürürdüm.. Günlük bakımımı yapar, duşumu alır kitabımı okurdum.. Sonra kalkar ders çalışır, yetişecek projelerim için araştırma yapardım.. 12 buçuk gibi yatar ertesi gün aynı tempoya yeniden başlardım.. Bu arada sinema, tiyatro falan varsa hiç kaçırmazdım.. Her gün gazetemi okur, mutlaka haberleri izlerdim..

Şimdi yerimden kalkmaya üşendikçe sinir oluyorum kendime.. Sabah çalan alarmı en az 5 kere erteleyip, 1buçuk da ancak uyanıyorum.. Karman çorman bir hayatım var şu an.. Yarım yarım işlerim var.. Tamamlamaya gelincede bahanelerim.. Her gün bu gün son kaldır bakalım kafanı desem de, akşam hiç bir şey yapmamış bulunca kendimi bana dahada bir sinir olmuyor değilim..

Üşenmedim oturdum netten araştırdım.. Bu durumun farkında olmak iyi bir şeymiş.. Günlük bir plan yapıp uyman gerek falan diyor.. Bende kafamdan bir plan yaptım ama durun bakalım hayırlısı..

26 Kasım 2011 Cumartesi

Bu Kırılan Pot Sizin ki mi?

Pot kırmanın çeşitlemeleri yapılsa ben kesin isimlerle ilgili alanda birinciliğe oynarım.. Birinin ismi bende bir çağrışım yaptıysa, direk onunla kaydolur hafızama.. Birde lakabı varsa Allahhhh.. Yani herkes hoşlanmaya bilir kendisine takılan addan dimi.. Hepside şimdi öyle pek haklı olmuyor lakapların ne yazık ki..

Ne var ki  tüm bunlara rağmen, benim elimde değil.. Aklımda bir isim illa takıntısıyla geliyor.. Kendimi zor tutuyorum.. Birde sadece kendisine söylememek için zorladığım kadar, başkalarının yanından da söylememek gerek tabi.. Akrabası olur, kankası olur onların yanında da dedin mi gitti yani..

Mesela ben çocukken mahallede bir kız vardı.. Kız çok çat çat cevap verdiği için herkese" yelloz" derlerdi kızcağıza.. "Yelloz Yeliz" (Tüm Yeliz'ler den özür dilerim..).. Bu böyle kalmış aklımda.. Sonraki zamanlarda bir arkadaşım beni çok sevdiği ablasıyla tanıştırdı.. Evet kızın adı "Yeliz".. Bende direk yarattığı çağrışımı siz düşünün.. Kızı her gördüğümde bu tamlama geliyor aklıma.. 

Bu yine iyi.. Birde akrabamız var.. Kıza herkes kaşar diyor.. "Kaşar Tuğba" (Tüm Tuğba'lardan özür dilerim.. Kendimde bir Tuğba olarak..).. Kim neyini görmüş bilemem ama kızın lakabı bu.. Ona sorsanız bilmiyormuş.. Gerçi insan lakabım kaşar demez dimi.. Ama kızı ismiyle tanımayan herkes, lakabını deyince tanıyor.. Hangi Tuğba? Kaşar Tuğba ya!! Muhabbet aynı bu..

İşin fenası kızın kuzeni arkadaşım ve kızdan ne zaman söz açılsa yada biri hangisi ya dese, kaşar diye yapıştırasım var.. Bir pot kırıcam tam kırıcam diyorum..

Bu konuda pot kırmışlığımda vardır gerçi.. Bir arkadaş - ki kendisine "ayı" derlerdi- kuzenime asılıyor.. Ama öyle böyle değil.. Nereye gitsek, peşimizde.. Her yerden bu çıkıyor.. Bide sıkıcı ve yılışık ki sormayın.. Bir ima ettik buradan sana iş çıkmaz iki ima  ettik yok, anlamıyor..  En son bir kafede yine yapışınca peşimize, benim cinlerim tepeme çıktı.. Bahçede başladım bağırmaya.. " Hasan sana anlama kıtlığın olduğu için ayı diyorlar dimi" diye.. Hoş olmadı farkındayım da.. Oda zorladı yani.. Sonra bir daha hiiç yanaşmadı.. Ama benim bu olay aldı yürüdü.. Bilmeyen kalmadı.. Benim huysuz ve inatçı lakabımda burdan çıktı kanaatimce..

Velhasıl, her ne kadar hoş olmasa da, elimizde olmuyor işte.. Bazı kodlamalar yapıyoruz farkında olmadan.. Kim bilir bizim için ne lakapları vardır insanlarında, kendilerini zor tutuyorlardır söylememek için.. Biri ağzından kaçırana kadar öğrenemiycez herhalde..


24 Kasım 2011 Perşembe

I LOVE BASKÜL!!





Tombulum ben tombulum tombulum!! Herşeyi yer süpürürüm ben !!! Ama şanslı bir tombulum.. Sevgilim kocaman olduğu için hiç benim zayıflamam taraftarı değil.. Hatta tombulsan öyle çok mini etek falanda giymezsin, kör göze parmak sokmanın alemi yok dimi.. Ohhh mini etek kavgamızda olmuyor bu yüzden.. Pek memnun o bu durumdan yani.. 

Şimdi rejim yapıyorum dedikçe, en fazla 70, altına inme sakın deyip duruyor.. Onu bile istemiyor ya, ben istiyorum diye ses çıkarmıyor işte..

Sevgiliden sorun yok da, tartıyla başım belada benim.. Sevmiyor beni.. Bende onu gerçi.. Isınamadık birbirimize.. Eski baskülümü  çok severdim ben, ne güzel. Yenisi insanın sevincini bile kursağında bırakıyor.. 

Bir çıkıyorsun " Anaa 1 kilo vermişim!!" diye sevinirken sen, o hemen yağ oranı yok su oranı ama kas miktarı deyiveriyor.. Bak dur ondan sonra .. "Hımmm.. Yağdan almışım.. Su gitmiş.. Hiii kastanda kaybetmişim!!"  Hadi hadi gel de sevin şimdi verdiğin bir kiloya.. Açık açık " Pişştt tombull!! O verdiğin kilo değil.. Bildiğin su su"  diye kafa buluyor ya!!

Ne güzel işte,  kas kaybetmek kötüdür, bunu söylemesi iyi değil mi demeyin şimdi.. Bu aletin bende yarattığı gerilimin stresi, tüm organlarıma zarar değil mi yani.. Ne güzeldi benim dededen kalma baskülüm.. Çıkardın üstüne paşa paşa gösterirdi.. Ohoo bide zayıfladın mı, oynarsın üstünde sevinçten oda böyle ibresini oynatır katılır sana.. Bir samimiyet bir yakınlık olur.. Kilon fazla çıksa o ibre yerine ağıır ağırr gelir.. Yada kesin ibresi kaymıştır falan.. Dosttu, içtendi yani.. Sevincini kederini paylaşırdı..


Velhasıl değerini bilemedim baskülümün.. Tartıya kandım..

22 Kasım 2011 Salı

İzindelermiş Ama??

İlkokul çocuğu dediğiniz kişi; okulun en çok tenefüs zamanlarını seven, oyuna düşkün, 23 Nisan- 19 Mayıs deyince tatili algılayan bir ufak insandır.. Kendisi boş dersleri, hocanın serbest bıraktığı anları sever.. Şimdi kimsede buna itiraz edemez dimi? Peki benim vakti zamanında okul tatilmiş diye eve gelişimi neden hala anlatıyolar yaaa..

Şimdi sabahçıyım o zamanlar.. Şimdiki gibi tüm gün okul falan yok bizde yani.. Neysee.. Okula gittim.. Yanımda Esra.. Sağdan soldan öğrenciler yolda falan.. Klasik bir okul sabahı işte.. Okula vardık.. Bahçede sıraya girdik tören yapılacak bekliyoruz.. Bir tuhaflık var şimdi.. Etrafta tek hoca yok? Yani en azından biri olurdu dimi? Kimsecikler yok.. Hademe falan desek, onlarda yok ortada.. Ama okulun kapıları falan açık baya yani..

Koca bahçe öğrenci dolu, tek bir yetkili etrafta görünmüyor.. Önce içeride toplantıdalarmış denilmeye başlandı.. Ama bekle bekle gelen giden yok..  (Yani toplantı yapacak olsalar hademeleride mi aldılar mübarek..) Sonra bizi deniyorlar dedi biri.. Bakalım onlar olmazsa tören yapabilirmiyiz diye..  
( Allahım biz nasıl andımızı okumaya önem veren çocuklar yetiştirdik diye cümleten saklanmışlardır  kesin kesin)


Tüm bunlar olurken ben kıvrım kıvrım kıvranıyorum..  Bir sıkıştım bir sıkıştım.. Ölücem yani!! Bekleyecek dermanım yok..  Bir koşu dedim gideyim geleyim..

Tam kapıdan içeri girdim ki.. Girişte bir değişiklik var.. Duvarda kocaman bir yazı.. "İzindeyiz" 
Önce bir olayı anlayamadım.. Ama sonra hemen algıladım tabi.. Başka ne açıklaması olabilirdi ki yanii.. Nefes nefese çıktım dışarı üst sınıflardan milleti toplayan çocuğu buldum..

" Herkes izinde oğlum.. Bize demeyi unutmuşlar" dedim.. Çocuk tabi bir şaşırdı önce.. sonra yazıyı onada gösterdim hemen.. Tabi olayı duyan içeri girdi.. Herkes yazıyı görünce anladık ki hocalar mocalar herkes izinde.. Bir bizim haberimiz yok olaydan.. Zaten canımıza minnet.. Dağıldık evlere.. 

Evet yanlış anlamış ve koca okulu boşaltmış olabilirim.. Oradaki izindeyiz yazısı, ertesi gün üstüne eklenecek Atatürk büstü ve altına eklenecek imzayla anlamlı olacak olabilir.. Ben hiç neden izinde olduklarını yaldızlı yazmışlar dememiş olabilirim .. Ben öğrenciyim yani.. Bana tatil lazım..

Hem o gün öğretmenleri getiren servisin bozulduğunu ve hadememizin de içeride odasında uyuduğunu nereden bilebilirim ki dimi.. 

Sonra ne oldu? Sonra hocalar gelipte kimseyi bulamayınca tabi evleri aradılar.. Olay açığa çıktı.. Tabi tüm okulda tek hoca olmadığı için bişi diyemediler.. Sonuçta bir hocada mı olmaz yani dimi?

Konu idare tarafından kapandı.. Girişteki izindeyiz yazısı kaldırıldı, sadece büst kaldı.. Birde her arkadaşlar toplandığımızda anlatılan "kızım izindemiyiz?" geyiği..

17 Kasım 2011 Perşembe

Büyüdük Biz..


Hayat küçücük bir dünyaydı.. Etrafımızda dönüp duran.. Aslında hepimiz ufak çocuklardık.. "Büyüdüm ben ya" derken bile.. Küçük prensesler.. Küçük prensler.. 


Ortada kalmaktan korkmadık hiç.. Dünyamıza sığındık.. Göz göre göre hatalarda yaptık.. Bildik çünkü büyüsek de çocuktuk biz.. Annemizin kızı, babamızın prensesi, teyzemizin küçük kurbağsı, babanemizin kuzusuyduk biz.. Fark eder miydi cidden 17-20-29-35-50 olmamız?

Hep korunduk biz.. Oradan olmasa oradan.. Ağlamayı bile bilemedik biz.. Şöyle içten hıçkıra hıçkıra..En fazla bebeğimizdi kaybettiğimiz.. İnsan kaybettiği bebeğine ağlar mı öyle hiç..

Biri gitse diğeri vardı yanımızda ya.. Hani emanettik ya biz hepsine.. Küçüktük.. Çocuktuk ya biz..

Büyüdük.. Küçücük dünyamız sarsıldı.. Dahada büyüdük.. Önce biri için gidecek dediler.. Büyüdük.. Yakın gitmesi dediler.. Dahada büyüdük.. Sonra diğeri için gidiyor dediler.. Ortada kaldık..
"
Ve büyüdük biz..

 Yaşar Amcam gidiyor.. Artık pişkin pişkin" Babam yoksa Yaşar Amcam burda onu ararım" diyemiycem ben.. Bir sabah gitti haberiyle uyanıcam bu gün yarın.. Ve maç izlerken içsin diye dolaba soğuk su koymıycam.. Artık ramazanda elinde sıcak pideyle çalmayacak kimse kapıyı.. Babamla kim bağıracak futbolculara şimdi? Beşiktaş napıcak onsuz? Öğrenmek zorunda kalıcam..

Ve Büyüdük biz..

Küçücük dünyamız sarsıldı derken.. Diğer amcam gidiyor şimdide.. Bir sabah gitti haberiyle uyanıcam bu gün yarın.. Ve kimse "nerde benim elmalı kurabiyelerim? " demeyecek.. Kapıyı açınca gülen yüzü olmayacak.. Sıkıldım içim daraldı benim dediğimde kimse dinlemeycek beni.. Kimse Allah'ı onun gibi anlatamayacak bana..  Senin nikahını ben kıyıcam diye söz vermişti.. Ben nasıl evlenicem onsuz? Öğrenmek zorunda kalıcam..

Büyüdük biz.. Küçücük dünyamız başımıza yıkıldığında.. Büyüdük biz.. Hıçkıra hıçkıra ağladığımızda.. Evet büyüdük biz.. Ölümü öğrenip.. Emanet olduklarımızın gidişini beklemeye mecbur kaldığımızda.. Büyüdük.. Ne olur gitmeyin diyemediğimizde..

Yine de  bir çocuk umudu içimizde.. "Allah'ım tüm çocukluğumla dua etsem.. Tüm çocukluğumla.. Hiç mi olmaz?? " diyecek kadar derin..