9 Ekim 2012 Salı

Kadın Patron..




ilk günümü de anlatayım istedim size.. Sabah her şey normaldi.. Beni aldılar yeni ise gittik.. İşte klasik bir iş günü oldu.. Bir iki şey göstermeye çalışanlar, yeni insanlarla tanışmalar.. Hatta eğlenceli bile gelmeye başlamıştı.. uzun zaman sonra bu kadar kalabalık bir ofiste çalışmak iyi bile gelecek diye düşünüyordum..

Taki o gelene kadar.. Kendisi koordinatörüm oluyormuş.. Parmağının ucuyla elimi sıkmasıyla zaten bir rahatsız oldum.. Bizim işimiz PR sen daha çalışanına böyle yapıyorsan..

Sonrası da bu el sıkmadan farklı olmadı aslında.. Benle ilgilenmeyi bırakın yüzüme bakmadı.. Toplantıya gelmesin kafası almaz dedi.. Toplantı sonrasında beni çağırıp abuk sabuk sorular ve hafif bir bak canımı sıkma yollarım seni tehdidiydi tamamladı.. Yada ben öyle sandım.. Bak ben dedikoduyu sevmem yapma dedi.. Sonra burada daha deneme süren ona göre yani dedi.. Önceki çalıştığın yerden kontak bildiğin kim var isim ver dedi durdu.. Ben kimseyi yetiştirecek sabırda değilim artık, bilgiyi aktarırım sen ne yaparsan yaparsın dedi.. Tamam deyip odadan çıktı..

 Ben kaldım öylece toplantı odasında.. Kalkıp yavru koyunlar gibi peşinden ofise geri döndüm.. buna bir yer bulmak lazım dediğinde "bu" denilenin ben olduğumu henüz algılayamamıştım.. neyse "bu"na bir yer bulundu.. Bülten yazabiliyormusun sen dedi bu defa.. Evet dedim.. Bir tarzın var mı? Nasıl yazıyorsun, bana yazma konusunda yetenekli insan lazım diye buyurdu hanım efendi.. Sonra konuyu değiştirerek " ee ingilizce biliyormusun bari" dedi.. Az biliyorum.. Uzun zamandır kullanmadım hatırlamıyorum dedim.. Nasıl az, yazbiliyomusun, cümle kurarmısın, yani yabancı biri gelse konuşmazsın şimdi sen !! 

bunları yapması zaten can sıkıcı birde bunları 20 kişinin içinde yaptığını düşünün.. Akşam eve dönerken ajansımızın genel müdür yardımcısı günümün nasıl geçtiğini sordu.. Gergin dedim.. Hanımefendiyle biraz tarzlarımız farklı.. onun herkesle farklı tarzı bir ben laf geçirebiliyorum ona sen takılma dedi. geçen sene ajans başkanımızın kardeşiyle evleneceklerdi.. Düğüne bir hafta kala kalp krizi geçirip öldü çocuk.. Hala onu atlatamadı diye açıkladı durumu..

Önce üzüldüm, zordur tabi dedim.. Sonra bu durumun ona bunları yapma ve bu tavrı takınma hakkı vermediğini fark ettim.. Bu kadar zorlu bir dönemdeyse gidip yardım almalı ve konuyu atlatmaya uğraşmalı.. Beni yada başkalarını azarlayarak, küçük düşürerek ve ilk iş günlerini zehir ederek yapmamalı..

Bir diğer konuda firmaların tavrıyla ilgili.. Bu tarz sorunu olan ve çalışanlar tarafından rahatsızlık duyulan birisini sadece acısı var diye tutmamalı.. Belki çok acımazsızca gelecek, ben terk edildim diye bu kadar üzülüyorum, o ne yapsın diyeceksiniz ama bu alttan almaların bir süre sonra onun hoşuna gittiğini ve patronculuk oynamaktan hoşlandığını hissettim.. 

Sonuç olarak, gerçekten de işle ilgili ne hevesim ne de bir hayalim kaldı.. Tüm gün kendimi yalancı bir salak gibi hissettim.. İçim öfkeyle doldu resmen.. Burada uzun yıllar kalmayı ve bu insanlarla olmayı çok isterdim ama anladım ki bu kadınla olmaz.. Helede bu tavırdan sonra onun olmasa bile benim ön yargım ikimize de yeter.. Eh oda işi bırakıp gitmeyeceğine göre.. Bana yakın zamanda yine işsizlik yolları göründü..

8 Ekim 2012 Pazartesi

Gerginim Bu Günlerde..



Yine uzunca bir zaman sonra yazıyorum işte.. Ortalık sakin.. Hayat rutin.. Tek yeni konu benim yarın yeni bir işe başlıyor oluşum..
Deli gibi gerginim.. Ne olacak, nasıl olacak soruları uçuşuyor etrafta.. Yeni bir yer, yeni insanlar, yeni bir ortam.. Beni nasıl gerdi size anlatamam.. Sanırsınız gittiğim yerdeki herkes suratsız, konuşmaktan yoksun ve benden nefret edecek.. Sanki zorla gidiyorum.. O kadar olumsuz düşünceyle dolu ki kafam..

Bir yandan da işle ilgili hiç bir detayı sormamak gibi bir tuhaf salaklık yaptım.. Mülakatta ki sorulardan ancak tahmin yürütüyorum.. Kendi işim mi yoksa alakasız bir iş için mi gidince öğreneceğim mesela.. Benim için en fenası müşteri temsilciliği.. Hayatta yapamadığım bir iş.. Beceremiyorum.. Benden satıcı olmaz.. Resmen kabus gibi çöktü üstüme bu düşünce.. Ya öyleyse.. Acaba mı.. Belkide.. diye diye yedim kendimi..

Adamlarla o kadarda rahat konuştum ki, arayıp yahu ben ne iş yapıcam da diyemedim yani.. Bana dese biri mal mısın derim.. Yada ne bileyim salak bu diye düşünürüm..

İş konusuna çok fazla şey yüklediğimi de biliyorum.. Sanki bir işe başlarsam tüm hayatım değişecekmiş gibi tepki veriyorum.. Bir anda bir sihirli değnek gelecek, tüm yapmak istediklerimi yapabilicem.. Her şey eskiye dönecek.. Sanırsınız, işe başladığım hafta 10 kilo birden vericem.. Öyle mucizeler bekliyorum.. İş olmazsa sa karanlık bir çukura gömülüvericem ve bir daha asla oradan çıkamıycam gibi.. Hani eskiler derler ya bir atımlık kurşunum kaldı.. Aynı o durumdayım sanki..

Yapmak istediklerimle ilgili uzun listelerim var.. onu alıcam, bunu yapıcam, buraya gidicem, bunu ödeyeceğim.. Sanki hayatımı bir noktada dondurdum.. Şimdi onu yeniden çözmek istiyorumda, bir  türlü yeterli ısıyı tutturamıyorum gibi.. Hayatıma kavuşamıyorum gibi..

İşsizlik günlerinde insan bazı şeyleri çok iyi öğreniyor.. Mesela saygı görmek istiyorsanız, bir işe ve paraya ihtiyacınız olduğunu.. Çünkü aksi halde sizin kendinize ne saygınız kalıyor nede güveniniz.. Bir süre sonra bu insanlarada yansıyor.. Siz kendinizi işe yaramaz görünce onlar ne yapsınlar..

Bazen olduğum yerden tepe taklak yuvarlandım da, aşağıya düştüm gibi geliyor.. Eski yerime tırmanmaya uğraşıyorum.. Ulaşabileceğimi kendime her ne kadar tekrar etsem de, içten içe inanmıyorum sanki..


Bilmiyorum işte.. Kafamda allak bullak.. İçimde allak bullak.. Bir şeyler yapmam gerektiğini biliyorum.. Birde başlangıcı bulacak gücüm olsa..

7 Eylül 2012 Cuma

5 Eylül 2012 Çarşamba

Günaydın..


 Fresh Desktop Wallpapers · Computers · Windows 7 
 Paris rain

Bir sonbahar sabahına uyanmak istedim bugün.. Hiç bilmediğim bir ülkede, daha önce hiç kalmadığım bir odada.. Bembeyaz çarşafları olan yataktan kalkıp yavaşça kalın perdeyi açmak.. Parlak ama artık yakmayan güneşin içeri doluşunu izlemek..

Hiç bilmediğim sokaklara dökülen hiç bilmediğim ağaçların  sarı, turuncu yapraklarına bakıp; sonbahar gelmiş demek.. Her an yağmurun yağabileceği ihtimalini düşünmek istedim.. Siyah boğazlı bir kazak, bol bir kot ve spor ayakkabılarımı giyip sokağa atmak kendimi.. Elimde şemsiyemle sokakta hafif çiseleyen yağmurun altında dururken derin bir soluk almak.. Sanki tüm hücrelerimle nefes alıyor gibi hissetmek..

Boş boş yürümek sokaklarda.. kimseyi tanımadığım ve kimsenin beni bilmediği bir ülkede belkide herkesten ve herşeyden vazgeçmiş olarak uyanmak istedim.. 

Bir cafenin kapısının önündeki masalara oturup sıcak kahvemi içerken, yoldan geçenleri izlemek.. Tanımadığım iki kızın kıyafetlerine bakmak.. Yan masada oturan kadının telefonda ki arkadaşına kocasını çekiştirdiğini düşünmek, söylediklerinden tek kelime anlamadan.. 

Boş boş dolaşmak, eski binalara bakmak ve bir zamanlar oralarda yaşayanların neler görmüş olabileceklerinin hayalini kurmak..

Her birimizin zaman zaman istediği gibi.. Biraz mola vermek istedim sanırım.. 35 yaşıma bastığım sabah olacakları hayal ederek..

14 Ağustos 2012 Salı

Mim Yazdım Ben.. Aferin Bana Aferin...




Uzun zamandır yazamadığımın farkındayım.. hemen bir mim cevaplayayımda neşemizi bulalım istedim..  'üme teşekkür ediyor ve cevaplamaya başlıyorum hemen..

Çaresi bulunmayan bir hastalığa yakalandınız ve bunun sonucunda yaklaşık 1 yıllık ömrünüzün kaldığını öğrendiniz. Kalan 1 yılınızda ne yapardınız? 

Benim gibi hastalık hastası birisi için herhalde buna inanmak bile kafadan 2 ay alır. Sonrasında muhtemelen 
tüm eski sevgilerimi ve gereksiz olduğunu düşündüğüm arkadaşlarımı arayıp içimdekilerin hepsini onlara söylerdim.. Mesela gerizekalı bir moron olduğunu söylemek istediğim öyle çok insan var ki.. Başka birde deli gibi yemek yerdim.. Hani hep diyoruz ya aman aman bir zayıflayayım şunu yerim bunu yerim diye.. Hiç düşünmeden hiç aklıma gelmeyecek yemeklerin bile tadına bakardım.. Bir yerlere gidermiydim?? Yok ya zaten kalmış bir yıl ömrüm ne yollarda harcayayım dimi.. Yani öteki tarafta sormayacaklar yediğin içtiğin senin olsun gördüğünü anlat diye :))

Fobileriniz, takıntılarınız var mı? Varsa neler? 

Kabul ediyorum takıntılı bir tipim ben.. Öyle bir iki tane değil, bildiğiniz hayata takıntılıyım resmen.. Mesela dolabım muntazam olacak.. 1 yıldan uzun zamandır giyilmemiş hiç bir şey dolapta durmayacak.. herşey renk ve kumaşına göre düzenlenecek.. Ayakkabılar kendi rengindeki kutularda olacak.. Mutfak en fazla yoldan çıktığım yer.. Benimle mutfağa gitmek cesaret ister arkadaşım.. Çok pis bir şefim orada.. Yamaksan yamaklığını bileceksin.. Hızlı olacaksın, pratik olacaksın, temiz olacaksın.. 

Fobime gelince.. KUŞLARRRRRRR!!!!! Nefret ediyorum her birisinden tek tek.. Birisini bile görsem yakınıma gelse içim kalkıyor.. Görmeden kuş sesinden bir sorun yok ama o kanat sesleri yok mu Allah'ıımmmm resmen kanım çekiliyor damarlarımdan..

Bir sabah kalktınız ve dünyada hiçbir insan olmadığını öğrendiniz, ne yapardınız?

Ay bu soru bana çocukken gördüğüm bir rüyayı hatırlattı. İlk okula gidiyorum, deli bir din kültürü öğretmenimiz var.. Adam kıyamet gününe takmış, habire anlatıyor.. Müslümanlar kıyameti görmeyecek, o anda hepsi ölecekler.. Yani şimdi 8 yaşında çocuğa anlatacak bunu mu buldun dimi.. 

Gece rüyamda kıyamet kopuyormuş sözde.. Böyle dağlar uçuyor, denizlerde kocaman kocaman dalgalar..  Öyle şaşkın bakıyorum bende balkondan.. Anaaa o ana fark ediyorum.. Naaann herkes ölmüşşşş!!! bir ben ayaktayım!! Kimse kalmamış koca dünyada.. Bir ben varım.. Hayır tek kaldığım için  değilde ben müslüman değilim galiba diye panikledim yani..  Sonra Hemen yere yatıyorum gözlerimi kapatıyroum.. Müslümanım ben ya müslümanım yanlışlık olmuştur, karışıklık olmuştur diyorum.. Hala akıllarına geldikçe annemler gülüyorlar rüyama..

Dünyayı dolaşmak isteseniz hangi ülkeden başlardınız, neden? 

Kesinlikle İtalya..  Ve mümkünse tüm gezim tek başıma olsun.. Teşekkürler..

İtiraf edin prens/prenses e dönüşür diye kaç kurbağa öptünüz? 

Ohoo... Kimbilir kaç tane.. Bundan olur mu acaba? Yok bu değilmiş.. Acaba bu mudur ? derken aldı başını gitti.. Artık öpülmüş; prens yapılmışını bulmak lazım.. İsilik olduk kadınlar camiası olarak, prens yapıcaz kurbağları diye.. Yok o değilde öpüp prens yaptıklarımız  en azından yanımızda kalaydı eyiydi..

Asla yanınızdan ayırmadığınız 3 şey? 

Şimdi.. Bir cep telefonum.. Artık cep telefonları herşeyimiz oldu malum.. İki cüzdanım.. Ki içine herşeyi atma alışkanlığım vardır.. Ve üç Apranax.. Migreni olanların tek ve biricik aşkı olur kendisi..

Hayatınızın bir kitap/ film olmasını isteseydiniz hangi kitap/film olmak isterdiniz? 

Monte Cristo Kontu.. Ne alaka demeyin.. çok severim kitabınıda filminide.. Bazen etrafımda tıpkı kitaptaki gibi tiplerin olduğunu düşünüyorum.. 

En yakın arkadaşınızın bir uzaylı olduğunu ve sizi ilk denek olarak kendi gezegenine götüreceğini öğrendiniz, ne yapardınız? 


En çok buna güldüm.. Kuzuyu bir an uzaylı düşününce.. Böyle masmavi bir gezegenden falan.. Herhalde ilk tepkim; biliyodum nan biliyodum sende bir yamukluk olduğunu demek olurdu :)) Sonra nereye gidiyoruz, kaçta gidiyoruz, nasıl gidiyoruz, ne giysem, orası soğuk mudur? İlaç alayım mı? Ne yiycez? Aaaayy benim giyecek hiç bir şeyim yokkkkkk!!!!! 

İsviçreli bilim adamları görünmezlik hapını buldu ve siz bu hapı kullanan ilk kişisiniz. Hapı kullandıktan sonra yapacağınız ilk şey nedir? 

Şimdi bu soruya çok romantik cevaplar verebilirdim.. içimden de onlar geçiyor ama başka şeyler yapmalıyım bence.. Düşünelim.. Görünmüyorum.. Her yere gidiyorum.. Durumu nakite çevirirdim.. Ohh paparazilikte son nokta.. Amma para kırardım ya...

diyerek bir mime daha son veriyoruz.. Yeni yazılarla çok yakında karşınızda olacağıma hatta öteki blog içinde bişiler yazacağıma söz vererek esen kalın diyorum  .............

28 Temmuz 2012 Cumartesi

Umut Et Durma Hadi!!



Hayat basit umutlar üzerinde kurulu.. Kim ki umudunu kaybeder ve vazgeçer.. İşte o an kendinden vazgeçmiş olur.. Kaldı ki çoğu zaman kendi istediğimiz için vazgeçmeyiz umut etmekten.. Çoğu zaman başkalarının gözünde nasıl göründüğümüzü düşünürüz de; vazgeçmiş gibi yaparız.. Kendimize yeni umutlar yaratırız.. Yada en azından öyle gibi yaparız işte.. Bundandır belkide içimizdeki bunca kırıklık.. Bu güvensizlik.. Ve bu mesafeler..

Hele de yeniden seni seviyorum diyemeyecek olmak.. Ona sarılamayacağının defalarca söylenmesi gibi.. Geri gelmeyecek naraları dönerken etrafında akbabalar gibi.. Olmuyor.. Vazgeçtim diyorsun.. Bıraktım umudun peşini.. Artık iyi bir şey olmayacak.. Bu yüzden başka iyi şeyler bulmalıyım şu naciz ömr-ü hayatımda..

Umut etmek güzel şey.. Kısmet demek.. Açık kapı olduğunu düşünmek güzel şey.. Hepsi bir anda yoluna girmese de.. Bir gece gelen bir telefonla ona doya doya sarılabilmek.. Kokusunu içine çekip gözlerine bakabilmek umut.. Yeniden olmayacak derken o, iki dakika daha yanında kalmanın tadını çıkarmak..  Ve uzun zaman sonra hemde çok uzun zaman sonra huzur hissetmek yine.. Omuzuna başını koyup, saçlarında gezen elini hissetmek..

Yeniden var olabilmek.. Hayatında olmak ve yeninde hayat bulmak.. Belki hiç bir şey olmayacak ile belki de her  şey olacak arasında ki bir sınırda olmak..

Umut etmek gerek bazen sadece.. Ve en içten.. En derinden.. En kimsenin bilmediği varlığınızla dua etmek..

Sevgili.. Varlığın eşittir huzur şu dünyada bana.. Ve sen gelmeyecek bile olsan.. Aşk.. Sen demek zaten.. Heyecandan elimi ayağımı dolaştıran..

7 Temmuz 2012 Cumartesi

Kuzu. Ç



Sokaklarda duvarlarda gördüğümüz grafitiler gibi geliyor bazen hayat bana.. Ana resmi çizen biri var evet.. Ama sonra gelenler yeni bir şeyler ekliyorlar hep.. Her gelen imzasını bırakıp gidiyor bir köşeye.. Bunun illa büyük olmasına gerek yok.. Mesela adını yazıyor yada öteki geliyor o adın son harfini boyuyor işte.. Birde bizim pastacı  gibi resme kaş bıyık çizip kendi çapında imzasını bırakanlar var..

Belki büyük bir idda ama Anadolu Yakası'nın en muhteşem çikolatalı pastasını bizim bu çılgın pastacı arkadaş yapıyor.. Yakanın her yanından sırf onun çikolatalı pastasını almak için gelenler var.. Öyle böyle değil..Çikolata ve şam fıstığı.. Kremasında kullanılan gerçek çikolata parçaları.. Enfes bir tat.. 

Enfes olmasına enfesde.. Arkadaşın ufak bir imza sorunu var.. Yani siz ne derseniz deyin.. Kendisi bir şekilde bildiğini okuyor.. O pastayı yerken illa bir kendisini anıyorsunuz..

Kendisine ilk pasta siparişimiz geçen yıl ki doğum günümdeydi.. Dışarıda yapılacak bir kutlama için olacak pasta dedim.. Ve lütfen kare şeklinde olsun, üzerinde süs olmasın.. Hatta yazı bile olmasın.. Tabi ki deyip notlarını aldı sağ olsun.. 

Akşam bizim ufaklık pastayı alıp eve geldiğinde tamda kapıdan çıkmak üzereydik.. Şeytan işte dürttü, pastayı göreyim yahu bir dedim.. Aman Allah'ımmmm o neeeee!!!!

Kocaman bir pasta evet çikolatalı.. Ama dev bir kalp şeklinde!! Oda yetmezmiş gibi, üstü kırmızı şekerden yapılmış güllerle kaplı!! Ne diyeceğimi bilemeden son anda gördüğümüz için öylece çıktık mecbur.. Pasta gecenin konusu oldu ama.. Birbirini tanımayan insanlar için ortak ve eğlenceli bir konu...

Bu yıl yine vazgeçmedik çikolatalı pasta sevdamızdan.. Ve yine bizim pastacıya gittik.. Özellikle geçen yıl olanları anlatıp rica ettik.. Aman abi ne olur imzanı koyma diye.. Bak bu yıl iki kişi kutluyoruz.. Kuzende var, onunda doğum günü.. Rezil olur çocuk güllü pasta gelirse..Yok yahu dedi.. Tam istediğiniz gibi kare olacak, sade olacak.. Hatta size güzellik yapayım direk mekana yollarım ben pastayı..

Akşam olup da pastayı kesme saati geldiğinde, tamda söylediği gibi kare ve sade bir pasta geldi masaya.. Tek sorun.. Nişan pastası olmasıydı.. Evet evet bildiğiniz nişan pastası.. Üstü beyaz kaplı.. Minik incilerle süsleniş..Kenarlarına krema çekilmiş ve tam ortasında yan yana yazan iki isim.. Tabi ki isimlerin altın yaldızlı olduğunu belirtmeme gerek yok..

Son bombayı da sağolsun bu gün  patlattı.. Ufaklığın doğum günü için aradım.. Pastayı anlattım.. Uğurlu bir yıl olsun diye bir uğur böceği pastası istedim.. Akşam alacak kardeşim diyede tembihledim.. Tabi ki yedi buçuk da hazır hiç merak etmeyi diyede onayını aldım..

Veee bu akşam ki pastada yine imzası vardı.. Pastaya yazdırılan yazıda bu kez.. "İyi ki doğdun kuzuçe " yazacaktı sadece.. Kutuyu açıpda pastadaki yazıyı görünce artık film koptu.. Saatlerce pastayı kesemeden güldük cümbür cemaat.. 

"İyi ki doğdun kuzu. Ç"

Kendisine düğün  pastamı yaptırmayı planlıyorum.. O konuda nasıl bir imza atacağını ölesiye merak ettiğimden..  

Bazı insanlar, ne yaparsanız yapın kendi imzalarını bırakırlar.. Resmin bir köşesine de olsa.. Kızmak bir yana gülmekten alamıyorsunuz işte kendinizi..

1 Temmuz 2012 Pazar

Nice Yıllara..


 Neydi bu oynadığımız.. Elim sendeydi belkide.. Tam yakaladığımızda yine ebe olduğumuz.. Ya da saklambaçtı.. Onları aramaktan bitap düştüğümüz.. Ve her bulduğumuzda yeniden saklandıkları..

Biz sokakta kalan çocuktuk .. Hani annesinin akşam ezanında eve çağırmadığı.. Komşu teyzeden su isteyen.. Üstü başı pis olan çocuktuk.. Herkes gitti.. Bir biz kaldık koca sokakta..

Komşunun şikayet ettiği.. Ağaçlara tırmanan meyve çalan çocuk olduk.. En çok sesi çıkandık hatta gün boyunca.. Hep azar işitendik.. Hep suçlu hep yaramaz olandık belkide..

Herkes çekip giderken hep geride kalandık aslında.. En yaramaz olandık.. Bundan bir şey olmaz.. Adam olmaz bu denilendik biz..

Adam olamayacaklardık.. Olamadık.. Biz ancak.. Oynamaya doyamayan olduk belkide.. Gece yarılarına kadar çığlık çığlığa eğlenen çocuktuk biz.. Hatta cepleri hep meyve dolu olan çocuk olduk..  Ondandı öğle yemeğine eve gitmeyişimiz .. İçinde uhde kalmadan büyüyen çocuklar olduk .. En çok dizleri yara olan olduk biz.. Başındaki dikişlerle övünen..

Adam olamadık biz.. Ama insan olduk en azından.. Hiç yoktan iyidir diyerek.. 

Bunca çoluk çocuk.. Hep beraber.. Cümbür cemaat..  Büyüdük büyümesine.. Ama vazgeçmedik oynamaktan.. Oyunun adı değişti.. Hayat dediler adına.. Bizse anlamadık hiç.. Oynamaya devam ettik masumca..

Nice yeni oyunlara.. Nice yeni oyun arkadaşlarına.. Ve teşekkürler.. Bir koca yıl hep beraber akşam ezanından sonrada o boş sokakta benimle oynamaya devam ettiğiniz için.. Nice yıllara..

18 Haziran 2012 Pazartesi

Ufaklık için Tarihe Not..





Uzun zamandır 3 kişiyiz.. Araya kaynaklar olsa da.. Dönüp dolaşıp üç manyak kalıyoruz yine baş başa.. Hatta bir evlilik bir nişan çıkardık aradan.. Birde malumunuz benim bitmek bilmeyen aşk arayışım..

Ne çok girdik birbirmize Allah'ım.. Ne çok sinir olduk anlatamam.. Ah ahh yedik birbirimizi.. Salak da dedik, malda yeri geldi.. Sonunda döndük dolaştık.. Birbirimize ağladık yine..

Ne hikmetse kardeşim demedik birbirimize hiç.. Arkadaştık.. Dosttuk.. Yolcuyduk.. Oyduk.. Buyduk.. Herşey hem hepimizindi hem sadece birimizin..

Şimdilerde bir de bebeğimiz olacak.. Yine hep beraber gördük ilk.. Yumuk ellerini.. Tombik bacaklarını.. Kıpır kıpır.. Çığlık çığlığa tanıştık kendisiyle..

Yine hep beraber takip ediyoruz bizimkinin durumunu.. Doktora gittin mi? Ne yedin?  Ne bu ayağında ki, düşersin bununla!! İlaç almadın dimi? Pardon arkadaşım hamile de sigaranızı söndürebilir misiniz? Bu sıcakta çıkma bak sokağa!!

Herşey dönüyor, değişiyor.. Dengeler bir aşağı bir yukarı.. Ama daha öncede dediğim gibi.. Her şey birden bire değişiyor.. Güzelleşiyor hayatımız.. Çok daha güzel olacağını biliyoruz.. Biz yine dip dibe.. Biz yine ite kaka.. Tıpkı dün gibi.. Yarın gibi belki de..

5 Haziran 2012 Salı

Hemen de Kızmayın Yazmadık Diye Canım :)

Uçan Balonlar

Uzun aralıklarla dertleşmek insanı şişiriyormuş..  Kiminle konuşacağını kestirmeyen biri olduğum için, tahmin edersiniz ki gerekli gereksiz bir sürü insan bir sürü yorum yapıyor yine hayatımla ilgili.. Tek bildiğim eskiye göre çok daha iyi çok daha güçlü hissettiğim.. İnsan ilişkilerimin kötü olduğu gerçeğine karşılık, aslında çok iyi olduğu gerçeği ile yüz yüzeyim çok şükür..

Uzun zaman sonra kendim gibiyim bence..  Tek sorun hala birilerine saf, masum, herkese inanan vah vah denilecek kızı oynuyor olmak.. Bazen kendimi kötü hissettirse de, insanların gerçekten nasıl olduklarını görmek için hala en iyi yol olduğunu düşünüyorum bunun..
Aşka gelince.. Kaptan’la vedalaştık..  En azından ben içimdeki o aşık olduğum adamla vedalaştım.. Her  ne kadar onun hakkında akla hayale alınmayacak kadar kötü sözler duymuş olsam da, kondurmamaya devam ediyorum işte.. Benim gözümde ve içimde hep o güzel gülen sempatik ve hep kullanılmış adam olarak kalacak sanırım.. Hala üzüleceğim onun için sanırım, yalnız bir hayatı olduğu için..
Zamanla öğreniyor insan.. Mesela çok basit bir şeyin insana huzur verdiğini.. Yan yana oturup hayran hayran bir şey izleyebilmenin ya da  ne bileyim bir kitapçıda yan yana ama kendi dünyanda zaman geçirmenin .. En çok da susman gerektiğini öğreniyorsun mesela.. Nazar denilen şeye karşı ve bunu fark ettiğin anda yalan bile söylenebileceğini..
Mutluyum ve huzurluyum.. Hayatımdaki  yeni, inatçı, muzur yenilikler için.. Gizli aşklar için.. Can dostları için.. En çok da bunca mış gibi hayata karşılık, gerçek bir hayatım olduğu için..
Son söz söyleyelim şimdi birde.. kardeşler+ arkadaşlar+dostlar+aşk+yeni civivler+ yaz+mucizeler + aile+kabile+kahkaha= HAYAT..

14 Mayıs 2012 Pazartesi

Ofis Dedikodusu



Kim lanetledi bu pazartesileri bilmiyorum.. Ama bir şekilde adı çıkmış zavallının.. Ne yaparsan yap, nasıl başlarsan başla.. Hep bir nalet, hep bir sinir bozucu..

Pazartesiyi daha çekilmez yapan şeylerde yok değil.. Mesela benim gibi böyle çok işiniz vardır ama o adamdan onay gelmeden kıpırdayamıyorsunuzdur.. Eee ne olacak.. Boş boş oturursunuz işte..  Birde ofiste kimse yoksa, iyice sıkılır canınız..

Bu arada ben size hiç işten söz etmedim dimi.. Hep bir ara anlatırım deyip durdum.. Şimdi hazır işimde yokken tam zamanı aslında.. Biz bir iletişim ajansıyız.. 4 kadın.. 4'ününde birbiriyle alakası yok.. 

En başta patronu anlatayım size.. 36-37 yaşlarında.. Önceleri gıcık olmakla beraber onun yaşına geldiğimde öyle olmaktan korktuğumu fark ettim geçen gün.. Tanıdığım en yalnız insan herhalde.. Etrafındaki herkesi kendinden nefret ettirmek konusunda süper.. Erkekleri pek bir seviyor sağ olsun..  Ben kendim için aşık olmaya aşığım diyordum.. Aşık olmaya aşık olmanında bir ötesi varmış gördüm.. Hani derler ya hamamda kurnaya düğünde zurnaya öyle bir hatun.. Halamı da anımsatmıyor değil bana.. Kesin tanışsalar birbirlerine bayılırlardı.. Kültür parçacıklarını birbirlerine satarlardı bak ne eğlenirlerdi.. Mesela Küba'da bir sokaktan alınmış çakma bir resmi Picasso tablosu gibi anlatırlardı birbirlerine.. Kötü birisimi değil.. Sadece hayattan zevk alma şeklimiz başka sanırım..

Birde ufaklığımız var.. Görüntüsünü konuşmasını 45 yaşında bir kadına odaklamış, sanki 23 yaşındaki vücudu bir 45lik teyzenin ruhu ele geçirmiş numarası yapıyor.. Boyundan büyük cümleler, tavırlar, ağırlıklar.. Ölürsünüz görseniz.. Ama içindeki o ufaklığa söz geçiremediği zamanlarda olmuyor değil.. En çok onu o zaman seviyorum sanırım.. Olduğu gibi içten.. Ufacık.. Meraklı.. Heyecanlı.. Tamda olması gerektiği gibi.. Diğer kadın ortalıktayken, kasıldığını fark ediyor insan.. Burnunu yukarıda tutmaya çalışan bir düşes edasıyla geçiyor sanki hayattan.. Halbuki çok şeker bir prenses masalın ait bence..

En son Zero var.. Onun yeri başka sanırım.. Olduğu gibi..  Ama değil.. Dimdik durmaya çalıştığı anları görüyor insan.. Fark ediyor bunu.. Ama yinede duruyor.. O kadar kendi hayatına sahip ki, örnek alınacak birşey .. En çok kendi gibi kalmayı istiyor bence.. Aslında hepimizin istediği ama direnemediği gibi.. O direniyor..  Darısı başımıza  demeli belkide..

Birde ben varım işte.. Benim hedefim için burası şark hizmeti yaptığım kısım gözümde.. Yakında yeniden başlayacağım iş bakmaya.. Kurumsal bir işletmede olsun, servisi olsun, sigortası olsun, maaşı olsun, masası olsun, merdiveni olsun, asansörü olsun... Diye diye diye ..


Başka güzelliklerde olmuyor değil bu aralar.. Sadece daha zamanı değil konuşmanın.. 


Bu arada Kaptan'ın arkadaşı bana mesaj atmış.. Yakın seferde falan diye.. Zamanlama.. Çok önemli şu hayatta.. Bir şeyleri yada birilerini kaybetmemiz hep an meselesi.. Bazen doğru zamanda bir mesaj gelir.. Bazende tam da biz vazgeçtiğimizde.. O zamanlarda denilecek tek şey kalıyor.. Hayırlı Seferler Kaptan, yolun açık olsun..

7 Mayıs 2012 Pazartesi

Türk Filmi Replikleri



Aslında hep Türk filmleri yüzünden bu içimizdeki saflık..  87 sonrası kuşağın daha akıllı olması ya da belki de daha gözü açık olması da bu yüzden.. Onlar bizim kadar Türk filmine daha doğrusu klasik Türk filmine maruz kalmadılar.. Mesela bir Türkan Şoray kanunları nedir tek tek sayamazlar yani şimdi..

O kadar Türk filmleriyle büyüdük ki biz, hayatı onlardan öğrendik..  Annelerimiz birer Filiz Akın değildi ama onun gibi fedakar, cefakar gibi dururlardı hep bizim için.. Babalarımız başı dik, mağrur adamlardı bizim gözümüzde..  Belki de sadece yaşamaya çalışan sıradan insanlar olmalarına rağmen..

Bizlerde Sezercik’tik , Ayşecik’tik.. Onlar gibi giydirilir, onların başına gelenlerle korkutulurduk.. “Bak nasıl kaçırdılar gördün mü?” “ Yabancılardan bir şey alırsan böyle olur “

Hatta kızınca annemiz; ” Allah canımı alsa da kurtulsam” dediğinde, Sezercik gibi yetim kalmaktan , dilencilerin eline düşmekten tırsardık da kıyı kıyı yanaşırdık daha bir annemize..
Sokakta Ayşecik gibi mini elbiselerle gezerken büyüdük hatta.. Masum arkadaşlıklar aradık..  Beraber gezecek, konuşacak arkadaş gurupları geldi gözümüzün önüne hep.. Bir kahkaha, bir eğlence.. Bisikletle adalardan gezmeler, denizlere girmeler, ufak flörtler..

İyiler hemen belli olurdu.. Hulusi Kentmen  geldi mi bilirdik her şey yoluna giriyor.. Erol Taş varsa kesin dilendirecekti çocuğu.. İyiler hep iyi, kötüler hep kötüydü..  Hiç bir iyinin içinde kötülük yoktu.. Saf tertemiz iyilikle yaratılmış iyiler; içlerinde merhamet olmayan, karanlık kötülere karşıydı hep.. İyiler hep kazanırdı..

Hayat böyle değildi.. Öğrenemedik biz.. İyi olanı hep iyi, kötü olanı hep kötü sanmaya devam ettik..  Herkesin içinde iyilik de var kötülük de göremedik.. İyi olanlara hep sonuna kadar güvendik.. Tüm saflığımızla yaptıkları kötü şeyleri bile iyiye yorduk.. Kötülereyse şans vermedik hiç.. İçlerinde iyilik olma ihtimali olmadı gözümüzde..

Bizimle biraz flört eden erkek Nuri Alço oldu gözümüzde.. Hep bir Ediz Hun bekledik, prens olarak.. Öyle sınırsız, hayatını bize adayan, yıllarca sadece bize aşık olacak adamlar aradık.. Bizden başka hayatı olmayan insanlar istedik.. O yüzden belki de bizim neslin çoğunun hala evlenememiş olması.. Gelmedi ki bir Ediz Hun kapımıza..

80’lerin çocukları olarak içimizde hala o saflık durur.. Hala herkesin iyiliğine inanan bir Sezecik yatar ruhumuzda.. Hepimiz hala o denizci formasıyla gezen küçük çocuklar olarak yaşıyoruz belkide.. O yüzden hala bu kadar kolay kanışımız.. O yüzden hala vazgeçilmez aşklar bekleyişimiz..  Ve evet o yüzden hala biraz bu herkese inanışımız..

23 Nisan 2012 Pazartesi

İletişelim Güzelleşelim..



Bazen öyle oluyor ki biriyle bir heves konuşmaya başlıyorum.. Konuşuyorum.. konuşuyorum.. konuşuyorum..O muhabbet bir yerde tıkanıyor.. Hani öyle bir durum oluşuyor ki diyecek ne senin nede onun lafı kalıyor.. Hatta konuyu kapatıp vedalaşacak kelimeleri bile bulamıyor insan..

Eskiden telefon ya da yüzyüze denk geldiğinde yaşarken bu durumu şimdi;  twitterı var, faceooku var, telefon mesajı var, watsup var.. Varda var yani..

Ben böyle saf saf kimse kırılmasın amanda alınmasın diye konuyu nasıl kapatacağımı bilememekten şikayetçiyim işte.. Sonunda bu konuda genel bir konuyu kapatma şekli olduğunu çözdüm (evet biraz saf ve iyi niyetli olabilirim ne var).. Ama hepsinin ayrı bir konu bitirme tarzı var.. Sanmayın öyle by by dedim de konu kapandı..

Efendim en eski yöntemden başlayalım..  Tam kapıdan çıktınız, merdivenlerde üstteki komşu teyze sizi yakaladı.. Önce nasılsın iyi misin, iş nasıl diye girdiği konu, romatizmalarına ve basur ameliyatına vardı..  "Hımm, vah vah.. Çok geçmiş olsun.. Hadi ya.."  gibi ünlemlerimiz ve nezaketen dinliyorum ibarelerimiz de bitti.. Napalım şimdi?  Hiiç öyle sıkılıp dökülmüyoruz arkadaşlar..  Hızlı ve net " Vah vah çok geçmiş olsun, ben müsadenizi isteyeyim, iyi günlerrrr" diyerek cevabı beklemeden hızlı adımlarla ilerliyoruz.. Merak etmeyin teyze alınıp kırılmaz.. Muhtemelen üst katta başkasına denk gelecek ona da aynı konuşmayı yapacaktır.. Hatta ertesi gün sizi görsün aynı konuyu yeniden dinleyeceksiniz..

Sonra telefonda konuşuyorsunuz ama konu aldı başını gitti.. " Hı hı.. İyi yapmışsın.. Ever bencede" stoğumuzda tükendi.. Konuyu toplamak gerek.. Direk " Neyse canım sen sıkma canını, takılma bunlara.. Hadi çok öptüüüm seni" diyoruz.. Yok yok telefonda kide alınmaz emin olun.. Zaten yaklaşık son 40 dakikadır aynı konuda dert yanıyordur ve oda dinlemediğinizi anlamıştır.. Rahat olun.. Hem zaten iki durum var.. Yakın arkadaşınız ise siz dinlemekten sıkılacak değilsiniz ya, demek ki çok hatırı geçen biri değil.. Eh herkesin derdini tasasını da dinlemeyin canım.. Sonra insan sinir sahibi oluyor.. Helede benim gibi evhamlı biriyseniz..

Telefondan sonra birde kısa mesaj işi var.. Ne deseniz bir cevap gelir, izlediğinizden de okuduğunuzdanda tek kelime anlamazsınız.. En kestirmesi git gide kısalan cevaplar ardından git gide uzayan mesaj aralıkları ve en son cevap vermemek.. Tecrübeyle sabittir efendim..

Gelelim son dönemin teknolojilerine.. Facebook ve Twitter da chate hoş geldiniz.. İki sosyalleşeceksiniz, bir iki arkadaşa bakıp amma şişmanlamış ha diyeceksiniz.. Ne bileyim iki twit yazıp eski sevgilinize gider yapacaksınız.. Biri yazar hemen.. Hadi cevap verdin, giderde gider o konu.. Twitterda birde özel mesajı bırakın twitleşmeyi bu hale getirenler olunca olay alır başını gider(evet bazen yaşıyorum bende, doğru bildiniz  ne var)..

Gelelim çözümümüze.. En basiti bu  :   " :)"   .. Evet işte bu arkadaş.. Bu gülen ifade nette, konuyu kapat, diyecek lafım yok bacım demek.. Hayat kurtaran işaretlere ekleyelim lütfen..


Tabiki bu işin bir de ters yönü var.. Birisi size bunları diyor olabilir.. İşte o zamanda anlayın ki konuyu kapatma zamanı gelmiş.. Hepimizin bazen saatlerce konuşmak istediği, susmadan içimizdekini aktarmak istediği, dertleşmek istediği belkide sevincimizi aktarmak istediği zamanlarımız oluyor.. Hiç durmadan karşımızdakinin de bize uymasını bekleyen bir bencilliğimiz var.. Özellikle bu konuda hem herkese bu işkenceyi çektirmek bencilliğim hemde bildiğiniz üzre insanların dertlerini anlatmak için ilk geldikleri adres olmak gibi bir misyonum var.. 

Ha bu arada bloggerlar da aynını yazdıkları yazılarla yapıyorlar aslında.. Bizi dinlemeyi kesmenin yolu direk takibi bırakmak.. Ya hep ya hiç.. Ama pek bir alınganız demedi demeyin..

19 Nisan 2012 Perşembe

Kadın..


Uzun saçı oldum olası çok severim.. Hani şöyle beline kadar akıp giden saçlar.. Bir kadını kadın gibi gösterir hani.. Birde hafif bir sabun kokusu.. İçi gülen gözleri de oldu mu insanın o kadın, bir erkeğin kalbinden de bir küçük çocuğun zihninden de silinmez.. Hatta bendeki gibi kalır içinde..


Çocukluğunuzdan kalma ufak sahneler vardır ya hani.. Tamamını hatırlamazsınız.. Öncesi yada sonrası da yoktur.. Sadece bir kaç dakikalık bir an..

Kabataş Set üstünde, Kabataş Lisesinin tam önünden aşağıya bir yokuş iner..  İşte tam o yokuştayız.. Eski taş binalardan birinin camında oturuyoruz .. Giriş katı hani.. Yolun hemen yanında.. Bir pazar günü..

Sokakta bir hareketlilik.. Birbirine selam verenler.. Kahvaltısını balkonda yapanlar.. Sıcak ekmeğiyle evine gidenler.. Yokuşun yukarısından, bir çift iniyor aşağıya doğru.. Bıyıklı uzun bir adam.. Yanında da uzun ama upuzun saçları olan bir kadın.. Hani Osmanlı kadını derler ya öyle heybetli bir duruş.. Yüzündeyse kocaman bir gülümseme..

Kadınla adam elele yürüyorlar bize doğru.. Her ikisinin de gözlerinin içi gülüyor.. Selam veriyorlar herkese.. Ve kadının saçları akıyor..

Bize gülümsüyorlar ve sahile kahvaltı için geçip gidiyorlar.. Meral Okay ve Yaman Okay..

11 Nisan 2012 Çarşamba

Dedi, Dedim, Dedin ..



Her gün birbirimizin yanından geçip giderken bırakın birbirimizi duymayı, yüzümüze bile bakmıyormuşuz.. Aman işe yetişeyim.. Yok soğuktu dondum.. Aman kapanmadan şu işide halledeyim diye  bir telaş bir telaş hepimizde.. Bu yüzden olacak ki, kendi ettiğimiz laflara ya da o koşuşturmacanın içinde nasıl durduğumuzada dikkat etmiyoruz.. Bir süredir işe giderken ve gelirken farklı ulaşım araçlarını kullanmayı adet edindim.. Sabahları nasıl daha çok uyurum hesabı yaparken akşamları nasıl trafiğe girmem telaşıyla bir günde: otobüs, metro, tünel, motor, gemi, tren ve son olarakda yayan olmak üzere ulaşımda guru olmak yolundayım demedi demeyin...

Bu seyahatler sırasında son zamanların trendlerinden müzik dinlemek, benimde favorim.. Her sabah da bunlar içerisinden bir kaptan şarkısı seçtiğim twitterdan takip eden arkadaşlarımızca da malum (evet bir miktar atar yapıyorum şu anda.)..Ne var ki  bu gün kulaklıklarımı evde unutmuşum.. Öyle olunca insan bunca toplu taşıma aracı kullanırsa etrafından neler duyuyormuş yarabbim!!

Sabah yüksek lisans dil sınavı kayıtlarımı yaptırmak için fakülteye gittim. Yolculuk minibüsle başladı.. En önde şoförün yanında ki sevgili koltuğunda bir abla.. Bindim telefonla konuşuyordu, indim hala konuşuyor nerdeyse.. Neler anlattı var ya.. İnsanın ister istemez kulağı kayıyor yani.. Akşam çantasını değiştirecekmiş de, annesine sormuş nerede diye, oda çekyatın altında demiş, onu alayım derken eline çivi batmış çok canı yanmış.. Gece hastaneye gitmişler falan diye giden bir hikayeyi tüm araba yaklaşık 20 dakika dinledik. Tam telefonu kapattı ki, fırsattan istifade şoför " Parayı vermediniz, konuşmanızı da bölmek istemedim ama boşluk bulmuşken alayım bari" dedi..

Tam bunu atlatmış ve Marmara'nın kampüsünden içeri girmiştim ki bir lise son sınıf öğrenci grubunun gezisine denk geldim.. Hani şu heveslendirme gezilerinden.. Bakın bakın ne süper yer, çalışın sizde gelin!! Mantık bu evet ama arkadan sevgilisiyle gelen kız beni bitirdi.. Sevgilisine" Ercüümeeenntt ben burada okuyamammm.. Okulların arasıı çok uzak uzak burdaaa" dedi. okul dediği kampüs içindeki fakülteler.. Hani hatun sınava girdi kazandı, Marmara onu kabul etti, tek derdi binaların arasında ki mesafe..

Ama en son bomba akşam gelirken duyduğumdur.. Karaköyden motora bindim.. İçeri geçtim oturdum.. Yanıma da bir çift geldi oturdu.. Böyle el ele falan geldiler yani.. Zaten bunu görünce gıcık oldum.. Evet tüm sevgililere gıcığım bu aralar.. Neyse kızcağız üşümüş tabi.. En avam cümleyle bunu ifade ediyor çocuğa " aşkımm çok soğuk dötüümmm donduuuu" Çocuktan cevap " Olsun bebeğim ben ısıtırım!!"

Her gün daha ne abuk şeyler söyleniyor da duymuyoruz.. Gerçi biz ki bilir neler söylüyoruz.. Ayy ki ben boşboğazın biriyim..

Neymiş.. Toplu taşımalarda çok konuşmuyor, kulaklıklarımızı yanımızdan ayırmıyormuşuz.. Üşürsek sevgiliye dötüm dondu demiyomuşuz..




5 Nisan 2012 Perşembe

Dialog..









Bu gün maillerimi temizlerken bunu buldum.. Yeniden bunu yaşamak istedim.. ve hayat bu neden olmasın..




Kaptan19 Eylül 22:37
tatlım ben sımdı venezuellaya vardım yenı gırdım nete bızım denk gelmemız bu sekılde bıraz zor olucak galıba saat farkından ve lımanlardan oturu

bende 3-4 saat uyuyabıldım hala uykum var bırazdan yatıcam bende:)
senı ozledım dıkkat et kendıne yıne gırınce nete cevap yazarım sana:):):)
Kaptan
senı cok cok opuyorum:):):)


Prenses18 Eylül 21:26
çabuk dön bana..

Prenses19 Eylül 18:12
Herşeyim;

Saat 04.00 oldu.. Seni bekledim ama dediğin gibi bu gün denk gelemedik :) Yarından umutluyum ama :):) Seni beklemek bile güzel..(Yinede yanımda olman kadar değil tabi)

Sabah 2 saat uyudum, sonra kalkıparkadaşıma gittim..
Bu arada; bir kaç gündür senden haber alamadım, uykusuzluk,arkadaşların  durumu falan derken çok gerilmişim.. Gitmişken arkadaşımda bana çok hafif bir sakinleştirici verdi, kas gevşeticiymiş aynı zamanda.. Eve zor geldim, yolda uyuyacaktım nerdeyse.. Geldim, eve girdim salonda yattım direk uyumuşum hemde deliksiz.. Uzun zamandır böyle uyumamıştım :):) Halada uykum var yani :):)

( Tamam biliyorum.." bir daha öyle ilaçlar içilmeyecek" dimi kaptan :) )

Yarın yine misafir gelecek, erken kalkmam gerek, temizlik yapmam gerek.. Ben baya ev kadını oldum ne dersin :):)

Senin gelişlerinde böylemi olacak acaba? Artık 10 gün öncesinden başlarım telaşa gibi geliyor:)

Sen uyuyabildin mi bari biraz? Uykusuz uykusuz.. Farkındaysan düzenli olarak senin için endişelenecek birşey buluyorum :)) Napiyim aklım hep sende, görmeye alışmışım ya seni her gün gözümle görmeyince böyle oluyor işte :)

Ben yarın akşamda bekliycem seni (sonraki akşamda, ondan sonraki akşamda, ondan sonraki akşamda...), 2-3 gibi açarsın belki..

Yağmur yağıyor, çok fena gök gürlüyor.. Demiştim sana dimi, ben çok korkarım gökgürültüsünden.. Aklım çıkar!!

O yüzden ben şimdi uyumaya gidiyorum.. Sen camları kontrol edip kapıyı kilitle.. Sonra hemen yanıma gel :) Bana sıkı sıkı sarıl.... Kokunu içime çeke çeke uyuyayım olmaz mı..

Seni özledim birtanem..


31 Mart 2012 Cumartesi

Aşk Klişesi




Özlemek ile ilgili  yüzlerce cümlem var içimde.. Bazılarını söylüyorum.. Bazılarını yutuyorum.. Bazılarını unutuyorum.. Ama öyleleri var ki içimi acıtıyor işte.. Kağıt kesiği gibi bir köşede görünmeden hissettiriyorlar kendilerini..

Unutmak istedikçe karşında dikiliyor bazen aşk.. Sen arkanı döndükçe o bir diğer köşeden çıkıveriyor karşına..  Bir yerde bir resim görüyorsun.. Bir ufak not buluyorsun.. Ne bileyim bir ayrılık yıl dönümünü görüyorsun orda burda.. Bir şekilde çıkıyor işte..

Bana da o oluyor bu günlerde.. Her yerden bir hatıra çıkıyor ve ben nereye kaçacağımı bilmiyorum.. Tek bildiğim deli gibi özlediğim.. Hiç bir şeyi gözüm görmeyecek kadar özlediğim.. Bunu da söylemek için ölüp bittiğim..

Uzun zaman kendime bile bunun için çok kızdım.. Çekip gitmiş, başkasını bulmuş bir adamı sevmek kadar aptalca ne olabilir.. Acizce.. Sonra kabul ettim.. Bu benim düşüncem değil.. Bu sadece olması gerek denilen şey.. Ben bunu hissetmediğim için kendime eziyet edemem dedim.. Ben sadece seviyorum.. Her şeye rağmen onun o gözlerinin içinin gülüşünü özlüyorum.. Ve sadece seviyorum.. Bunun hesabı yok.. İzahı yok.. Ben ki insanlardan sıkılan, bunalan, uzun süre kimseye tahammül edemeyen insan.. Sadece ona bu kadar bağlanmışım..

O zaman gerçeği kabul ettim.. Bu adamı seviyorum.. Yanında olmak benim cennetim.. Bu şansım kalmadıysa da, onu sevmekten vazgeçmemi gerektirmiyor.. Dönüşünü beklemeye gelince.. Hayatıma girmeye çalışan insanlar var.. Zorlayarak da olsa kendimi, cevap verdiklerim.. Sonuç.. Adamların ilgimi çekmemesi ayrı, birde kafamda kime ait olduğum fikri öylece duruyor..

Velhasıl anladım ki ben sadece sevmeye devam etmek ve geleceğini umut etmek istiyorum.. Taki kafam onsuz huzur bulana kadar.. Sadece o ve ben olalım istiyorum..

Biliyorum.. Çok bunalım belkide çok klişe ama içimdeki sadece bu.. Sadece seni seviyorum ve seni deli gibi özledim..

29 Mart 2012 Perşembe

iş dünyası ben bozdu arkadaş.. Kendimi sosyalliğe, efendim gezmeye tozmaya yok biledin iki dükkan bakmaya adamış durumdayım.. Aylardır evde olmanın acısını çıkarırcasına gezesim var.. Her günde üşenemeden gezmek için bir bahane buluyorum kendime..

Sabah baygın gibi uyuyarak gittiğim işten, akşam bir hevesle çıkıyorum.. Karaköyden gemiye binip, Haydarpaşaya gidiyorum.. Ne çok dolanıyosun demeyin, Haydarpaşadan trene binip, trenden inince tam meydana çıkıyor yol.. Mağazaları gez, kozmetikçilere bak derken bahaneyle yürüyüşümüde yapmış oluyorum..

Ha bu arada bişeyi fark ettim, ben ne zaman bir gemi yada şilep görsem dua ederdim.. Allah'ım içindekilerin bekleyeni vardır sen evlerine sağsalim ulaştır diye.. Nasıl alışkanlık olduysa hala dua ediyorum.. Hani karma ben onlara dua edersem biride Kaptan için eder falan diye.. Saf geldim saf gidicem Allah için..

Bunun dışında iş hayatım bir garip.. Gördüğüm en rahat ve en geniş insanlarla beraberim.. Böyle bazen ağzım açık bakıyorum hepsine.. Nasıl yani, yok artık falan diye.. Hatta bazen diyecek laf bulamıyorum da derin derin susuyorum.. Çok uykum olmadığı bir gün size de anlatırım hepsini tek tek.


24 Mart 2012 Cumartesi

Yeni Telefon Yeni Başlangıç Yeni Yeni Yeni Yani..


 


Size bir ara görgüsüz "küçük kadın"ı anlatırım.. Şimdi konumuz cep telefonu.. Hani garip bir tesadüf , sonrasında da takıntı olarak her cep telefonu değiştirdiğimde sevgilimde değişiyor..( Evet farkındayım sevgilim olmadığının ne var, umudum var işte) Bu nedenle iş bulur bulmaz hemen bir yeni telefon alma girişimine bulundum.. 

Eskiden giderdik mağzaya bakardık modellere alırdık.. Şimdi kalmamış onlar.. Düşünün ne kadar zaman olmuş almamışım telefon.. Telefon alma adetleri bile değişmiş valla.. Nerden bileyim kalktım gittim ben.. Yok dediler sen modeli beğen önce.. Blackberrye karar vermiştimde modeli hiç aklıma gelmemişti.. Ufak, minik tuşları olan bir telefondu benim gözümde Blackberry.. Son 15 gündür her modelini, özelliklerini, boyut ve ağırlıklarını ezberlemiş durumdayım.. 

Mağaza mağaza gezip fiyat almaktan, telefoncular camiasında mimlendim bildiğiniz.. Bir telefoncu benim geldiğimi görünce önce kepenkleri indiriyor sonra diğer telefoncuları arıyor bence.. "abiii, kapa kepengi kapa yine geliyo bu manyak kız!! " diye.. 

Mobil telefon aleminde yeni bir akım olabileceğimi düşünüyorum.. Zira kimsenin bilmediği bir Blackberry modelini bulup beğenmiş ve hangi model olduğunu bile anlatamayarak en sonunda onların elindeki modele tav olmuş durumdayım.. Birde öğrendim ki Blackberry telefon alacaksan beyazdan vazgeçeceksin.. Yok arkadaş, hiç bir yerde yok.. En son isyan edip siyah olsunda benim olsun dedim.. 

Birde ufaklıklar Samsung Galax istiyorlar.. Onuda aradığımı düşünürseniz- ki tabi ki beyaz olsun diye tutturdular- midem bulandı telefondan.. Az daha ararsam telefondan nefret edicem herhalde derken bir yere sipariş verdim gitti..

Evet evet birde böyle bir durum var..  Artık mağazalarda telefon yok.. Sipariş veriyorsun getirtiyorlar.. Ama görmeniz gerek, gidiyorsun telefon soruyorsun yarım ağızla cevap veriyorlar.. Sonra bir Samsung galax bir Blackberry deyince akılları çıkıyor, gözleri pörtlüyor resmen.. Hemen buluruz hemen bakalım efendim oluyor.. Ee ne demiş hoca ye kürküm ye dimi..

Şimdi telefonları almaya karar verdik, siparişi verdik ama onun içinde bir kaç milyon kez konuştum mağazayla.. Sonunda yarın ikide gidip alacağız inşallah telefonları.. Oda inşallah yani.. 

Şimdi eski telefonumu temizledim.. Nostarjik bir gece yaşıyorum çok.. Böyle gözlerim dolu dolu.. Hani gelinlik kızlarıyla son gecesini geçiren anneler gibiyim ya.. Hayır son anda olamaz bırakamam ben seni dersem normal yani.. O kadar telefonla aramızda duygusal bağ kurmuşum.. 

Artık yarın yeni telefonumdan söz ederim size uzun uzun.. Sonra geri dönen sevgiliyi anlatırım.. Amiiiinnnnn..


21 Mart 2012 Çarşamba

Saçma Sapan


 


Böyle uyku dolu, gözlerimin kapandığı bir haldeyim.. Evet ben ki uykusuzluktan yakınır dururdum; asıl derdim işsizlik ve vakit bolluğuymuş meğersem.. Şimdi öyle uyuyorum ki, evde bomba patlasa yorganı kafama çekip uyuycam yani..

Malum işe gitmek için öteki yakaya geçmem gerek.. Önce nasıl daha çok uyurum diye düşünürken 3 günde İstanbul trafiği beni şööyle bir savurunca önceliğim değişti tabi.. Aman tanrım!! ben bu arabaları görmeden bu dur kalklara takılmadan nasıl giderim!! demeye başladım.. Önce Mecidiyeköy'e gidip oradan Taksime gitme planımı uygulamaya başladım.. Maalesef bu sefa çok sürmedi çünkü çift katlı otobüslerdeki şoför amcalar insanı bööyyleee heyecandan heyecana sürüklediklerini öğreniverdim.. Tamam konuyu uzatmıyorum.. Nispet gibi olmasın demiştim halbuki.. Her sabah gemiyle(bak gemi dedim aklıma geldi ya.. ahh kaptanım benim ahh) geçiyorum karşıya.. bir elimde çıtır simitim, diğerinde çayım, karşımda boğaz manzarası oohhhh..

iş fena değil.. İnsanları incelemekle meşgulüm.. Hani o ilk birbirine adım adım yaklaşma  dönemi vardır ya  işte o dönemdeyiz.. Bakıyoruz birbirimize, olurda ters bişi görürsek hemen gardımızı alıcaz yani.. Ama azimliyim, inatçıyım bu işi öğrenmeden dönmek yok efendim..

Yeni sevgili yok.. Adayıda yok.. Bir eskiden kalma platonik aşık arkadaş var.. Sayesinde anladım ki yüz vermezsen pek kıymetli oluyormuşsun.. Beni seveni ben sevmem benim sevdiğim beni sevmez diyerek biraz arabesk yaptıktan sonra, yatmaya gidiyorum.. Zira artık başım dönmeye başladı yavaştan yavaştan.. Seviyorum sizi..

15 Mart 2012 Perşembe

İlk İş Günü..


 

ilk iş gününü sona erdirmiş bulunmaktayım.. Her ilk iş gününde olduğu gibi inanılmaz sıkıcı bir gündü.. Hep böyle olur zaten.. Karşındakilerle samimiyetin olmaz, yapacak işin olmaz, bir bardak su alırken bile bir gerginlik hissedersin..

En fenası da hep saçma sapan geyik geyik işler sana kalır.. Şuna faks çeker misin.. Kapıya bakacak mısın.. telefonları böyle açıyoruz.. O gün bitmek bilmez.. Bende bu gün okulları arayıp mail adreslerini aldım.. Tamam iş iştir de, ben şimdi medya planlamayla ilgili bişiler öğrenme hevesindeyim ya bana direk angarya gibi geldi..

Birde ben takıntılı bir tipim biraz.. İnsanlara takırım, temizliğe takarım, kokulara takarım.. Eski iş yerimde ilk giridğimde 10 tane erkek 2 bayandık.. Rezillikti size anlatamam.. En son elimde çamaşır suyu şişesi, temizliğe gelen ablanın peşinde dolaşır haldeydim.. Ama 3 senenin sonunda kapıyı açınca bile mis gibi kokuyordu ofis ..

Neyse yarın eşyalarımı götürüp masamı temizlemeyi planlıyorum.. Birazda bilgisayarımı kendime göre ayarlarım falan işte biraz daha ısınırım diye umutluyum.. Ne demişler insanın eşyası neredeyse gönlü orada atar..

İlerideki günler ne gösterecek, beklentimi karşılayacak mı hep beraber göreceğiz.. zaten nisanda başka yere taşınacakmışız.. Pazarteside yeni biri daha başlayacakmış.. Belki böylece bir sıcak ortam oluşur.. Bilemedim yani..

İş Kuzusu Oldum da Ben ..


 

Ben yarın işe  başlıyorum.. Valla.. O kadar çabuk oldu ki, inanamadım.. Dün görüşmeye çağırdılar bu gün gel başla dediler.. Bildiğiniz ben yarın işe gidiyorum yani..

İşe başlamak baya garip geliyor inanın.. O kadar zamandır uzak kalmışım ki, nasıl yapıcam ben ya endişesindeyim.. Sanırsınız sanki ilk kez insan içine çıkıcam ..Nolucak bana, nasıl olacak diye aklım çıkıyor resmen.. Aslında bir de uzun zamandır ısrarla istediğim, beklediğim iş olunca daha bir şok daha bir şaşkın haldeyim..

Bundan 1 yıl önce biriyle iş görüşmesi yapmıştım.. Çok tatlı şeker bir hanımdı.. Ama o zaman yepyeni bir iş kuruyordu.. Bende kredi kartımla cebelleşiyordum.. Verdiği maaşla mümkün değildi çalışmamız.. Bundan   3-4 ay önce bir iş görüşmesine gittim.. Yine çok şeker bir hanım.. Birbirimize baktık baktık nereden tanıdığımızı çıkaramadık.. Sonradan hatırladım aynı kişi olduklarını.. Yine beraber çalışmadık ama beni bir arkadaşına önerdiğini söylemişti.. Bu gün görüşmeye gidince, kadın konuşmamıza gerek yok zaten çok önemli birinin referansı var dedi.. Yarın hemen gel başla, o güvendiyse bizim için yeterli dediler.. O kadar şaşırdım ki.. Hayatta nasıl ilginç bir sistem, nasıl işleyen bir senaryo var.. Galiba bazen biraz oyuncuların oyunlarını oynamalarını beklemek gerekiyor..

Nasıl olacak bilemiyorum.. Her şeyin iyi olmasını ümit ediyorum.. Bana iyi şanslar dileyin.. Artık iş kuzusu oldum  ben ..

10 Mart 2012 Cumartesi

Alıştım Birtanem Alıştım Ulen Sana..




İlkokul kitabında alışkanlıklarla ilgili bir hikaye vardı..O kadar garip gelmişti ki bana bu hikaye halen hatırlarım.. Bir kadın pazardan bir buzağı alır.. Onu çok sever, elleriyle besler, kucağına alıp dururmuş.. Bu kucağına alıp sevme işi onda öyle bir kalıcı alışkanlık olmuş ki, buzağı büyüyüp inek olduğunda bile kucağına almaya devam etmiş..

Bu hikaye ilk okul 2. / 3.sınıfta ki bir çocuk için muazzam tuhaf kabul edin şimdi.. Alışkanlığı anlatmaktan çok baya baya saplantılı manyak bir kadını anlatıyor yani.. Ben kadına yaptığın saçma delimisin diyen kimse olmadığı için kadının çok yalnız olduğunu düşünmüştüm mesela.. Bunu dediğimde öğretmen bile nasıl konuyu buraya bağladığımı anlayamamıştı..

Kadının bu alışkanlığını tuhaf bulmama rağmen, gerçek hayatta daha manyak alışkanlıklarımız olduğu su götürmez bir gerçek  şimdi.. Onu bunu bırakın, kendimizde bile buluruz o yuh artık denilecek alışkanlıkları..

Mesela bir arkadaşım arabayla bir yere gidecekse illa yemek yemeli.. Yoksa gidemiyor hatun.. Üniversite hayatımız boyunca ders bitip de eve dönme zamanı gelince, ilk iş kantine koşardı.. Bildiğiniz dev bir poşet yiyecek ve içecek alır yol boyunca aralıksız yerdi..

 Sonra bir tanesinin çöp atma alışkanlığı vardır.. İyi bir şey değil demiyorum ama alışkanlık sonuçta.. Her gece çayı mutlaka döker ve çöpleri toplar.. Sabah evden çıkarken de tüm çöpleri atar.. Tuvalet, mutfak ne bileyim odadaki kağıt çöpü.. Geç kalır işe ama yinede onları atar..

Annemse ayakları örtülüyken uyuyamaz.. Yaz kış fark etmez.. İlla ayakları açıkta olacak.. Kardeşim ayran olmadan yemek yiyemez.. Ayran yoksa yemeğe oturmaz..

Bana gelince ben baya baya psikopata sardım.. Helede evde olunca iyice kendimi yayacağım alışkanlıkları hızla ediniyorum.. Yatmadan önce illa camı açar bir hava alırım.. Sıcak soğuk fark etmez.. Yoksa uyuyamıyorum.. İlla zeytinyağlı sabunla yıkanırım mesela.. Yoksa hayatta temizlenmiyormuşum gibi geliyor..

Gibi gibi gibi daha çok alışkanlık sayılır.. İşin fenası, kendiminkilerin tuhaflığına bakmadan başkalarının alışkanlıklarına takılıp sinir oluyorum kendimce.. Ya mal mı bu falan triplerine giriyorum.. Bir gün birine söylenicem verecek ağzımın payını ama ne zaman bilemedim..

Son günlerde ise hepimizin en büyük alışkanlığı internet oldu bence.. Hani o kadının beslediği buzağı gibi habirede büyüyor sağ olsun.. Önce yonjalar falan vardı, sonra msn geldi, arkdasından Facebook patladı, Twitter ona yetişti derken Pinterestler,Tumblerlar aman efendim weheartitler bastı bizi..

Alışkanlıklar iyidir bakmayın.. Hayatınızda belirli kurallarımız ben dediğiniz noktalarınız işaretlerimiz gibiler.. Hatta bizi tanımlarken kullanılırlar.. Sorun bazen alışkanlıkla takıntıyı ayırt edemeyip, o manyak teyze gibi olmakta.. Takıntılı ve bunun takıntı olduğunu söyleyecek kimsesi olmayacak kadar yalnız..



7 Mart 2012 Çarşamba

Arkadaşlık Ölmüş Arkadaş..


 
Facebook dediğiniz şeyden nefret ediyorum, açık açık diyeyim yani..Hayatlarımızı dahada zorlaştırdığını, hayal gücümüzü ve dayanma eşiğimizi düşürdüğünü düşünüyorum.. O kadar ki herkesle gereğinde fazla samimi ve yüz göz hale geliyorsunuz maalesef.. Özel hayat falan yalan yani.. Arkadaşlar, akrabalar, tanıdıklar, hısımlar efendime diyim hemşehriler derken ohooooo..

Bende kabul ediyorum bazen milletin sayfasını kurcalıyorum.. Resimlerine falana bakıp "Bu ne nan ne çirkin gelin olmuş bu" diyerekten fesatlanıyorum yada ne bileyim "Amann bu hala aynı kıro ya" demişliğim de yok değil.. Ama en çok arkadaş sayısına bakıyorum şimdi, ne yalan söyleyeyim..

Allaaahh 300'ler 400'ler geçen 850 arkadaş sayısı gördüm birinde mesela.. Yani o nasıl bir çevre.. O nasıl bir arkadaş anlayışı bilemedim.. Hani 1milyon arkadaş bulurum diye açsan sayfayı, ancak toplarsın onu.. Bildiğin hayran sayfası gibi bir durum bu bence.. 

Ha bunu sormadım mı, durur muyum sordum tabi.. Kim birader bunlar diye.. Arkadaşlarım dedi.. Hepsi mi dedim, yani bunca arkadaşı nasıl olur insanın.. Hani tanıdık, bildik falan filan neyse de, direk arkadaş için biraz fazla değil mi sayı dedim.. Eh sevilen biriyim deyince, lafımı efendice yedim oturdum..

Benim arkadaş ya da bu kavrama verdiğim anlam çok farklı demek ki diyorum.. Herhalde Susam Sokağı izleyerek büyümüş tüm çocuklar gibi arkadaşlık, sevgi, dostluk, sevmek falan gibi şeyleri bir halt sanmamdan ama yani insanın da bir değeri olmalı diye geçmiyor değil içimden de..

Arkadaş konusunda şu şu şu arkadaşım ya da buradan buradan arkadaş edinilmez gibi bir durumumda yok.. Kimin gönlünün kime nerede değeceğini bilemezsiniz sonuçta.. En yakınım dediğiniz anlamaz da bir bakarsınız hiç tanımadığınız biri anlar sizi.. Ne bileyim yaşıtım olsun canım olsun mantığında de değilimdir.. 

Küçük kurbağ ile blogdan tanıştık mesela.. Buluşup, yiyip içip, dertleşip, kikirdeşiyoruz sık sık.. Yani öyle insan özürlü değilimdir de..

Buna rağmen yinede 850 arkadaş bana çok yani.. Bir Facebook sayfası için.. Düşünüyorum ilişki durumumu  direk takip eden 850 kişi.. İşin fenası Facebook dediğiniz yer artık çarşı pazar halini almış, herkesin her şeyi kendinde hak gördüğü bir yer..

Ee  güzelim bak bakalım blogda kaç kişiyiz derseniz, şunu belirtmem gerek ki burada etrafınızdakileri seçme şansınız var.. Herkes kendine yakın bulduğunu okuyor, takip ediyor.. Kendi içinde herkes birbirine yorum yapsa da bunun bir adabı var işte..  Ama diğer tarafta iş arkadaşı, okul arkadaşı, bilmem nereden tanıdık, filancanın eltisi derken, aman ayıp olmasın diye geride çeviremediğiniz için bunları, bir insan ordusu oluşuyor.. 

Velhasıl demeye uğraştığım şey şu ki, artık herkes Facebook nedeniyle arkadaşımız.. Eh buda herkese her şeyi söyleme hakkı veriyor.. Sonunda bir sıkıntın olduğunda koca 850 kişiden toplasan 10 kişi ancak çıkıyor seni dinleyecek.. Sonra arkadaşlık neden öldü.. Neden acaba gülüm be??


29 Şubat 2012 Çarşamba

Kadın Efsaneleri..



aslında her şey çok basitti.. yüzyıllardır devam eden bir gelenek gibi, kadınlar arasında bilinen bir şey.. kulaktan kulağa anlatılan pek çok hikayeden biriydi belkide.. olsun.. yapılabilirdi.. 

daha ona gitmeyi planladığım ilk anda bile, kafamda vardı bu.. belkide sadece bunun için gidiyordum ona.. daha önce hiç gitmediğim, hiç kalmadığım bir ev.. 

önce sevinçle karşılamalar.. sonra kalabalık bir insan seli içinde tanışmalar.. herkes uzun bir gece olsun istiyordu.. halbuki hemen gitmeliydiler.. çok uzamadan  bitsin istemem tuhaf değil bana göre.. 

korku.. heyecan.. merak.. ne bu kadar gerginlik yaratan bende bilmesem de, yüzyıllar öncesinden gelen bir giz olduğuna, bir tılsım olduğuna inandırmak istiyorum belkide kendimi.. bu gece.. yılın 3. karının düştüğü gece.. bahçesinde elma ağacı olan bir evde.. tıpkı o yasak meyve hikayesinde olduğu gibi..

saçma koşuşturmaca bitip de insanlar evlerine gidince, sadece beklemek kalıyor geriye.. ev sahibemizin ve eşinin sessizlikteki nefes alışlarının iyice duyulacağı bir an gelecek.. tam güneş doğmadan önceki o bir kaç dakikalık zaman dilimi.. dediklerine göre tüm sırların ve meleklerin yer değiştirdiği zaman.. 

bekledim.. belki çok kısa bir süreydi..  bense sanki bir ömür bekledim.. karanlıktan oldum olası korkarım zaten.. şimdi daha da bir korkutucu geliyordu bana.. hiç bilmediğim bir odada yataktan kalktım.. zifiri karanlık.. 

el yordamıyla yatarken yastığın altına koyduğum kağıdı aradım.. cep telefonum.. onuda bulmam gerekiyor.. başka türlü bu yazıyı okuyamam.. çantamı yatağın üstüne boşalttım.. telefonun ışığında kağıda bir kez daha bakıyorum işte.. günlerdir yağacak 3. karı beklerken defalarca okuduğum duaya.. yamuk..imlasız.. karışık harflerle yazılmış 4 cümlecik.. 

çok eskilere dayanan bir gelenek.. bilmediğim bir evin.. bilmediğim koridorunda yürürken karanlık daha da koyu geliyor.. halbuki gözlerim alışmalıydı karanlığa.. bilimsel olarak böyle değil miydi.. tam tersine.. karanlık daha koyulaşıyor.. korkuyorum.. vazgeçip geri dönmeliyim belkide..

kulağımda sürekli aynı  sesler.. şimdi tam zamanı.. 3. karın yağdığı çok sık görülmez.. hadi mutlaka yapmalısın.. bir daha böyle bir şansın olmaz..

ev sahibemiz kaloriferi kapattığı için mi.. korktuğum için mi yoksa, değişim saatinin kendine has soğuğumu bu.. koridordan geçerken tüm kanım dondu sanki.. salona geldiğimde artık herşey bitmiş olacak.. ya da hiç bilmediğim bir şeyi başlatmış olacağım..

yapmam gereken yatmadan önce koltukta gördüğüm o örtüyü alıp aynanın karşısına geçmek.. sonra duayı okumam gerek.. işte hepsi bu kadar..


aynanın karşısında duruyorum işte.. duayı okumam gerek.. aynaya hiç bakmadan.. 3 kere..  acele etmem lazım..zamanım az.. vakti geçmemeli.. 

dua bitince aynaya bakmalı ve sonra onun gelmesini beklemeliyim.. aynada belirecek .. bir siluet.. bir hayalet.. bir melek.. bilmiyorum.. kimse bilmiyor.. sadece belirecek.. 

korkuyorum.. dönüp gitmeliyim hemen.. yatağıma girmeli.. yorganımı başıma kadar çekmeliyim.. korkuyorum.. yarım kalırsa ya.. ya yarım kalmamalıysa bu iş.. bakmam gerek o aynaya.. 

salon dönüyor sanki etrafımda... ayna işte karşımda.. karanlık.. bekle.. bekle.. bekle.. gün aydınlanacak birazdan.. bekle.. 

ayna sadece karanlık.. değişen bir şey yok işte.. ses.. bir ses var evet.. Ne halt ettim ben ya!! birşey yaklaşıyor işte.. sımsıkı kapasam gözlerimi.. 

" ne o be uykun mu kaçtı? napıyon gece gece aynanın karşsında?" 
 " Sema!! " 
 " neyy? yürü hadi saftirik.. aynada bişi çıkacak da ona dileğini söyleyeceksin dimi.. yürü yürü.. bide akıllı geçinirsin ya.. yürü yat hadi.."

kadın efsaneleri vardır ya hani.. şunu yapmış şu olmuş.. bak bak böyle yapınca kocasını görmüş konulu.. bana en ürkütücü geleni bu anlattığım olmuştur hep içlerinde.. yapsam nasıl olur diye düşündüm de bir an.. sonra böyle olurdu herhalde dedim.. ve daha yapmayı düşünmeden vazgeçtim..  zaten kalan yarım aklım var şurada :)))