9 Ekim 2012 Salı

Kadın Patron..




ilk günümü de anlatayım istedim size.. Sabah her şey normaldi.. Beni aldılar yeni ise gittik.. İşte klasik bir iş günü oldu.. Bir iki şey göstermeye çalışanlar, yeni insanlarla tanışmalar.. Hatta eğlenceli bile gelmeye başlamıştı.. uzun zaman sonra bu kadar kalabalık bir ofiste çalışmak iyi bile gelecek diye düşünüyordum..

Taki o gelene kadar.. Kendisi koordinatörüm oluyormuş.. Parmağının ucuyla elimi sıkmasıyla zaten bir rahatsız oldum.. Bizim işimiz PR sen daha çalışanına böyle yapıyorsan..

Sonrası da bu el sıkmadan farklı olmadı aslında.. Benle ilgilenmeyi bırakın yüzüme bakmadı.. Toplantıya gelmesin kafası almaz dedi.. Toplantı sonrasında beni çağırıp abuk sabuk sorular ve hafif bir bak canımı sıkma yollarım seni tehdidiydi tamamladı.. Yada ben öyle sandım.. Bak ben dedikoduyu sevmem yapma dedi.. Sonra burada daha deneme süren ona göre yani dedi.. Önceki çalıştığın yerden kontak bildiğin kim var isim ver dedi durdu.. Ben kimseyi yetiştirecek sabırda değilim artık, bilgiyi aktarırım sen ne yaparsan yaparsın dedi.. Tamam deyip odadan çıktı..

 Ben kaldım öylece toplantı odasında.. Kalkıp yavru koyunlar gibi peşinden ofise geri döndüm.. buna bir yer bulmak lazım dediğinde "bu" denilenin ben olduğumu henüz algılayamamıştım.. neyse "bu"na bir yer bulundu.. Bülten yazabiliyormusun sen dedi bu defa.. Evet dedim.. Bir tarzın var mı? Nasıl yazıyorsun, bana yazma konusunda yetenekli insan lazım diye buyurdu hanım efendi.. Sonra konuyu değiştirerek " ee ingilizce biliyormusun bari" dedi.. Az biliyorum.. Uzun zamandır kullanmadım hatırlamıyorum dedim.. Nasıl az, yazbiliyomusun, cümle kurarmısın, yani yabancı biri gelse konuşmazsın şimdi sen !! 

bunları yapması zaten can sıkıcı birde bunları 20 kişinin içinde yaptığını düşünün.. Akşam eve dönerken ajansımızın genel müdür yardımcısı günümün nasıl geçtiğini sordu.. Gergin dedim.. Hanımefendiyle biraz tarzlarımız farklı.. onun herkesle farklı tarzı bir ben laf geçirebiliyorum ona sen takılma dedi. geçen sene ajans başkanımızın kardeşiyle evleneceklerdi.. Düğüne bir hafta kala kalp krizi geçirip öldü çocuk.. Hala onu atlatamadı diye açıkladı durumu..

Önce üzüldüm, zordur tabi dedim.. Sonra bu durumun ona bunları yapma ve bu tavrı takınma hakkı vermediğini fark ettim.. Bu kadar zorlu bir dönemdeyse gidip yardım almalı ve konuyu atlatmaya uğraşmalı.. Beni yada başkalarını azarlayarak, küçük düşürerek ve ilk iş günlerini zehir ederek yapmamalı..

Bir diğer konuda firmaların tavrıyla ilgili.. Bu tarz sorunu olan ve çalışanlar tarafından rahatsızlık duyulan birisini sadece acısı var diye tutmamalı.. Belki çok acımazsızca gelecek, ben terk edildim diye bu kadar üzülüyorum, o ne yapsın diyeceksiniz ama bu alttan almaların bir süre sonra onun hoşuna gittiğini ve patronculuk oynamaktan hoşlandığını hissettim.. 

Sonuç olarak, gerçekten de işle ilgili ne hevesim ne de bir hayalim kaldı.. Tüm gün kendimi yalancı bir salak gibi hissettim.. İçim öfkeyle doldu resmen.. Burada uzun yıllar kalmayı ve bu insanlarla olmayı çok isterdim ama anladım ki bu kadınla olmaz.. Helede bu tavırdan sonra onun olmasa bile benim ön yargım ikimize de yeter.. Eh oda işi bırakıp gitmeyeceğine göre.. Bana yakın zamanda yine işsizlik yolları göründü..