31 Ocak 2012 Salı

Daha da Kar Kalkmadan İş Miş Görüşmem!!




İş görüşmesine gitmek için son 33 yılın en soğuk gününü bulmak bir başarı kabul ediyorum.. Ama asıl başarı yukarı yürümeye üşenerek, gelen arabaya binip en alakasız yere gitmek ben size diyeyim..

Şimdi cuma günü için bir iş görüşmem vardı benim.. Baktım soğuk, birde kar var.. Eh zaten biliyorsunuz keyfimde yok.. Hiç çıkasım gelmedi.. Aradım pazartesi olsun dedim, onlarda dünden razıymış hemen olur dediler.

Ben nereden bilirdim, bu günün son 33 yılın en soğuk günü olduğunu? Gece ufak ufak kar yağdığını gördüm "aman ya ne olacak, bu tutmaz" dedim yattım.. Sabah da odamda bir aydınlık var görünce, sevindim kendi kendime - daha yataktayım o sıra-" güneşe bak be" dedim.. "Bu gün giderim hemde hava almış olurum.. Elbise giyeyim, topukluda çizmelerimi.." Hıımm giydim giydiim.. Nasıl aldım havamı da ohh..  Bir kalktım yataktan o gördüğün ışık, çamlardaki karlara vuran güneş ışıklarıymış..

Eh artık iptal edecek yüzümde yok, mecbur gideceğim.. Çıkarttım paşa paşa botlarımı, kot pantolonumu, kalın kazağımı.. Gideceğim yer Kavacık.. Ancak otobüsle giderim dedim.. Baktım ki akbil boş.. Şimdi iki seçeneğim vardı.. Birisi aşağıya yürüyüp akbili doldurup bir 20 dakika yukarı yürümek ve Kavacık kavşağına giden arabaya binmek, diğeri direk 10 dakikada yukarı çıkıp otobüse binip akbiliniz var mı demek. 

Tabi ki aşağıya gidip, sonra yukarı yürürüm ben dedim.. Giyindim süslendim.. En sempatik halimle tam kapıdan çıkacağım babam sordu nasıl gideceksin? Anlattım uzuuun uuzuuunn... "Ne yukarı yürüyeceksin aşağıdan bin Üsküdar arabasına, oradan git" dedi.. Neyse ben bakarız ya diye çıktım evden..

Aşağıya indim, akbili aldım.. Anaa Üsküdar arabası!! Hem de boş!! Bu karda bu fırsat kaçırılır mı dedim bindim.. Ay bir mutluyum bir mutluyum.. Ta ki Üsküdar da inip de o minibüsçüye Kavacık arbası sorana kadar.. "Ne Kavacığ'ı abla buradan araba yok oraya" dedi herif ya!! Sen onca soğukta,  Üsküdar'ın o temizlenmemiş buzlu kaldırımın da yürümeye çalış, sonra araba yok..

Neyse konu iyice sıkıcı olmadan toparlayayım ben.. Tekrar bir arabaya bindim.. Gittiğim yolun yarısını geri gelip, ilk yukarı yürüyüp binmem gereken arabaya bindim ve toplasanız 45 dk içinde görüşmenin yapılacağı yere varmıştım.. 

Görüştük, tanıştık.. Onlar elektrik alamadım, diğer talipleri mide görmek istiyorum dedi.. Bende başka talip bakarım deyip çıktım.. Eve gelmem 50 dk sürdü.. Oda biraz trafik vardı, ondan.. 

Tabi ki babacığa daha kapıda başladım söylenmeye; "beni yolladın oralara da ben dondum da.. " O ne dedi? "Ne bileyim, oradan her yere araba var diye biliyorum ben.."

Ardımın donduğunu, Anadolu Yakası'nda uzuun ama çok uzun bir tur attığımı, durduk yere Kız Kulesini gördüğümü, deri eldivene rağmen ellerimi hissetmediğimi, üç otobüs ve iki minibüse bindiğimi, bir sürü insana "ben buraya nasıl giderim" dediğimi saymıyorum.. Sadece ama sadece.. Evden çıktığımda saat 11.00 eve geldiğimde 17.00'di  ve görüşme sadece yarım saat sürdü demek istiyorum.. El insaf baba ya el insaf..



26 Ocak 2012 Perşembe

Söylemeliydim..

b3ngü ne güzel demiş yorum yaparken.. insanın üstündeki en büyük hak sevgidir diye.. kim ne iddia ederse etsin, hepimiz en çok bundan çekeceğiz bence..

günler geçiyor.. içimdeki sıkıntı gitgide azalsa da, şimdi bir hırs kapladı beni.. hani Türk filmi klasiği vardır ya.. aldatılan kız intikam alır.. kafamda bununla ilgili senaryolar dönüp duruyor.. olmayacağını bilsem de, düşünmek iyi geliyor.. en azından eski güzel şeyleri düşünmeme engel oluyor..

kötü değilim, yanlış anlamayın.. öyle kahrolmak gibi bir durumum yok.. insanlar etrafımda dönüyor.. hiç bir şey olmasa onların bu çabasına bakıp utanıyorum.. boş boş oturup, sevmeyi bırakın; birine saygı duymaktan bir haber bir adam için dertlenmiyorum.. evet özlüyorum.. hatta bazen acaba ben ayrılığı kabul edeyim diye mi öyle dedi diyorum.. sonra resim geliyor gözümün önüne.. sarılmış iki kişi.. ikisi de gülüyor.. 

tuhaf geliyor bazen.. beraber resimlerimiz olmadığı için üzüldüğümüz günlerimiz vardı bizim.. hatta sırf bu yüzden  photoshopta üşenmeden birleştirdiğim resimlerimiz vardı. şimdi onunla gerçek resimleri var.. hem de bizim yanyana ilk resimlerimizi çektirdiğimizin haftasında.. garip geliyor.. ben geriden geliyormuşum gibi sanki..

kendi kendime kaybetmekten bıktım diyorum.. resme bakarken ne incecik kız diye düşünmüştüm mesela.. evet kız incecik ve uzun saçlıydı.. benim aksime.. tıpkı benim uzun zamandır uğraşıp da yapamadığım gibi.. hep yarım bıraktığım gibi.. daha fenası bir işi de vardır onun diye düşündüm.. kendine ayıracak kadar parası.. o an fark ettim ki, bunlarla kendime eziyet ediyorum.. 

bunların hepsine sahip bile olsa.. bilmediği şeyleri biliyorum ben diyorum.. sizde biliyorsunuz aslında.. 5 aydır ne kadar çok ağladım hatırladınız mı? kaptanın bencilliklerine, huysuzluklarına, inatçılığına hatta beni dinlemeden kapatıp çıkıp gittiğine.. ağladım.. size anlattım.. ama ona bir gün of demedim.. bir gün olsun kalbini kırmadım.. bir gün olsun sinirli konuşmadım.. denizdeydi çünkü.. tanımadığı bir sürü adamla beraber, bilemem hangi enlemin hangi boylamındaydı.. ben hep sorun çıkarma dedim kendime.. sus ve sorun çıkarma.. zaten yeterince zorda.. 

o daha bunları bilmiyor.. ne garip.. şimdi yanında benim kaptanım.. sıkı sıkı ona sarılmış.. kokusunu çekiyor içine doya doya.. denizin ne demek olduğunu daha bilmiyor.. nasıl bir sinir bozukluğu ile karşılaşacağını.. her gün sesini duymayı bırak, bir dakika olsun görebilmek için saatlerce uykusuz beklemek nasıl bir şey bilmiyor.. beklediğin onca zaman sonunda birde hırsını senden çıkaran bir adamla karşı karşıya kalmak nasıl bir şey fikri yok.. 

ben biliyorum ama.. bir telefon mesajına baka kalmanın.. sevinçten diyecek tek kelime bulamamanın.. sarılıp öylece kalmanın ne demek olduğunu ben biliyorum.. belki bir gün oda bilecek.. her terk edilende olduğu gibi bende aynı şeyi diliyorum içimden.. bir gün anlayıp geri gelsin.. hayatında bir boşluğum olsun.. ve dolduramasın onu benden başka bir şeyle.. 

sevgimin hakkını ödeyemeyecek biliyorum.. sevmedim çünkü kimseyi bu kadar hiçlikle, bu kadar imkansızlıkla, bu kadar uzaktan ve bu kadar çıkarsız.. ama diğerlerini de ödeyemeyecek bir ömür boyu biliyorum.. her damla gözyaşımdan tutunda, uykusuz geçen her saniyeme kadar.. 

ama merak etmeyin bunların çoğunun sadece yeni terk edilmiş ve birde aldatılmış birinin içinden geçen genel şeyler olduğunun farkındayım.. zamanla silinip gideceklerinin sadece çocukluktan kalan yaraların izleri gibi kalacağının.. artık geçmiş olsa bile, her gördüğünüzde o acısının bir içinizi sızlattığı yaralar gibi..


25 Ocak 2012 Çarşamba

ALDATILDIM BEN CİDDİ CİDDİ???

hazırmısınız? kaptanın sevgilsi var.. hem de 3 gündür.. biz ayrılalı 1 hafta olmadı daha yanlış anlamayın.. şimdi kendimi nasıl hissetmeliyim ben? gerçi aptal gibi hissediyorum.. onca dil döktüm adama barışmak için.. bende diyorum nasıl bu kadar katı nasıl bu kadar duygusuz bana karşı..

olay nasıl oldu anlatayım size.. sürekli facebookta görüyordum ben bunu.. anlam veremiyordum bir türlü.. yani öyle net düşkünü birisi değildir sonuçta hiç.. ama şüphelenmedim de değil şimdi.. neyse.. arkadaşımla konuşurken facebook chatten yazıları zor okuduğum için, msni açayım dedim.. açtım baktım kaptanda orada.. baya bir süre hiç bakmadım buna.. sonra bir şeyler yazasım geldi, en azından onca dil döktüm bari bir cevap ver diyecektim sözde.. bir baktım ki bir kızla resmi var.. kaldım öyle.. siz düşünün nasıl şok olduğumu ve elimin ayağımın titrediğini..

bu kız kim dedim, cevap vermedi.. tekrar sordum.. sen kimsin ki bana bunu sorabiliyorsun nasıl bir cesaret bu dedi.. 5 gün önce ayrıldığın sevgilin olarak soruyorum dedim.. arkadaşım dedi.. bu nasıl bir arkadaş dedim? yani msnde resmini koyacak kadar nasıl bir arkadaş bu?.. yine cevap yok.. bu defa msni kapattı.. faceden sordum.. bu senin kız arkadaşın mı? çok zor sorular bunlar biliyor musunuz.. çok zor sorular.. insan kendi içini kanata kanata soruyor bunlar.. vereceği cevabı beklemeye koyuldum.. bu defa cevap çok gecikmedi.. 3 günden beri evet sevgilim..

böyle durumda insan ağız dolusu şey söyleyebileceğini düşünüyor.. ağzına gelen küfürü etmek istiyor.. ama öyle olmuyormuş.. tek kelime diyemedim.. öylece kaldım.. ekranda yazan yazıyı okuyup kaldım.. sana diyecek bir şey bulamıyorum gerçekten dedim.. geçen pazartesi bana seni seviyorum derken bu pazartesi bana sevgilim var diye geliyorsun.. bende bana karşı neden bu kadar katısın diye düşünüyordum.. nedeni belliymiş dedim.. sana diyecek tek lafım yok artık.. Allah sena neyi uygun görüyorsa onu yaşa..

sonra facebooktan, msnden, telefonumdan, hayatımdan sildim.. aklımdan ve kalbimden de sileceğim kendisini, zira bu hareketinden sonra ancak kirlilik yaratır..

şoktayım hala biraz.. garip geliyor.. sanki başka bir adam var karşımda gibi.. ama diyorum ki bu iş öyle iki günde olmaz.. biz ayrılalı daha 1 hafta bile olmadı.. demek ki öncesi de varmış bu işin.. ve Allah ne büyük ki, ben o msni açtım.. yoksa aklımın ucundan bile geçmiyordu bu.. hep inadı tuttu, siniri geçer yumuşar bir nasılsın der diyordum.. en azından artık gerçeği biliyorum..

şerefsiz diyesim var.. demek istemiyorum bile.. sonradan mı çıkacak bunun acısı bilemiyorum.. sonradan çok üzülüp çok mu ağlayacağım acaba? olmaz inşallah öyle.. adam boşuna demiyormuş, senin facede yok msnde yok blogda ne işin var diye.. sinir oluyordu nette olmama.. derdi varmış ya garibin..

vay be diyorum hala.. sabahtan akşama neler değişiyor insanın hayatında.. sabah düzelir dediğimiz iş bakın akşam ne hale geliyor.. gel de güven şimdi birilerine.. nasıl geniş geniş , rahat rahat da söyledi adam.. evet sevgilim demedi bide süre verdi utanmadan.. inkarda etmedi ya köpek.. ne diyeyim artık.. kendi saflığıma, salaklığıma yanayım ben valla..

siz bilmiyorsunuz tabi.. o vardiyada oldu mu, ki bu bizde gece 4-5 oluyor, bende onla kalkıyordum ki konuşalım.. sonra ben 8 de yatıyorum, 11de yine kalkıyorum.. yine vardiya.. gelecek diye deli gibi gün sayıyorum.. türbeler, dualar, namazlar.. adam geldi diye şükür namazı kıldım ben ya..

işte böyle.. hala şoktayım..   geçen postta beni bir iki gün sonra unutacak demiştim ama bu kadarda çabuk beklemiyordum yani.. uykumda kaçtı şimdi iyimi..

kendimi nereye vursam bilemedim, gelip size anlatayım bari dedim.. öğrendim ki, kendi hayatını dağıtmamalı insan.. gelenle beraber bir hayat kurmalı.. kendi hayatından olmamalı.. dua edin bana.. şimdi en çok bu lazım..





21 Ocak 2012 Cumartesi

Benim Kaptanım Yok Artık..

içimde hiç bir şey yok.. hemde öyle çok şey var ki.. hiç bir tepkim yok dün geceden beri.. otomatiğe bağlamış gibi sadece kafamı oyalayacak, o sorunun tekrar etmesini engelleyecek bir şeylerle uğraşıyorum.. yada uğraşmaya çalışıyorum işte..

4 aydır bekliyorum ben.. ne uykum kaldı ne psikolojim.. üzüldü, sevindi, mutlu bunaldı, uykusuz, geldi gelecek.. nasıl özledim onu bir bilseniz.. geldiği gün öylece kaldım.. bişey diyemedim sevinçten.. inanamadım çünkü.. nasıl yani? şimdi ben ona sarılabilecekmiyim? şimdi bana bakıp gülümseyecek yani.. 

hepsi uçup gitti biliyomusunuz.. bir gecede 10 dakikada uçup gitti.. terk edilmek değil kafamda dönen.. ben bir daha kaptanıma sarılamayacakmıyım şimdi sorusu... hep bu soru.. bana bir daha gülümsemeyecek mi şimdi? hep bu soru kafamdaki.. sırf bu soruyu duymamak için kendimi ordan oraya vuruyorum resmen.. 

ama geçmiyo biliyomusunuz.. naparsam yapayım bu soru geçmiyo.. susmuyo işte.. belki yine sarılır diye gelyo arkasından.. daha çok canımı yakıyo.. olmayacak duaya amin denmez diyorum.. kabul et.. sonra daha çok üzülürsün.. keşke gelse.. 

böyle işte.. benim güzel gülüşlü kaptanım yok artık.. bundan bir kaç gün sonra beni tamamen unutacak.. hiç olmamışım gibi olacak.. ve evet biliyorum.. ben bir daha ona hiç sarılamyacağım.. şişmanmıyım ben? iyi dalga geçtin sende benle ya demeyecek.. çok zoruma gidiyor bunu düşündükçe.. 

işin fenası, aynı kokalım istiyorum canım deyip aldığı parfüm yüzünden, o kokuyorum deli gibi.. elbiselerim, yastığım.. hatta ellerim bile.. uyuyamıyorum.. 

tam dalıyorum.. birden nefesim daralıp uyanıyorum.. tüm gün uyumaya çalıştım.. olmadı.. kalktım.. facebookata salak bir oyuna sardım.. boş boş oyanadım oynadım.. naptım bilmiyorum.. oda olmadı.. film açtım.. böyle 3 saat falan boş ekrana baktım.. ne filmiydi naptılar bilmiyorum.. 

annemin zoruyla yemek yedim biraz.. içim birşeyi almıyor.. istemiyorum.. kendine eziyet etme demeyin lütfen.. eziyet olsun diye değil.. içim almıyor.. 

doğum günümde yanyana resimlerimize bakıyordum dün.. resimleri gören nasıl yakışmışsınız siz diye aradı.. akşam kaptanım beni terk etti.. 

merak ediyorum biliyomusunuz.. birini olduğu gibi sevmenin hiç kıymeti yok mu?  yada sadece sevmenin? öylece sevdim ben.. yanımda olmasa da sevdim.. uzakta olsada sevdim.. sarılamasamda bir gün sarılacağımı düşünüp sevdim.. özledim.. şimdi kafamda dönen bu soruyla napıcam bilmiyorum.. susmuyor.. durmuyor.. bir an bile ara vermiyor.. git gide yükseliyor.. 

iyi olucam biliyorum.. kimse kimse için ölmüyor.. ama ruhum çok acıyor.. o kadar ki pişman olur gelir diyenlere bile kızıyorum.. demeyin diyorum.. siz böyle dedikçe umut ediyorum.. ve umut ettikçe daha çok acıyor.. 

sadece o soru var içimde.. içimi yakıyo.. böyle sanki birden bir rüzgar esiyor.. içimi kavuruyor.. sonra biraz susuyor.. tamam diyorum daha iyiyim.. o anda yeniden esiyor.. kavruluyor içim.. 


hep aynı cümleler.. kaptanım artık yok.. ben bir daha ona sarılamayacağım.. pazartesi akşamı olduğu gibi sarılıp karın altında yürüyemeyeceğim bir daha onunla.. bir daha yolda arabayı durdurup, aşkım bir kez daha sarılayım sana sonra evin orda sarılamıyorum demeyecek..  

iyiyim ama teselli etmiyor hiç birşey.. sadece ağlıyorum.. durduramıyorum ki kendimi..  ağlıyorum.. ağlıyorum.. ağlıyorum..

13 Ocak 2012 Cuma

Boş Boş Düşünüyorum Öyle..



Uzun aralıklarla yazar olduğumun farkındayım ne zamandır.. Kafamın içinde dolaşan yüzlerce soru yüzlerce konu ve tabiki yüzlerce acabanın içinde ne yazayım, nasıl yazayım bilemiyorum çoğu zaman.. Hani bir herşeyi anlatmak istiyorum, birde uzun uzun susmak..

Günlerin öylesine geçtiğini düşünüyourm bazen.. Bazende tam tersine anlam kazandığını.. Sonra neden tüm günlerimizin böyle anlamlı olmadığına takılıyorum.. Tabi her günümüz böyle anlamlı olsa, oda sıradan olmaz mı acaba diye de düşünmüyor değilim..

Garip garip insanlara karşılık, sıradanlıkta bile çok sıradan olmayı başarabilmiş insanlar tanıdığımı düşünüyorum.. O kadar ki edeceği laftan tutunda, endişe edeceği konuya kadar; herkesin ne yapacağını tahmin edebileceği kadar sıradan.. Peki diyorum.. Ne yapacağını ya da nasıl davranacağını bile kestiremediğimiz, bizim için her an risk olan insanlara karşın, bu insanlar daha iyi değil mi? Daha az yorucu değil mi?

Geçen pazartesi doğum günümdü.. 29 oldum ben.. Sorsanız sadece lafta.. Hala kafamın içinde nereye gideceğini bilemeyen bir teenage var.. Yada hala insanlarla ilişkilerim küçük bir çocuğun ilgi deliliği ile, ilgisizliğe karşı gösterdiği bencillik arasında bir yerlerde..

İlgi demişken.. Her an  ilgilenilen, her an en çok sevilen, her an en doğru, en sevimli olmak istiyoruz bence bizler.. Hepimizin içinde kocaman bir canavar gibi duruyor bu duygu bence.. Sizde, bende, arkadaşınızda, annenizde, kardeşinizde, sevgilinizde.. İlgi görmekte bir sınırımız yok biliyorsunuz değil mi? Mesela ailenizin gözbebeği olmak.. Kesmiyor yani bu canavarı.. Sıkılıyoruz.. Sevgilimizin ilgi odağı, iş hayatının bulunmaz kumaşı, hatta arkadaş çevresinin ne derse yapılanı olmak gibi bir hissiyatımız var işte.. Ha bunları da tek tek düşünmeyin yani.. Hepsi bizim olsun istiyoruz hepsi, aynı anda eksiksiz..

Kendini şımartmak konusunda aciz kaldığımızı da düşünüyorum son günlerde.. İlgi ve şımartılmayı o kadar başkalarından bekler haldeyiz ki, kendi kendimizi bağımlı hale getiriyoruz belki de.. Sevilmek için sevgiliye, şımartılmak için aileye, başarılı hissetmek için patronun övgü ve terfisine bağımlıyız.. Doz arttıkça daha çok istyoruz.. Kaybedince de koca dünya sen yıkıl tepemize!!

Olumsuz düşünmek de değilde, bir şey ters gitti mi asabımız bozuluyor hemen.. Sonra? Sonrası malum.. Nerde olumsuzluk var onu hatırlayıp duruyoruz.. Bu gün kötü bir gündü.. Şu oldu, bu oldu, üstüne birde bu oldu.. Yetmedi evet yetmedi bu da ters gittii.. Hay Allah, vah bahtsız biz..

Her gün bir film izliyorum.. Öyle yeni film, yok sanat filmi, aman da komedi ya da romantik ayrımım yok.. Temel amaç film izlemek.. Öylesine izlemek işte.. Sonuç? Hiçç.. Bir amacım yok ki? 

Ama bişi fark ettim bunu da söylemeden geçmeyeyim.. Aşk dedğiniz hiç değişmiyor.. Kendimizi kandırıyoruz sadece.. Eskinin aşkları diye diye.. Rüzgar Gibi Geçti'ye bakın bir.. Bir kadın bir adama aşık .. O adamda başka bir kadına.. Bir adamda bu kadına.. Hadii platonik aşklar, karşılıksız sevgi ve en son kaçan kovalanır hesabı; ben seni sevmekten vazgeçtim, kendime hayat kuracağım denildiği anda kendini ortalara atan, ama ama ben seni seviyormuşum anlamamışım diyen biri.. Eee hiç mi başınıza gelmedi ya da hiç mi duymadınız arkadaşlarınızdan yani.. 

Aşklar hep aynı.. Onun bile bir yasası var.. Sorun olan sürekli bu yasaya itiraz edip, değiştirmeye uğraşyor olmamız da diye düşündüm mesela.. Eh şimdi sen  kırmızıda geçilsin, yeşilde durulsun diye tutturursan ve bunda ısrar edersen bir uyarırlar iki uayarırlar üçüncüde içerde bulursun kendini.. Aşk söz konusu olunca onun yasalarına karşıda aynı ısrarı sergiliyoruz işte.. Ben mi? Tabiki kırmızada geçilsin yeşilde durulsunculardanım.. Hangimizin bu yüzden girip çıkmışlığı yok şimdi..

Velhasıl.. Düşünüyorum öyle boş boş.. Bir iş bulup çalışamadım ama bari kafam çalışsın diyorum.. Hem düşünmek kafamda bişileri kurmaya da engel oluyor.. Ayrılık senaryolarından tutunda, işsizlikten televizyonlara çıkmaya kadar neler kuruyorum yoksa.. Gani Müjde'ye yollasam beş diziye daha ilham olurum.. Vesvesedense boş boş düşünmek daha iyi.. İyi dimi ?? İyi ?

2 Ocak 2012 Pazartesi

Çantamda Hayatım..


Bir kadının çantası daima kalabalıktır.. Ve tabi ki ağır.. Bir erkeğin gözünden karmaşıktır hatta.. Bunun ne işi var çantanda yahu der dururlar.. Bizim içinse hepsinin bir yeri vardır.. İhtiyacımız olmayan bir şeyi taşımayız biz yanımızda..
Şimdi cüzdan ve telefon bir çantanın vazgeçilmezleridir.. Birde anahtarlar.. Bu üçlü çantadaysa ilk etap tamam demektir..

Cüzdanın içine gelince.. Bir kadının cüzdanında paradan başka mutlaka olan bazı şeyler vardır.. Mesela doktorunun kartı.. Hemen yanında falcısının.. Sonra sevdiği anların resmi durur cüzdanda.. Bir de yara bandı.. Vursa da giymekten vazgeçmeyeceği topuklu ayakkabılar için..

Sonra makyaj malzemeleri mutlaka yanındadır.. O gün ne giydiysek ona uygun malzeme itinayla çantaya eklenmiştir.. Ne yani şimdi o yakışıklı çocuğa dağılmış makyajla mı denk gelelim.. Yada onuda geçtim, sevgilinin karşısına az önce yataktan fırlamış gibi mi geçelim ne yani..

Hepimiz kullanmasak da, çoğumuzda en az bir ajanda yada not defteri olur..

Ajanda da çanta gibidir aslında.. Toplantı tarihlerinizin yanında çocuğun ödev teslim tarihi yazar.. Epilasyon randevusunun arka sayfasında kaynananızın doğum günü..

Ya da bir not defteriniz vardır yanınızda.. Evet evet o içine telefonları, adresleri, yemek tariflerini alışveriş listesini yazdığınız defter.. Sanırım o geçen arkadaşınızdan duyup ne güzel laf bu deyip yazdığınız notta oradadır..

Çantamızın ikinci etap olmazsa olmazlarına gelince; ayna, tarak /fırça, dudak koruyucusu ve tabi ki el kremi.. Bu dörtlüde çantaya mutlaka konulan ikinci etap parçalardır.. Her bayan çantasında farklı form ve ebatlarda da olsa mutlaka bulunurlar..

Son olarak da kışın gelmesiyle beraber eldivenler girer çantaya.. Birde yağmurla uzayan trafik için bir kitap atılıverir çantamızın içine..

Evet kadınların çantası daima kalabalık ve karışıktır.. Çünkü kadınlar çantalarında hayatlarını taşırlar aslında.. Belki de birazda o yüzden o kadar ağırdır o çantalar..