29 Şubat 2012 Çarşamba

Kadın Efsaneleri..



aslında her şey çok basitti.. yüzyıllardır devam eden bir gelenek gibi, kadınlar arasında bilinen bir şey.. kulaktan kulağa anlatılan pek çok hikayeden biriydi belkide.. olsun.. yapılabilirdi.. 

daha ona gitmeyi planladığım ilk anda bile, kafamda vardı bu.. belkide sadece bunun için gidiyordum ona.. daha önce hiç gitmediğim, hiç kalmadığım bir ev.. 

önce sevinçle karşılamalar.. sonra kalabalık bir insan seli içinde tanışmalar.. herkes uzun bir gece olsun istiyordu.. halbuki hemen gitmeliydiler.. çok uzamadan  bitsin istemem tuhaf değil bana göre.. 

korku.. heyecan.. merak.. ne bu kadar gerginlik yaratan bende bilmesem de, yüzyıllar öncesinden gelen bir giz olduğuna, bir tılsım olduğuna inandırmak istiyorum belkide kendimi.. bu gece.. yılın 3. karının düştüğü gece.. bahçesinde elma ağacı olan bir evde.. tıpkı o yasak meyve hikayesinde olduğu gibi..

saçma koşuşturmaca bitip de insanlar evlerine gidince, sadece beklemek kalıyor geriye.. ev sahibemizin ve eşinin sessizlikteki nefes alışlarının iyice duyulacağı bir an gelecek.. tam güneş doğmadan önceki o bir kaç dakikalık zaman dilimi.. dediklerine göre tüm sırların ve meleklerin yer değiştirdiği zaman.. 

bekledim.. belki çok kısa bir süreydi..  bense sanki bir ömür bekledim.. karanlıktan oldum olası korkarım zaten.. şimdi daha da bir korkutucu geliyordu bana.. hiç bilmediğim bir odada yataktan kalktım.. zifiri karanlık.. 

el yordamıyla yatarken yastığın altına koyduğum kağıdı aradım.. cep telefonum.. onuda bulmam gerekiyor.. başka türlü bu yazıyı okuyamam.. çantamı yatağın üstüne boşalttım.. telefonun ışığında kağıda bir kez daha bakıyorum işte.. günlerdir yağacak 3. karı beklerken defalarca okuduğum duaya.. yamuk..imlasız.. karışık harflerle yazılmış 4 cümlecik.. 

çok eskilere dayanan bir gelenek.. bilmediğim bir evin.. bilmediğim koridorunda yürürken karanlık daha da koyu geliyor.. halbuki gözlerim alışmalıydı karanlığa.. bilimsel olarak böyle değil miydi.. tam tersine.. karanlık daha koyulaşıyor.. korkuyorum.. vazgeçip geri dönmeliyim belkide..

kulağımda sürekli aynı  sesler.. şimdi tam zamanı.. 3. karın yağdığı çok sık görülmez.. hadi mutlaka yapmalısın.. bir daha böyle bir şansın olmaz..

ev sahibemiz kaloriferi kapattığı için mi.. korktuğum için mi yoksa, değişim saatinin kendine has soğuğumu bu.. koridordan geçerken tüm kanım dondu sanki.. salona geldiğimde artık herşey bitmiş olacak.. ya da hiç bilmediğim bir şeyi başlatmış olacağım..

yapmam gereken yatmadan önce koltukta gördüğüm o örtüyü alıp aynanın karşısına geçmek.. sonra duayı okumam gerek.. işte hepsi bu kadar..


aynanın karşısında duruyorum işte.. duayı okumam gerek.. aynaya hiç bakmadan.. 3 kere..  acele etmem lazım..zamanım az.. vakti geçmemeli.. 

dua bitince aynaya bakmalı ve sonra onun gelmesini beklemeliyim.. aynada belirecek .. bir siluet.. bir hayalet.. bir melek.. bilmiyorum.. kimse bilmiyor.. sadece belirecek.. 

korkuyorum.. dönüp gitmeliyim hemen.. yatağıma girmeli.. yorganımı başıma kadar çekmeliyim.. korkuyorum.. yarım kalırsa ya.. ya yarım kalmamalıysa bu iş.. bakmam gerek o aynaya.. 

salon dönüyor sanki etrafımda... ayna işte karşımda.. karanlık.. bekle.. bekle.. bekle.. gün aydınlanacak birazdan.. bekle.. 

ayna sadece karanlık.. değişen bir şey yok işte.. ses.. bir ses var evet.. Ne halt ettim ben ya!! birşey yaklaşıyor işte.. sımsıkı kapasam gözlerimi.. 

" ne o be uykun mu kaçtı? napıyon gece gece aynanın karşsında?" 
 " Sema!! " 
 " neyy? yürü hadi saftirik.. aynada bişi çıkacak da ona dileğini söyleyeceksin dimi.. yürü yürü.. bide akıllı geçinirsin ya.. yürü yat hadi.."

kadın efsaneleri vardır ya hani.. şunu yapmış şu olmuş.. bak bak böyle yapınca kocasını görmüş konulu.. bana en ürkütücü geleni bu anlattığım olmuştur hep içlerinde.. yapsam nasıl olur diye düşündüm de bir an.. sonra böyle olurdu herhalde dedim.. ve daha yapmayı düşünmeden vazgeçtim..  zaten kalan yarım aklım var şurada :)))

27 Şubat 2012 Pazartesi

içimdeki sefer..



Balkonda oturdum yine.. aklıma geldi, senle ilk günlerde buradan konuştuğumuz.. senin arkanda boş bir duvar olurdu da dalga geçerdim senle.. hani o kuzenlerimle toplandığımız geceyi hatırladın mı? yine bu balkondaydım hani.. yine sen msnden söyleniyordun ya bana.. içki içme sakın diye.. şimdi kendimden geçercesine içesim var yine.. bilirsin gerçi içemem bile ya..

çok bir zaman olmadı sen gideli.. ben senden vazgeçmeye çalışmayı öğreneli.. deniyorum hala işte.. bazen resminize bakıyorum o kızla.. gözüm alışsın, içim soğusun diye.. bazen çok yoruyor beni.. hani böyle bile bile içini kanatmak benim kisi..

bu günde aynını yaptım uzun uzun.. sonra sen başkasına dokunabiliyorsan bende yaparım dedim.. neden yapamıyım, senden daha mı az değerliyim.. senden daha mı az sevilmeyi hak ediyorum ben.. başardımda.. tanıştım biriyle.. senin gibi kocaman üstelik.. evet senin gibi..

ama yapamadım.. olmadı.. o kadar çok sana ait olmuşum ki, başkasının tek iltifatına bile dayanamadım.. o kadar ters o kadar ukala konuşmuşum ki adamla, neye uğradığını şaşırdı.. birden kendimi fark ettim.. ne yaptığımı.. ben onunla konuşmak istememiştim ki.. ben senle konuşmak istemiştim sadece.. seni görmek, seni duymak.. sen değildi o işte.. hırsım bundandı.. sen kimsin ki benle konuşuyorsun demek istedim ona.. benim sevgilim var.. beni balım diye seven, sarıldığında kollarında dünyanın durduğu bir sevgilim var benim.. senle konuştuğumu bilse dünyaları başıma yıkacak bir sevgilim var.. kıskançlıktan ölecek bir sevgilim var.. diyemedim.. diyemediğim için daha çok kanadı içim.. hırsımı ondan aldım.. hiç tanımadığım birinden..

anladım ki olmuyor.. geçmiyor.. bir yol kat edememişim daha.. içimdeki sen geçmemiş.. hala orada öylece duruyor.. üstünü örtsem de, acıyor sensizlikten.. senden başka hiç bir şey iyi gelmeyecek bana.. anladım..

sevgilim.. biliyorum gelmeyeceksin.. öyle güzel mutlu biten hikayelerden olmayacak bu.. hep içimde öylece duracaksın.. ve ben her sensizlikten yavaş yavaş yok olduğumu hatırladığımda, yine gemiye çıktığını hayal edeceğim.. seferdesin yine sevgilim.. açık denizde.. internet çekmiyor.. ve o eski geminin telefonu yine bozuk.. tek fark dönüş günün olmayacak hiç..


24 Şubat 2012 Cuma

Gittik, Gördük, Yazdık.. Bence Bu Film..

 





Sonunda üstün çabalarım ve biletimi önceden alma akıllılığını göstermem sayesinde gittik bu gün ufaklıkla sinemaya.. Eve ancak gelebildik.. Annem en az kırk kere aradı.. Kendi ulaşamayınca, ufaktan bir tehdit olsun diye babama arattı.. Allah'tan babacıkın kızları pek kıymetli..


Şimdi önce anlaşalım.. Film hakkıında ki düşüncelerim bir yana, filmi çekenlere tek tek teşekkür etmek gerek.. İster harika olsun ister berbat, emekleri ve çabalarını takdir etmek gerek.. Bizde tarih filmleri çok çekilmez.. Cesaret edilmez.. Edenlerede hadleri itinayla bildirilir.. Benim umudum bu kadar izleyen olduğuna göre, artık bu alanda daha fazla film çekilir.. Daha farklı bakış açılarını görebiliriz..

Filme geleyim uzatmadan, yoksa bu yazı başını alıp gidecek yine.. Öncelikle biraz toplama gibi olmuş.. Azıcık amerikan filmlerinden, biraz TGRT dini dizilerinden, az birazda eski türk  filmlerinden almışlar sanki.. Konu o kadar klişe işlenmiş ki, inanamıyorsunuz.. Her an "ee şimdi şaşırt şimdi kendin gibi bir şey yap" hissi gitmiyor insanın içinden.. Sanki yönetmen yokmuş da, öyle hadi şimdide bunu yapıyoruz deyip deyip çekmişler..

Filmin içinde bölümler kopuk kopuk.. Bir sahneden diğerine geçerken olanları ancak konuşmalardan anlıyoruz.. Mesela ben bunu yapmam asla diyen adamın, konuya nasıl ikna olduğunu " kızım beni iyi ki ikna ettin" demesiyle  geçiştirme bir şekilde öğreniyoruz işte.. Öyle ince detay falan yok..

Bu kopukluktan olsa gerek, şöyle bir Fatih'in " O zaman bizde gemileri karadan yürütürüz" dediği sahne yok.. Direk halatlarla gemi çeken adamlar var.. Bunun bir benzeri filmin sonunda da var.. Fatih'le özdeşleşmiş konuşması yok, onun yerine Bill Clinton görebilirsiniz.. O kadar diyorum yani.. Bu arada Bizanslılar bu gemi olayını öyle sakin karşılıyor ki, sadece sinirleniyorlar.. Adamlarda ne bir panik, ne bir şaşkınlık.. Sadece kızıyorlar..

Savaş sahneleri görsel olarak güzel.. Bu kadar vahşete kana gerek var mıydı bilmem.. Kopan kol bacak göstermek çok da savaş ruhunu yansıtmıyor benim fikrimce.. Helede bunlara odaklanıp uzun uzun gösterilmesi bana biraz zorlama geldi..

Fatih 'i biraz ergen pozlarında, bunalımlarda göstermelerini ben kişisel olarak hazmedemedim.. Adam kalkmış surlara dayanmış, olmadı diye bunalıma gir çadırlara kapan.. Şöyle dimdik dursaydı ben daha mutlu olurdum..

Bizanslılara gelince; ha bir Malkoçoğlu filmindeki Bizanslılar ha bunlar.. Aynı.. Sanki yazmaya bile üşenmişler, oradan eklemişler gibi.. Böyle eğlencelerde yarı çıplak dans eden kızlar, havuzda kadınlarla imparator.. Tanıdık geldi dimi..

Müziklerine de takıldım ben filmin.. Yabancı oskar ödüllü biri yapmış.. Eğer doğruysa baya belliydi yani.. Böyle bildiğiniz Amerikan savaş filmi müziği gibi olmuş.. Atmosferle hiiç ilgisi yok.. Ben bir filmi izliyorsam, müziği beni o sahneye çeksin, o anın heyecanını yaşatsın isterim mesela.. Malesef yoktu.. Klişe burada lazımdı işte.. Şöyle bir iki mehter duymalıydık.. Bir Can Atilla beklerdim orada..

Tüm bunlara rağmen, oyuncular harikaydı.. Her birinin tüm emeklerini ortaya koyduğu belliydi.. Bence gerçekten harika da görünüyorlardı.. Bunca şeye rağmen filmi izlenir yapan onların bu oyunculuğu olmuş..

Film konuyla ilgili ilk örneklerden bildiğim kadarıyla.. Umarım geriden daha pek çok film gelir.. Sırf buna önayak oldukları için bile her birisine tek tek teşekkür etmeyi, görsel hafızalı bir millet olarak borç biliriz efendim.. Elleriniz dert görmesin..



22 Şubat 2012 Çarşamba

Kurduğunuz Hayale Şu Anda Ulaşılamıyor..


 

Bazen hayal bile kuramıyor insan.. Öylece kalakalıyor sanki zihni.. Hayal gücü hep aynı yerde takılı kalmış bir plak gibi, belirli şeyleri tekrar edip duruyor.. Aynı görüntülere odaklanıyor..

Hayal edemiyorsan eğer, bakış açında sabitleniyor sanki.. Yeni bir şey göremiyorsun resmen.. Aynı yerde takılı kalıyor, aynı cümleleri kuruyorsun.. Belkide çoğumuz bu yüzden yıllardır aynı dertlerden yakınır olduk.. Yeni dertlerimiz bile olmadı belkide..

Bir evim olsun.. Bir işim olsun, şöyle sigortalı.. Birde araba aldım mı, yok benden iyisi.. Üstüne bir de düğün patlattık mı, bitti gitti işte hayat.. 

O kadar uzun zamandır aynı hayallere saplanmışım ki, bunların beni mutlu edip etmeyeceklerini bile düşünmemişim hiç.. Sanki hayallerini kurduklarım gerçek olursa mutlu olurum sanmışım.. Onları benim hayallerim sanmışım..

Çocukken ne olmak istediğiniz hatırlıyor musunuz diye sormuş bu gün bir kitapta.. Bir stilist olmak istediğimi anımsadım mesela.. Düşünürken bile mutlu olurdum bunu.. Rengarenk kumaşlar.. Ellerimde bambaşka bir hal alan yeşiller, kırmızlar, morlar, sarılar.. Cemil İpekçi'ye asistan olacaktım.. O kadarını bile hayal etmiştim işte.. 

Ya da sanat tarihi okumak istemiştim zamanında.. Bir tabloya bakıp, onu anlamak istemiştim.. Bir anda yanında oluvermek o ressamın..

Hepimiz gibi.. Pek çok şey olmak istemiştim aslında.. Belki de sadece ben olabilmek istemiştim.. İçimdekilerle, olduğum gibi..

Bu gün, hala takılı hayal gücüm aynı yerde.. Aynı dertlere yanıp duruyorum bu aralar.. Bazen bunu bilmek bile, biraz çevirmek gibi kafanı.. 

İçimde hiç susmayan bir ukala akıl verip duruyor bana.." Bir bakarsın dönüverirsin arkanı.. Birde oradan bakıverirsin olanlara.. Belkide bir cesaret gelir.. Hayal kurarsın yeniden. Bir çocuğun imkansızlığıyla.."

20 Şubat 2012 Pazartesi

Hırsız Var!!



Her birimizi özel yapan şey yaşadıklarımız değil, onlara verdiğimiz basit tepkilerimiz aslında.. Nidalarımız, tekrar ettiğimiz cümlelerimiz, söylendiğinde insanlara bizi hatırlatan repliklerimiz, her gün illa üstümde olsun dediğimiz renklerimiz hatta cümlelerimizi bitiriş şeklimiz..

Tüm bunların birleşimiyle kendimizi tanımlıyoruz ya hani.. Bunlardan bir tekinin bile başkası tarafından kendinin gibi gösterildiğini düşünün.. Sürekli kullandığınız bir kelimenin, bunun sizdeki anlamını bilen biri tarafından kendi malı gibi kullanılır hale geldiğini mesela.. 

Bu günlerde ya benim alınganlığımdan ya da  huzursuz psikolojimden böyle korsan insancıklar çok dikkatimi çeker oldular.. Her birinin ne olduklarını bildiğim ve kimlerden neleri arakladıklarını az çok gördüğüm için, bir tuhaf  komedi izliyorum gibi geliyordu önceleri.. Zaman geçtikçe komik olmaktan çıktılar.. 

Fi tarihte bir hasır şapkaya aşık olmuştum mesela.. Kendisiyle durduğu dükkanın vitrininden bakışır, hayaller kurardık.. Kendi paramı biriktirip almayı da kafama koymuş bunu da herkese anlatıp duruyordum.. Taki hasır şapkamı arkadaşımın kafasında görene kadar.. Daha fenası şöyle etekle, birde şöyle bluz da olacak dediğim haliyle karşımda durur görünce kızı, vazgeçtim millete beğendiklerimi falan anlatmaktan.. O nasıl bir histir öyle.. Sanki benden bir parçayı çalmışlar da, ben eksik kalmışım gibi.. 

Sadece zevklerin ve beğenilerin çalınmadığını öğrenmem işte 30 yaşıma kısmet oldu.. Demiştim dimi az biraz geriden geliyorum diye.. Önce birine dediğim özel bir hitap sözcüğünün başka bir dilde döndüğünü fark ettim mesela.. Canım ne var, hoşuna gitmiştir dedim.. Sonra sevdiğim bir cümleyi kaybettim, densiz bir taklitçinin varoş paragrafında.. En sonda bitmeyen cümlelerimi kendisinde görünce, parça parça beni arakladığını anladım..

Cips yiyemeyen kız, bir ara çok isyan ederdi ondan bundan "Ben yazdım" diye ortaya atılan cümlelerine.. Şimdi anlıyorum derdini.. Bildiğiniz sizi kendine taşıyor  birileri, inceden inceden.. Birde bununla insanlara hava atıp, adamlık yapıyorlar ortalıkta.. 

Korsan filmcilik gibi, korsan "siz"lik gibi bir durum oluyor bu da herhalde.. Önceleri rahatsız etmiyor.. Sevgiden, sevgiden diyorda insan, bu durum ilerleyip de karşınızda sizden çalıntılarla ve hatta bunları bayağılaştırarak çakma bir sizcikler yaratıldığını anladığınızda garip bir duygu kaplıyor içinizi.. Yok artık bunu da mi diyor insan.. Yahu bunun bir anlamı vardı kardeşimle aramızda..

Beğenmiştir, zevki senle birdir, tarzını sevmiştir ile korsanlık arasında da varmış ince bir çizgi.. Elbise, çanta, defter bilmem ne neyse de, insanın içinden geçenler ya da içindekileri anlatma halinin çalınması da tuhaf oluyormuş yani..

Bu durumu fark ettim ya  korsancıklara hep bir laf sokasım hep bir" Aa benim lafım bu" deyip bozasım var.. En kötü, "Bu benim cümlemin tersten söylenişi mi birader" diyeceğim de " Yok benim lafım o, sen benden çalarken utanmadın mı" demelerinden korkuyorum...

17 Şubat 2012 Cuma

Ailecek Okan Bayülgen İzledik'de Biz


Modern Nineler

Eğer ev nüfusunuz iki nine, bir anne, bir baba ve sürekli gelip giden misafirlerden oluşuyorsa hayatınız gün geçtikçe sapıtmış bir denge üzerinde gelir gider.. Hele de benim gibi zamanının çoğunu kendi kendine geçiren,  evde tek olmaya alışmış, sürekli "aa o neymiş? Buda varmış" modunda biriyseniz baya bir sapıtırsınız ibrenizi..

Sakin sessiz evimizde sabahın bir köründe Müge Anlı ile başlayan gürültü, Aliye dizisi, Oktay Usta ve en sonda bitmek bilmeyen bir evlendirme programı ile sürmekte bu günlerde.. Gözlerini hiç ayırmadan televizyona bakan iki nine.. Tek tek izledikleri her şeydeki karakterlerin isimlerini ve geçmişlerini biliyorlar.. Eh bu arada televizyonun sesi sonuna kadar açık.. Biraz kıssan ortalık kalkıyor valla.. 

Tüm bunlara karşılık diğer odada sevgili babacık maçların özetlerini, yorumlarını, eski maçları izliyor.. Evet tüm gün hem de..  İki yandan sürüp giden bu yayınlar son ses sürerken, her iki tarafında yorumlarından mahrum kalmadığımızı belirtmem izin verin lütfen..

Akşam olup da, biz bir dizi ya da tartışma programı izlemeye başlayınca nineler sıkılıyor.. Biri " Ee konuşun azıcık" demeye diğeri "Hava durumu nolmuş, hava durumu? " demeye başlıyor.. Bunlara tatmin edici cevaplar alamazlarsa, bu defa izlediğimiz konuyla ilgili sorular gelmeye başlıyor..

Birbirinden çok farklı bu iki kadına durumu anlatmak, anlayacakları hale getirmek olay zaten.. Babanem; bu yaşına rağmen hala kitap okumaya çalışan, İstanbul'da bir kaymakamın yanında yetiştirilmiş biri.. Annaneme gelince; bir gürcü köyünde sıkı geleneklerle büyümüş (ki hala cümbür cemaat hepimize bunları tatbik ettirir), 5 çocuktan sonra İstanbul'a gelmiş, otoritesi hala tartışılmaz bir Osmanlı kadını.. Gel de şimdi bunlara Mit'in ne olduğunu anlat.. 

Bu bir şey değil bu akşam Okan Bayülgen ve bloggerları izledik beraber.. İş konusuna odaklanmış annem: para lafını duyunca "Sizde yazın, zaten işinde yok" derken; babam konunun yeni yeni alışmaya başladığı internet ile ilgili olduğunu öğrenince "Bu kim bu kim bu kim" diye takıldı..

Ninelere gelince.. Babanem Okan Bayülgen'in arada twitlerden okuduğu hava durumuna  yoğunlaşmakla beraber, ekrandaki baykuşa kahroldu.. "Hayvan uyukluyor, koysalar ya kafesine yazık değil mi canım !"  diye içi gitti kadının.. Annanem ise Okan Bayülgen'den başlayarak tek tek herkesin medeni durumunu mercek altına aldı.. En çok çocuklarını dert edindi kendine.." Gecenin bu saatinde ne işleri var burada bunların" diye diye konuya girip baya laf sokuşturdu bize de.. "Kadın dediğin akşam ezanı okunmadan kapısını kapar, kocasını bekler" diyerek  de konuya noktayı koydu..

Arada uyuklayıp uyuklayıp uyansalar da, ailecek Okan Bayülgen ve bloggerları izledik bu gece.. Arada birbirinini çekemeyen ninelerin, birbirlerine alttan alttan laf sokması eşliğinde.. 

Şimdi efendim, müsadenizi isteyerek yatıp uyumayı deneyeceğim. Zira annanem gece oturmama takmış durumda.. Sabah kalkıp neden onlarla televizyon izlemediğime pek bozuluyor.. Babanem ise sabaha kadar yanan ışığın israfı konusunda konferans verebilecek kıvama geldi.. 

Ben denize gelince, evden çıkmam gerek artık diyorum.. Yok yok bildiğin kaçmam gerek.. Yoksa Karayip Korsanları Ölü Adamın Sandığında dediği gibi olacağım.. Mürettebat geminin parçasıdır!!

15 Şubat 2012 Çarşamba

Bittii


 

Sana söylemek istediğim binlerce şey var.. İster buna hırs de, ister kıskançlık de, istersen kuyruk acısı de.. Artık umurumda değil.. Sen ki 30 yaşında bir adamsın, gidip kardeşinin yaşıtlarıyla ilişki yaşıyorsun ve bunu da insanlara ilan ediyorsun, yok sevgili sen benim kalbimdeki adam değilsin..

Hani dersin ya " ben eski kafalıyım" diye değilsin.. Rahat ol.. Sen gayeeet modern bir adamsın.. Hatta benim diyen moderne taş çıkartırsın emin ol.. Ben senden daha eski kafalıyım bu ortada yani..

Sabah görünce baya üzüldüm ama itiraf etmem gerek şimdi.. Sonra düşündüm.. Bunu yapan bir adamı istiyor muyum ben diye.. Hayır istemiyorum.. Hatta bana saygısızca davranan, ben barışalım bak düzeltilmeyecek bir sorunumuz yok dediğim de bana " sen şansını kaybettin, zamanında kıymetini bilecektin" diyen bir adamda istemiyorum.. 

Seni seviyorum hala o ayrı konu.. Hala anılarım duruyor.. Sorun şu ki, sen benim anılarımdaki adam değilsin.. Belkide hiç olmadın yani bilemem.. Aklımdaki, hayalimdeki birine aşık oldum belki de.. Gerçi, her dediğimi yanlış anlaman, triplere grip beni gecelerce ağlatmana bakarsak, cidden ben hayalimdeki birine aşık oldum diyorum..

Sana bir, iki kötü haberim var sevgili.. Birincisi ben sana çok değer verdim diye kendini bu kadar kıymetli sanman tabi ki çok hoş, ama ne yazık ki sana o değeri veren benim işte.. Hani karga yavrusunu karbeyazım diye severmiş, o hesap yani..

Mesela sevgili; benim yaşam tarzıma karşılık, sen asosyalsin.. Siyasetten anlamazsın, sanatı bilmezsin- hatta ilgilenmezsin bile, en son hangi filmi izledin hatırlamıyorsun bile-, kaptan olmana rağmen coğrafi bilgin sıfırdır..  Hep merak etmişimdir, insan bunca yer gezer de hiç mi merak etmez o ülkeyi.. Kültürünü, ne bileyim sokaklarını.. İşim vardı deme bir zahmet.. Publarını gezerken iş miş olmadığını kendin söylemiştin zamanında.. 

Sonra sevgili sana kocamansın derken evet cidden kocaman olduğunu kast ediyordum.. Zamanında seni ilk gördüğümde o göbeğin hiç de cazip gelmemişti.. Sonrasına gelirsek, ben  bu durumu seviyor muydum, evet.. Hemde çok, bana göre çok sempatik ve sevimliydi bu görünüşün.. Sonuçta bende filiz gibi sayılmam.. Ama yinede senin yanında ufak durmak süper keyifliydi şimdi.. 

Gözlerine iltifat edeyim diye çok bekledin biliyorum.. Ama inan hiç bana göre değillerdi.. Bir akrabamız vardı bizim, korkardım çocukken ondan.. Herhalde çok konuşmuşum onla ilgili ki, senin gözlerinde aynen öyle çıktı.. Ama gülüşün güzeldi.. Hakkını yememek gerek.. Tabi oda doğal olduğunda güzeldi.. Hani o bir alaycı gülüşün var ya, sen ne zaman onu takınsan, en yakındaki şişeyi alıp o gülüşü silmeyi isterim.. Ki bir daha kimseler ona maruz kalmasın..

Seni sadece bir arkadaşımla tanıştırabildim kusura bakma.. Aslına bakarsan çok arkadaşım var benim.. Ama onlarla bir arada olsan, konuşacak şey bulamazdın bence.. Ne bileyim.. Tiyatrocu olanı var, kemancı olanı  var, siyasetle uğraşanı var, iş adamı olanı var, ev kadını, doktor, mimar.. 

Senin için çok şeyden vazgeçtim, sen her ne kadar bunları görmek istemesen de.. Beni bırak arkadaşlarım bile vazgeçtiler benim huzurum bozulmasın diye.. En son facebook duvarıma bir şey yazmadan evvel, arayıp izin alıyorlardı zavallılar.. Bu bir şey değil tabi ne olacak.. Bu arada sen o kızla yazışıyordun değil mi? Buluşup resim çektiriyordun.. Çok pardon çok..

Neyse geçelim bunları.. Sende bunlar vardı ama bunlara rağmen beni beğenmiyordun asıl.. Yani çirkin olduğumu düşünmemişsindir eminim.. Onu diyecek kadar da kör olmazsın artık.. Her ne kadar şişmanım diye gezsem de, hala yolda insanlar dönüp dönüp bakıyorlar bana.. Naparsın gürcü-arap karması, baya başarılı bir baş yapıtım ben..   Kafam baya çalışır benim,  bakma sen seni bu kadar poh pohladığıma.. Seni sevdiğimden o.. Yoksa hiiç öyle salak olduğumdan değil yani.. Bir işler çevirdiğini anlayacak kadar çalışıyordu kafam çok şükür.. 

Arkadaşlarına gelince.. Bir ikisinin sana yaptığı yorumu görünce, tanışmaktan vazgeçmiştim onlarla zaten..  Yoksa ısrarım, erkek muhabbetinizi dinlemek için değildi.. 

Sen her ne kadar beni zarif ve kibar bulmasan da, insanların çoğu beni öyle buluyor.. Hatta bu yüzden kızıyorlar bana, herkese bu kadar kibar olmak zorunda değilsin, herkes bunu anlamıyor diye.. Bu benim elimde değil ama ne yazık ki.. Ben karşımdakinin insanlığına değer verip nazik davranırım sevgili.. Saçına, başına, yaşına, işine bakmam yani.. 

Küfür etmeye gelince.. Karikatür seviyor olmam, küfür sevdiğimi göstermez.. Hatta bir kadına yakıştırmam bile.. Etmemde emin ol.. Ağzımdan çıkmışlığı yoktur.. Beni gerçekten tanımaya niyet edenlerde bunu gayet iyi bilirler..

Başka bilmediklerini de diyeyim ben sana.. Ben iki üniversite bitirdim sevgili.. Onca insan tanırım ki, buna onlardan öğrendiklerimi de eklersek senin hayal gücünün alamayacağı kadar çok şey bilirim ben sevgili..

 Ettiğim lafı bilirim.. Yapamayacağım şeyi vaat etmem..  Vaat etmediğim şeyi de yap diyene, sinir olurum.. 

Benden bir şey istiyorsan, bana açık ve net olarak söylemen gerekir.. Sonra şakayla karışık demiştim dersen ben sana öyle bir şey demedin derim.. Ben laf kalabalığını sevmem sevgili.. Ne istiyorsan söylersin.. Şakaya vurmazsın.. Tıpkı o mini etek konusunda olduğu gibi.. Sana laf geçiremiyorum demiştin ya, ayrılırken bana.. Hani sebeplerden biri buydu ya.. Bana adam gibi bu boyda etek giymeni istemiyorum deseydin, biz kapatmıştık o konuyu.. Sen "oo yine miniler giyilmiş" dersen, bende senin için sorun olmadığını düşünürüm haklı olarak..

Blogun ne olduğunu bilmiyordun da bana sormuştun hatırladın mı?  Bana kalsa hiç takılma nette diyordun.. Canım benim.. Ben sürekli hareket halindeyim.. Sürekli çevremde insanlar var.. Konuşuyorum, anlatıyorum, dinliyorum, yorum yapıyorum.. Ben sürekli yaşamaya devam ediyorum..  Hiç bir şey olmasa öğreniyorum.. Karı kız bulmaktan başka şeylerede yarıyor internet emin ol..  

Bu arada ben bir laf ettiğimde onu ters anlaman yok muydu, beni deli ediyordu.. Hayatta en nefret ettiğim şeydir bu, bu arada.. Ben sana; beni arayıp ulaşamadığında rapor gelmiyor, arayıp Turkcelle sorayım diyorum ve sen bunu sen yalan söylüyorsun arayıp sorayım bakalım aradın mı cidden diye anlıyorsan, kusura bakma.. İyi niyetimden nefret ettiğim anlardan biridir bu yani..

Ben gayet açık ve net konuşurum.. Lafımı tutmayı da bilirim, yeri geldiğinde söylemeyi de.. Lafımın bir ağırlığı vardır benim.. Bundan sıkıntısı olan, morali bozulan beni arar, bulur.. Bundan benim fikrimi alırlar insanlar.. Hatta bazen bunalırım bundan.. Boşa konuşmam yani sevgili..

Sevgili, ben olduğum gibiyim.. İnandıklarım var benim.. Kadın dediğine dair tabularım var.. Kurallarım var kendimce.. Ben olduğum gibiyim.. Tıpkı senin tüm bu nefret ettiğim özelliklerine rağmen seviyor olmam gibi.. Kendin gibi kabul ettim ben seni.. Bu halini sevdim..  Tüm bunlara rağmen bir gülümsemen benim içimi ısıttı ve tüm bunlara rağmen günlerce gık demeden bekledim seni.. Bu gün bile beklemeye razıyım bir ömür boyu..

Ben kimseye saygısızlık etmedim, küçük görmedim, küçük düşürmedim, alay etmedim.. Bunu yapanı da hiç bir zaman hoş görmedim.. Şimdi sevgili.. Sen bu gün yaptığın şeyle beni küçük düşürdün.. Bunca sevgime ve emeğime saygısızlık ettin.. Tüm bunları blogda ki yazımı okuyup yaptın, beni küçük gördün.. Sana hayatımı, sevgimi, kalbimi, sırlarımı ve üzüntülerimi açtığım için pişmanım.. Hayatım da ilk kez..

Artık ne ben senin için varım, ne sen benim için..  Bende kalanları ben sana geri veriyorum.. Benden sende kalan zerre bile varsa, sende at çöpe gitsin.. Bu gün BİTTİ sevgili.. İçimde ki en son sende bu gün, o yaptığın şeyle beraber BİTTİ..

10 Şubat 2012 Cuma

Sen Gittiğinden Beri Sevgili..



Sen gideli kaç gün oldu sevgili? Ne zamandı seni en son gördüğüm? Bilirsin tutmam tarihleri kafamda.. Nefret ediyor sonra insan o günlerden.. Sanki onların suçuymuş gibi.. Anlamlar yüklemek istemiyorum zamana..

Sen gittiğinden beri çok bir şey değişmedi hayatımda belkide.. Ben yine seni bekliyorum.. Yine böyle içimde bir telaş.. Ha geldin ha geleceksin diye.. Hala her gün sana anlatacakmış gibi okuyorum burç yorumlarımızı.. Şok edici bir haberiniz var derse sana yoruyorum yine.. Sadece eski bir ilişkiniz canlanacak dediğinde, acıyor biraz içim.. Eski ilişki olmayı kabul edemiyor işte..

Sonra her gün hayal kurmaya devam ediyorum.. Geldiğinde nasıl sarılacağımla ilgili.. Unutuyorum hep.. Unutmayı tercih ediyorum hatta.. Zaten geldiğini.. Ve bir daha gelmeyeceğini..

Senle ilgili ne çok şeyim varmış düşünüyorum.. Hadi ver sende kalanlarımı desen, bomboş kalırmışım gibi geliyor..

Bu gün seni karşıladığım o benzincinin önünde indim arabadan sevgili.. Kaldım orada o an.. Hani derler ya zaman durdu da, aktı geriye diye.. Senle  beni gördüm orada.. Ben sana sarılıyorum.. Sen gülümsüyorsun yine.. Hoş geldin diyorum sana.. Hoş geldin aşkım.. Gerçek mi bu ?  Sarılıyorum sana.. Öylece duruyoruz.. Belki birkaç saniye.. Belkide bin asır.. Hadi diyorsun, üşüyeceksin arabaya binelim.. Arabanın yeri bomboş.. Sanki rüyalarda olduğu gibi.. Bir an, bir anda değişecek her şey.. Mekan, zaman, hava..

Sen gittiğinden beri sevgili, ben hala seni bekliyorum.. Sana yoruyorum gelen sessiz telefonları.. Ve belkide odur diyenlere, yok artık diyorum.. Ölse aramaz o artık beni.. O olsa hayatımın şoku olur diyorum.. Bana bir şok yaşatmanı umarak.. Hani tersi çıkar ya denilenin..

Arada boş facebook sayfana bakıyorum.. Boş bir  değirmen resmine.. Hatırlamadığını bile bile.. O resmin balayına Yunan adalarına gidelim dediğinde bana gönderdiğin resim olduğunu..

Belkide resimleri de saklamamalı insan.. Anlamlar yüklüyor baksana onlara da.. Onlar bile acıtıyor bazen insanın canını.. Senin resimlerini silmek istedim dün.. Doğum günümde çekilenler, senden çaldıklarım.. Ama en çok msnde konuşurken kazara kaydettiğim görüntüde takıldı elim..

Zar zor seni gördüğüm günlerden biri.. Ekranda sen.. Gemidesin yine.. Kamarada.. Ekranda sen.. Ve yanında yazan cümle.. Seni seviyorum balım.. İyi uykular..

Silemedim işte.. Orada hala öyle duruyor.. Sanki rüyaymış bu dönüp durduğum yalnızlık.. Sen hala her gün bana seni seviyorum diyorsun işte..

Herkes biliyor dönmeyeceğini.. Tıpkı benimde bildiğim gibi.. Bir kör ebe oyunu bizimki.. Herkes kapatıyor gözlerini gerçeğe.. Ebe umut bu oyunda.. Benden duymuş olma.. Ama çok iyi bu konuda..

Sen gittin ya sevgili.. Senden kalanlarla ne yapacağımı bilemiyorum bir süredir.. Kafamda öylece duruyorlar.. Toparlayamadım hala orayı.. Elim gitmedi bir türlü.. Gülüşün bir yanda duruyor.. Cümlelerin dağınık etrafta.. seni seviyorumlar, balım diye başlayan cümlelerin altında kalmış.. Bir yanda huysuz sevgili diyen sesin duruyor.. Ben şımarıyorum yine.. Ne yaparsın huysuzda olsa senin değil mi  sevgili diyorum.. Evet benim diyorsun yine.. Ben gülüyorum.. Şımarık diyorsun.. Özledim gülüşünü.. Belki de en çok onu..

Bilmişlik yapma bana deme ama sesler kaybolmazmış be sevgili.. Senin cümlelerin ondan hala yankılanıyordur belkide.. Benimkiler kayboldu bile.. Başka sesler aldı yerlerini.. Belkide aynı cümleler şimdi hayatında.. Benden değil sadece..

Senle de olmazsa, olmaz artık demiştin  ya bana bir gün.. Oluyormuş bak sevgili.. Başka sesler alıyormuş benimkinin yerini.. Başkaları ısınıyormuş gülüşünde.. Oluyormuş bak..


Öyle işte sevgili.. Dertleşememiştik ne zamandır, seninle.. Sen şimdi kesin kızacak bir şey bulursun bana.. Sana giderim var yani dediğimde, kendine bu cümleyi nasıl yakıştırıyorsun dediğin zamanki gibi.. Tatlı tatlı söylenirsin bana.. Bende söz derim .. Daha dikkatli olucam.. Yumuşarsın hemen sende, olmaz mı cidden sevgili ???

Hiç bitmez derdim biliyorum.. Hep son anda bir şey sorarım ya sana.. Sen derdimin bitmemesine verirsin.. Ben seninle iki dakika daha fazla geçirmek için bahane uydurmama..

Sevgililer günü geliyor işte bak sevgili.. Hediye istemiyorum.. Ya da kalk gel de demeyeceğim ben sana.. Bilirim.. Gelmeyeceksin.. Bilirim.. Vazgeçtin benden.. Ve evet bilirim.. Kızıyorsun seni beklememe bile.. Tahammülün kalmadı, ona bile.. Ama son bir istek sevgili..

Onunla olma en azından be sevgili.. En azından onun yanında olma bari.. Ben altında ezilirken senden bunca kalanın.. En azından o gün.. Tek bir gün.. Tutma elini.. Sarılmasın sana.. Ve öpmesin seni.. Tek bir gün de olsa.. Dayanamam bu kadarına.. Almaz içim.. Bu kadarını yapmaz mısın benim için? Yoksa bu kadar mı gittim senden.. Bu kadar mı yüktüm sana..


8 Şubat 2012 Çarşamba

Genel Durum Değerlendirmesi..




Saat sabahın 4'ü ve ben hala ayaktayım.. Zerre kadar uykum yok ya.. Alıştık sabahlara kadar adamı beklemeye, uykum küstü resmen bana.. Şimdi gel de uyu.. Hayır sonra sabah - normal insan evlatları için akşam üstü- 3'de ancak kalkıyorum.. Gitti mi sana tüm gün..

Kaptanla ilgili yeni bir gelişme yok.. Falcıya gittim.. Kendisinin her dediği çıkarmış, öyle dediler..(Gerçi az birazda ürkütücüydü ).. 

Şimdi baktı falan; işe gireceksin dedi.. Yükseleceksin sen, hayatında büyük bir sıkıntı olmayacak dedi.. 

Kaptanla ilgili de bunun işle ve evle ilgili dertleri var dedi.. O yüzden ancak gönül eğlendirip, takılıyor biriyle ama o kadar dedi.. 15 gün için de okyanus ötesi bir yere gidecek bu dedi.. Bu noktaya dikkatinizi çekerim, adam deniz meniz demedi direk okyanustan girdi konuya yani.. Sonra sizin bununla ağustosta bir görüşmeniz var ama hesaplaşma gibi olacak bu, sonrasında  beraber görünüyorsunuz dedi.. Tabi ben böylee ağzı kulaklarında çıktım dışarı.. 

Ha birde beni bir azarladı bir azarladı.. "Sen bu adamı nasıl bu kadar pohpohladın, ne dese sen bilirsin dedin" diye.. Azıcık diş göstermemişsin buna dedi.. Of dememişsin deyince, ben  tırstım zaten direk.. Şimdi napıyoruz hep beraber dua ediyoruz.. 

Yani bunun sadece fal olduğunu, illa olacak diye bir şey olmadığını biliyorum.. Ne olur biriniz "inanma bunlara yeaa" demeyin.. Nitekim geçen yazdığım yazıdan sonra bir mail aldım ki evlere şenlik..  Sen sevmeyi bilmiyorsundan tutunda, aşık olmamışsın diye arkadaş baya girişmiş bana yani..

Cidden bilmiyordum ama öğrenmişim; icazet aldım.. Fi zamanda yeni bir adamla tanışmışım böyle ağzım kulaklarımda geziyorum.. Herkese anlatıyorum falan.. (bu arada şu an elektrikler gitti ) Tuvgay beni dinledi dinledi.. Kurbik dedi.. "Sen hep aşık olyosun da ne  zaman bir adamı cidden seveceksin merak ediyorum.." dedi.. Tabi aklım bambaşka yerde sallamadım ne var ya falan dedim geçiştirdim.. Ne farkı var yani, diyorum ben içimden..

Ne var ki; benim filazoftan bozma arkadaşım bana durumun en güzel izahını yaptı kanatimce:  "Ya şimdi dedi ölmekle bayılmayı birbirine karıştırıyorsunuz.. Aşk dediğin birisinin tek bir özelliğine bağlanmak, onunla mutlu olmaktır.. İnsan kötü bir özellik görmez bile.. Ha gün gelip de o bayıldığın, bağlandığın özellik kaybolursa; adam değişti.. Yok efendim artık aramızda aşk kalmadı oluyor.. Ama mesela adamın sabit bir özelliğine vurulduysan şanslısın, bir ömür öyle gidiyor.. Birini sevmekse başından beri onu olduğu gibi kabul etmek.. Nefret ettiğin huyu bile olsa, ona ait olduğu için öylece kalsın istemek dedi.. Karşındakinin varlığından mutlu olmak, onu öylece sebepsiz sevmek.."

Geçen gün aradım, Tuvgay dedim.. Ben birini cidden sevdim sonunda.. Huysuzun, kıskancın biri olduğunu biliyorum ama değişsin istemiyorum zerre kadar.. Öyle kalsın hep..

Sanırım ne çabuk unuttun diyen arkadaşı da konuyla iligli aydınlatmış oldum efendim.. Birisi çekip gittiğinde onu sevmekten vazgeçemiyorsun.. Ama isyan edip, ona kızamıyorsun bile.. Gelir mi gelmez mi bilemem.. Tek bildiğim Allah kabul etmeyeceği duayı ettirmez..

Bu arada gazeteciye geleyim.. Kendisi tüm yavşaklığıyla aradı.. Bu tabiri kullanmam gerekti çünkü bu cuk oturdu yani, kusura bakmayın artık.. Açmadım tabi ki.. Yine aradı, aradı, aradı ve mesaj attı.. “ Ne oldu küstük mü?” Şimdi bu adama ne cevap vermek gerekir siz söyleyin.. “ Gazeteci dedim birinciye denedik olmadı, ikinciye arkadaş olarak denedik olmadı.. Kusura bakma ama üçüncüye sana ayıracak kadar zamanım yok, zira senin aklının başına gelipte insan olacağın yok..” Ne kadar sinirlendiğini siz düşünün.. Ama hırsımı aldım en azından.. Ohhhhhh..

Genel olarak hayat böyle gidiyor.. Bir iki iş görüşmem var.. Platonik aşkım aradı bu gün.. “Kurbik bu adamı sen bu kadar seviyorsun ya dönmezse salaktır “ dedi.. Kendi çapımda mutlu oldum bende.. Hani insanlar böyle söyledikçe sanki, daha çok düzelme ihtimali varmış gibi geliyor sanırım..

Aslında  artık günler anlamsız ve kötü geçer diye düşünüyordum hep.. Öyle geliyordu.. Ama nasıl bizler salt iyi ya da salt kötü değilsek, günler de ne sadece mutlu ne de sadece hüzünlü.. Bize benziyorlar aslında onlarda.. 

3 Şubat 2012 Cuma

Kendi Tarihimin En Büyük Ayaklanmasını Başlatıyorum... Bekle Beni Kendim... Kendime Geliyorum!!!!




Şimdi ben nereden başlasam da size anlatsam bu bir anda olan aydınlanma mı? Yani sinirimin, hırsımın ne aşamada olduğunu size kelimelerle anlatamıyorum şu an.. Hani takip evresinden buraya nasıl geçtim, bu aydınlanma bir anda nasıl geldi bende anlamadım ama kafam şu an o kadar net ki!

Geçenlerde eski sevgilim aradı.. Hani fi tarihte size anlatmıştım gazeteci diye.. Geyik yaptı falan.. Arada arar, bende açmam ama işte açasım tuttu benimde.. Konuştuk ettik..

Ayrılmışınız falan dedi.. Bende ayrıldım geyiği, hemen arkasından da bana kalacaksın falan muhabbeti.. Bir eski sevgili klasiği yani.. Yeni jipini anlattı sonra işini falan filan.. Bir grafiker lazım sen yapabiliyor musun dedi önce.. Bana senin gibi biri lazım.. Yok dedim ama arkadaşlarım var konuşayım haber verim ben müsaitlerse.. Tamam dedi kapattık..

Arkadaşımla konuşunca bu gün aradım adamı, meşgule verdi paşam.. Akşam baktım arıyor.. Ben de zamanında bana hep dediği lafı diyeyim şaka yapayım dedim.. "Neden meşgule veriliyor o telefon, ben arayınca açılacak hemen"..  "Bu ne şimdi" dedi öküz.. "Senin lafın" dedim, "şaka yaptım, hemen abartma" dedim.. Baktım sesi kötü.. Bu defa da tüm saftrikliğimle "ne oldu? " dedim.. Sana ne dimi??  gebersin yani, sana ne?? "Yok bir şey hatta çok güzel bir gün geçirdim  şimdi uykum var" dedi.. Sanki ben aradım herifi de uykum var diyor.. Yarın arasaydın mal, sanki seni kırk kere aradım da bana laf ediyorsun..

Neyse.. İşte bir kızla tanışmış, bilmem ne, konuştu falan.. Tüm saflığım ve kaptandan gelen kuyruk acımla; " "dikkatli ol " dedim.. " Biz her gördüğümüz insanı, kendimiz gibi sanıyoruz sonra üzülüyoruz, yalnız kalıyoruz.. Sen heveslenme çok, bu kafayla sonunda birbirimize kalıcaz.."  Aman demez olaydım.. "Artık şaka olarak da birbirimize böyle şeyler demeyelim" dedi..

 O anda, işte o anda; bende bir aydınlanma başladı.. Saydım sen kimsin dedim, ne sanıyorsun kendini.. Alt tarafı bir şaka bu yani.. Ben sana ne demek için aradım bana neler saydın.. Ne yaptı dersiniz? Telefonu kapattı öküz!!

Ve ben, bir anda kendime ne kadar değer vermediğimi, kendimden ne kadar vazgeçtiğimi hatırladım.. Birden o böyle ukala ukala konuşurken karşımda kaptanı gördüm.. Aynı saygısızlık, aynı kendini beğenmişlik.. Benim ona da aynen böyle davranmam gerekti dedim.. Başka bir insan için, kendinin kim olduğunu unutmamak gerek..

Karşımda konuştukça alttan alacağıma, sen kimsin ki, bana böyle davranabiliyorsun demem gerekirdi.. Olmadığı bir adam gibi davranıp adamın götünü arşa erdirmenin bir manası yoktu.. Benle konuşmasına dikkat etmediğinde bir tavır koymalıydım en azından.. Başkası yapsa saygısızlık olarak alacağım şeyi, o yapınca sindirmemeliydim.. Ben gidiyorum dediğinde, sen bilirsin yolun açık olsun demeliydim.. Yalvarıp duracağıma..

Bu yaşanılanlar; ben  biz olmaya çalışırken, ben olmaktan vazgeçmenin sonuçları.. En sonunda  adam çekip gittiğinde geriye kalana bakıyorum.. Ben bile değil.. Bir ben bile yok.. Kendime  ben bir değer vermemişim ki, adam versin..

Bundan sonra ben varım.. Bu eski sevgilinin yaptığı şey bana, onun için neler yaptığımı hatırlattı.. Resmen eziyet, resmen işkence gibiydi onunla zaman.. Okulun en aktif, en faal kızlarından ol, bir öküz seni sürekli küçümsesin.. Kedini bir şey sansın.. Millet ardından dalga geçerken,  sen onu savun.. Sonra.. Sonra ayrıldık da ancak topladım öz güveni mi..

Telefonu  kapattı diye hırs sanmayın bunu.. İki gün sonra arar.. Bu gerçek hiç değişmedi.. Hemde hiç bir şey olmamış gibi arar.. Onun huyu bu.. Ben bir daha o telefonu açar mıyım? Bir daha benden tek kelime duyabilir mi acaba..

Bu adamların kendilerini benden üstün görmelerine ben izin verdim.. Ben adam yerine koyduğum, değer verdiğim için bu kadar sevdim.. Onlar bu kadar çok sevilecek, bu kadar vazgeçilmeyecek oldukları için değil.. Kendimden vazgeçtiğim için bu kadar yıkılmam, kahrolmam .. Kendimi değersiz hissetmem onların vermediği değerden değil.. Benim kendime vermediğim değerden..

Çirkin desen değilim.. Salak desen değilim, hatta baya da zekiyimdir.. Konuşmayı severim, cana yakınım.. Yanımda kimse sıkılmaz.. Dinlemeyi de bilirim, gerekirse akıl vermeyi de.. Ev işini de bilirim, sanat galerisine gitmeyi de.. Öyle hafife alınacak bir tip hiç değilim.. Tek kusurum kendi değerimi bilmemek.. Alçak gönüllüğü hala meziyet sanmak.. Herkese karşı bir kibarlık ve incelik..

Yine özlerim, yine içim acır kaptan için.. Biliyorum.. Ama ağlamam artık.. Harap etmem kendimi.. O kendine değer veriyorsa, bende veriyorum bundan böyle..

Bu arada kaptan, benim arkadaşımı da silmiş.. Ya blogu hatırladı okuyor ya da mini sevgilisini cümle aleme duyurma kararı aldı.. Her iki durum da da..

Aşkımmm Allah büyük..  Sen bunu unutma yeter.. Geliriz elbet bir gün karşı karşıya..


2 Şubat 2012 Perşembe

Ajan Ama Bedbaht Ajan..




Filmlerde böyle sevgilisinden ayrılıp, hayatına devam eden ama küllerinden doğmuş gibi devam  eden kadın figürüne hastayım.. Nasıl o hırs nasıl o azim geliyor.. Sadece bunlar gelse yine iyi bir de şansları bir açılıyor pir açılıyor efendim..

Bir bakıyorsunuz inanılmaz bir iş teklifi, sonra yaratılırken baya emek harcandığı belli olan bir  sevgili.. Birde bunlar yetmezmiş gibi geri dönmek isteyen eski sevgili..

Bizde? Nolsun işte.. Bir yanda biz salya sümük, iş yok, güç yok.. Ancak teselli lafları var elimizde.. Yeni adam desen, öküzden hallice çoğu.. Sonra iyilik bizim içimizde.. Mucizeyi biz yaratırız.. Valla içimdeydi de ben mi bilemedim, bu işler bu hale geldi demeden edemiyorum..

Sizi ayrılık geyiklerimle sıkmak istemiyorum.. Ne var ki ben, bir terk edilmiş olarak; nazlanma, saçmalama, abartma ve bunalıma girme haklarımı sonuna kadar kullanmak istiyorum..

Mesela her terk edilmiş sevgili gibi, harıl harıl ne yaptığını takip ediyorum kaptanın.. O "çeksin gitsin, aldattı beni" evresini geçerek " dönecek o dönecek" evresine gelmiş durumdayım.. Hatta en tehlikeli evredeyim bence.. Bildiğiniz meraktan çatlayan, ajanlık peşinde koşturan bir dönem bu..

 Konuyla ilgili kendime güzel mazaretlerde bulmuyor değilim.. Örnek 1: ayrıldık ama benim en yakın arkadaşımı, merhaba merhabadan öteye muhabbeti olmamasına rağmen,  hala facebooktan silmedi.. Neden? Amaç ne? Unuttu onu ? Günde en az 25 ileti paylaşan birini unutmanız mümkün değil.. Sonra Örnek 2: İlişki durumunu neden halen değiştirmedi? Örnek 3 : Bir ara facebooktan çıkmayan adam şimdi neden kırk yılda bir girer oldu.. Örnek 4: MSNdeki beraber resimlerini kaldırıp, yerine bir kedi resmi koymuş adam.. Kızı kedim diye sevmiyorsa, bir kız buna çıldırmaz mı? Yani el sonuç: bunlar sevgili değil, en fazla cilveleşiyorlar derken..........

 Herif duvarında bir " seni seviyorum aşkım" yazan karikatür paylaştı.. Herhalde benim için koymadı oraya diyorum.. Dimi yok canım, benim için değildir o.. Sonra Kaptanları öven cesur mesur diyen bir yazıya kızdan yorum gelmiş " beğendiiimm, kaptan sende böyle misin?" Kaptandan cevap " ;) "..  Bende içimden cevap verdim " Ha öyle kızım öyle.. Köpek gibi 6 ay gözü yolda beklemiş sevgilisine sahip çıkamadı da bu kaptan, bir fırtınada napar acaba.. Ancak laf cesuru.."

Hayır sinir bozucu olan "lan benim kaptanım o sana noluyo" diyesim de var hala.. Ama kız ufak yani 87'li.. Yani benim yaşıma göre daha öyle çok şeyden habersiz ki, kendimi onun yaşında düşündüğümde baya salaktım diyorum.. İşin fenası vicdanım kıza sövmeye de izin vermiyor.. Yoksa şöyle iki sövsem rahat edicem..

O kadar kurmaktan yoruldum ki, yarın bir falcıya gidip, azcık da ona kurdurayım istiyorum.. Merak etmeyin  falcıyla hocayla olacak iş değil farkındayım.. Maksat oyalanmak olsun işte..

Her şey bir yana umut etmek için bambaşka bir sebebim var.. En çok da kafamı karıştıran o ya.. Ben hep Allah'a bir şey için dua edebiliyorsan, o duanın kabul edileceğine dair bir umut olduğuna inanıyorum.. Yani o iş için artık bir umut kalmadıysa- senin bildiğin yada bilmediğin- Allah sana o iş için dua ettirmez artık.. İstesen de edemezsin.. Ben hala kaptanla tanıştığımızdan beri nasıl dua ediyorsan aynı şekilde dua edebiliyorum.. Hemde onu sevmekten bir an olsun vazgeçmeden..  Şimdi söyleyin bana.. Umut bu değil mi zaten?