31 Mart 2012 Cumartesi

Aşk Klişesi




Özlemek ile ilgili  yüzlerce cümlem var içimde.. Bazılarını söylüyorum.. Bazılarını yutuyorum.. Bazılarını unutuyorum.. Ama öyleleri var ki içimi acıtıyor işte.. Kağıt kesiği gibi bir köşede görünmeden hissettiriyorlar kendilerini..

Unutmak istedikçe karşında dikiliyor bazen aşk.. Sen arkanı döndükçe o bir diğer köşeden çıkıveriyor karşına..  Bir yerde bir resim görüyorsun.. Bir ufak not buluyorsun.. Ne bileyim bir ayrılık yıl dönümünü görüyorsun orda burda.. Bir şekilde çıkıyor işte..

Bana da o oluyor bu günlerde.. Her yerden bir hatıra çıkıyor ve ben nereye kaçacağımı bilmiyorum.. Tek bildiğim deli gibi özlediğim.. Hiç bir şeyi gözüm görmeyecek kadar özlediğim.. Bunu da söylemek için ölüp bittiğim..

Uzun zaman kendime bile bunun için çok kızdım.. Çekip gitmiş, başkasını bulmuş bir adamı sevmek kadar aptalca ne olabilir.. Acizce.. Sonra kabul ettim.. Bu benim düşüncem değil.. Bu sadece olması gerek denilen şey.. Ben bunu hissetmediğim için kendime eziyet edemem dedim.. Ben sadece seviyorum.. Her şeye rağmen onun o gözlerinin içinin gülüşünü özlüyorum.. Ve sadece seviyorum.. Bunun hesabı yok.. İzahı yok.. Ben ki insanlardan sıkılan, bunalan, uzun süre kimseye tahammül edemeyen insan.. Sadece ona bu kadar bağlanmışım..

O zaman gerçeği kabul ettim.. Bu adamı seviyorum.. Yanında olmak benim cennetim.. Bu şansım kalmadıysa da, onu sevmekten vazgeçmemi gerektirmiyor.. Dönüşünü beklemeye gelince.. Hayatıma girmeye çalışan insanlar var.. Zorlayarak da olsa kendimi, cevap verdiklerim.. Sonuç.. Adamların ilgimi çekmemesi ayrı, birde kafamda kime ait olduğum fikri öylece duruyor..

Velhasıl anladım ki ben sadece sevmeye devam etmek ve geleceğini umut etmek istiyorum.. Taki kafam onsuz huzur bulana kadar.. Sadece o ve ben olalım istiyorum..

Biliyorum.. Çok bunalım belkide çok klişe ama içimdeki sadece bu.. Sadece seni seviyorum ve seni deli gibi özledim..

29 Mart 2012 Perşembe

iş dünyası ben bozdu arkadaş.. Kendimi sosyalliğe, efendim gezmeye tozmaya yok biledin iki dükkan bakmaya adamış durumdayım.. Aylardır evde olmanın acısını çıkarırcasına gezesim var.. Her günde üşenemeden gezmek için bir bahane buluyorum kendime..

Sabah baygın gibi uyuyarak gittiğim işten, akşam bir hevesle çıkıyorum.. Karaköyden gemiye binip, Haydarpaşaya gidiyorum.. Ne çok dolanıyosun demeyin, Haydarpaşadan trene binip, trenden inince tam meydana çıkıyor yol.. Mağazaları gez, kozmetikçilere bak derken bahaneyle yürüyüşümüde yapmış oluyorum..

Ha bu arada bişeyi fark ettim, ben ne zaman bir gemi yada şilep görsem dua ederdim.. Allah'ım içindekilerin bekleyeni vardır sen evlerine sağsalim ulaştır diye.. Nasıl alışkanlık olduysa hala dua ediyorum.. Hani karma ben onlara dua edersem biride Kaptan için eder falan diye.. Saf geldim saf gidicem Allah için..

Bunun dışında iş hayatım bir garip.. Gördüğüm en rahat ve en geniş insanlarla beraberim.. Böyle bazen ağzım açık bakıyorum hepsine.. Nasıl yani, yok artık falan diye.. Hatta bazen diyecek laf bulamıyorum da derin derin susuyorum.. Çok uykum olmadığı bir gün size de anlatırım hepsini tek tek.


24 Mart 2012 Cumartesi

Yeni Telefon Yeni Başlangıç Yeni Yeni Yeni Yani..


 


Size bir ara görgüsüz "küçük kadın"ı anlatırım.. Şimdi konumuz cep telefonu.. Hani garip bir tesadüf , sonrasında da takıntı olarak her cep telefonu değiştirdiğimde sevgilimde değişiyor..( Evet farkındayım sevgilim olmadığının ne var, umudum var işte) Bu nedenle iş bulur bulmaz hemen bir yeni telefon alma girişimine bulundum.. 

Eskiden giderdik mağzaya bakardık modellere alırdık.. Şimdi kalmamış onlar.. Düşünün ne kadar zaman olmuş almamışım telefon.. Telefon alma adetleri bile değişmiş valla.. Nerden bileyim kalktım gittim ben.. Yok dediler sen modeli beğen önce.. Blackberrye karar vermiştimde modeli hiç aklıma gelmemişti.. Ufak, minik tuşları olan bir telefondu benim gözümde Blackberry.. Son 15 gündür her modelini, özelliklerini, boyut ve ağırlıklarını ezberlemiş durumdayım.. 

Mağaza mağaza gezip fiyat almaktan, telefoncular camiasında mimlendim bildiğiniz.. Bir telefoncu benim geldiğimi görünce önce kepenkleri indiriyor sonra diğer telefoncuları arıyor bence.. "abiii, kapa kepengi kapa yine geliyo bu manyak kız!! " diye.. 

Mobil telefon aleminde yeni bir akım olabileceğimi düşünüyorum.. Zira kimsenin bilmediği bir Blackberry modelini bulup beğenmiş ve hangi model olduğunu bile anlatamayarak en sonunda onların elindeki modele tav olmuş durumdayım.. Birde öğrendim ki Blackberry telefon alacaksan beyazdan vazgeçeceksin.. Yok arkadaş, hiç bir yerde yok.. En son isyan edip siyah olsunda benim olsun dedim.. 

Birde ufaklıklar Samsung Galax istiyorlar.. Onuda aradığımı düşünürseniz- ki tabi ki beyaz olsun diye tutturdular- midem bulandı telefondan.. Az daha ararsam telefondan nefret edicem herhalde derken bir yere sipariş verdim gitti..

Evet evet birde böyle bir durum var..  Artık mağazalarda telefon yok.. Sipariş veriyorsun getirtiyorlar.. Ama görmeniz gerek, gidiyorsun telefon soruyorsun yarım ağızla cevap veriyorlar.. Sonra bir Samsung galax bir Blackberry deyince akılları çıkıyor, gözleri pörtlüyor resmen.. Hemen buluruz hemen bakalım efendim oluyor.. Ee ne demiş hoca ye kürküm ye dimi..

Şimdi telefonları almaya karar verdik, siparişi verdik ama onun içinde bir kaç milyon kez konuştum mağazayla.. Sonunda yarın ikide gidip alacağız inşallah telefonları.. Oda inşallah yani.. 

Şimdi eski telefonumu temizledim.. Nostarjik bir gece yaşıyorum çok.. Böyle gözlerim dolu dolu.. Hani gelinlik kızlarıyla son gecesini geçiren anneler gibiyim ya.. Hayır son anda olamaz bırakamam ben seni dersem normal yani.. O kadar telefonla aramızda duygusal bağ kurmuşum.. 

Artık yarın yeni telefonumdan söz ederim size uzun uzun.. Sonra geri dönen sevgiliyi anlatırım.. Amiiiinnnnn..


21 Mart 2012 Çarşamba

Saçma Sapan


 


Böyle uyku dolu, gözlerimin kapandığı bir haldeyim.. Evet ben ki uykusuzluktan yakınır dururdum; asıl derdim işsizlik ve vakit bolluğuymuş meğersem.. Şimdi öyle uyuyorum ki, evde bomba patlasa yorganı kafama çekip uyuycam yani..

Malum işe gitmek için öteki yakaya geçmem gerek.. Önce nasıl daha çok uyurum diye düşünürken 3 günde İstanbul trafiği beni şööyle bir savurunca önceliğim değişti tabi.. Aman tanrım!! ben bu arabaları görmeden bu dur kalklara takılmadan nasıl giderim!! demeye başladım.. Önce Mecidiyeköy'e gidip oradan Taksime gitme planımı uygulamaya başladım.. Maalesef bu sefa çok sürmedi çünkü çift katlı otobüslerdeki şoför amcalar insanı bööyyleee heyecandan heyecana sürüklediklerini öğreniverdim.. Tamam konuyu uzatmıyorum.. Nispet gibi olmasın demiştim halbuki.. Her sabah gemiyle(bak gemi dedim aklıma geldi ya.. ahh kaptanım benim ahh) geçiyorum karşıya.. bir elimde çıtır simitim, diğerinde çayım, karşımda boğaz manzarası oohhhh..

iş fena değil.. İnsanları incelemekle meşgulüm.. Hani o ilk birbirine adım adım yaklaşma  dönemi vardır ya  işte o dönemdeyiz.. Bakıyoruz birbirimize, olurda ters bişi görürsek hemen gardımızı alıcaz yani.. Ama azimliyim, inatçıyım bu işi öğrenmeden dönmek yok efendim..

Yeni sevgili yok.. Adayıda yok.. Bir eskiden kalma platonik aşık arkadaş var.. Sayesinde anladım ki yüz vermezsen pek kıymetli oluyormuşsun.. Beni seveni ben sevmem benim sevdiğim beni sevmez diyerek biraz arabesk yaptıktan sonra, yatmaya gidiyorum.. Zira artık başım dönmeye başladı yavaştan yavaştan.. Seviyorum sizi..

15 Mart 2012 Perşembe

İlk İş Günü..


 

ilk iş gününü sona erdirmiş bulunmaktayım.. Her ilk iş gününde olduğu gibi inanılmaz sıkıcı bir gündü.. Hep böyle olur zaten.. Karşındakilerle samimiyetin olmaz, yapacak işin olmaz, bir bardak su alırken bile bir gerginlik hissedersin..

En fenası da hep saçma sapan geyik geyik işler sana kalır.. Şuna faks çeker misin.. Kapıya bakacak mısın.. telefonları böyle açıyoruz.. O gün bitmek bilmez.. Bende bu gün okulları arayıp mail adreslerini aldım.. Tamam iş iştir de, ben şimdi medya planlamayla ilgili bişiler öğrenme hevesindeyim ya bana direk angarya gibi geldi..

Birde ben takıntılı bir tipim biraz.. İnsanlara takırım, temizliğe takarım, kokulara takarım.. Eski iş yerimde ilk giridğimde 10 tane erkek 2 bayandık.. Rezillikti size anlatamam.. En son elimde çamaşır suyu şişesi, temizliğe gelen ablanın peşinde dolaşır haldeydim.. Ama 3 senenin sonunda kapıyı açınca bile mis gibi kokuyordu ofis ..

Neyse yarın eşyalarımı götürüp masamı temizlemeyi planlıyorum.. Birazda bilgisayarımı kendime göre ayarlarım falan işte biraz daha ısınırım diye umutluyum.. Ne demişler insanın eşyası neredeyse gönlü orada atar..

İlerideki günler ne gösterecek, beklentimi karşılayacak mı hep beraber göreceğiz.. zaten nisanda başka yere taşınacakmışız.. Pazarteside yeni biri daha başlayacakmış.. Belki böylece bir sıcak ortam oluşur.. Bilemedim yani..

İş Kuzusu Oldum da Ben ..


 

Ben yarın işe  başlıyorum.. Valla.. O kadar çabuk oldu ki, inanamadım.. Dün görüşmeye çağırdılar bu gün gel başla dediler.. Bildiğiniz ben yarın işe gidiyorum yani..

İşe başlamak baya garip geliyor inanın.. O kadar zamandır uzak kalmışım ki, nasıl yapıcam ben ya endişesindeyim.. Sanırsınız sanki ilk kez insan içine çıkıcam ..Nolucak bana, nasıl olacak diye aklım çıkıyor resmen.. Aslında bir de uzun zamandır ısrarla istediğim, beklediğim iş olunca daha bir şok daha bir şaşkın haldeyim..

Bundan 1 yıl önce biriyle iş görüşmesi yapmıştım.. Çok tatlı şeker bir hanımdı.. Ama o zaman yepyeni bir iş kuruyordu.. Bende kredi kartımla cebelleşiyordum.. Verdiği maaşla mümkün değildi çalışmamız.. Bundan   3-4 ay önce bir iş görüşmesine gittim.. Yine çok şeker bir hanım.. Birbirimize baktık baktık nereden tanıdığımızı çıkaramadık.. Sonradan hatırladım aynı kişi olduklarını.. Yine beraber çalışmadık ama beni bir arkadaşına önerdiğini söylemişti.. Bu gün görüşmeye gidince, kadın konuşmamıza gerek yok zaten çok önemli birinin referansı var dedi.. Yarın hemen gel başla, o güvendiyse bizim için yeterli dediler.. O kadar şaşırdım ki.. Hayatta nasıl ilginç bir sistem, nasıl işleyen bir senaryo var.. Galiba bazen biraz oyuncuların oyunlarını oynamalarını beklemek gerekiyor..

Nasıl olacak bilemiyorum.. Her şeyin iyi olmasını ümit ediyorum.. Bana iyi şanslar dileyin.. Artık iş kuzusu oldum  ben ..

10 Mart 2012 Cumartesi

Alıştım Birtanem Alıştım Ulen Sana..




İlkokul kitabında alışkanlıklarla ilgili bir hikaye vardı..O kadar garip gelmişti ki bana bu hikaye halen hatırlarım.. Bir kadın pazardan bir buzağı alır.. Onu çok sever, elleriyle besler, kucağına alıp dururmuş.. Bu kucağına alıp sevme işi onda öyle bir kalıcı alışkanlık olmuş ki, buzağı büyüyüp inek olduğunda bile kucağına almaya devam etmiş..

Bu hikaye ilk okul 2. / 3.sınıfta ki bir çocuk için muazzam tuhaf kabul edin şimdi.. Alışkanlığı anlatmaktan çok baya baya saplantılı manyak bir kadını anlatıyor yani.. Ben kadına yaptığın saçma delimisin diyen kimse olmadığı için kadının çok yalnız olduğunu düşünmüştüm mesela.. Bunu dediğimde öğretmen bile nasıl konuyu buraya bağladığımı anlayamamıştı..

Kadının bu alışkanlığını tuhaf bulmama rağmen, gerçek hayatta daha manyak alışkanlıklarımız olduğu su götürmez bir gerçek  şimdi.. Onu bunu bırakın, kendimizde bile buluruz o yuh artık denilecek alışkanlıkları..

Mesela bir arkadaşım arabayla bir yere gidecekse illa yemek yemeli.. Yoksa gidemiyor hatun.. Üniversite hayatımız boyunca ders bitip de eve dönme zamanı gelince, ilk iş kantine koşardı.. Bildiğiniz dev bir poşet yiyecek ve içecek alır yol boyunca aralıksız yerdi..

 Sonra bir tanesinin çöp atma alışkanlığı vardır.. İyi bir şey değil demiyorum ama alışkanlık sonuçta.. Her gece çayı mutlaka döker ve çöpleri toplar.. Sabah evden çıkarken de tüm çöpleri atar.. Tuvalet, mutfak ne bileyim odadaki kağıt çöpü.. Geç kalır işe ama yinede onları atar..

Annemse ayakları örtülüyken uyuyamaz.. Yaz kış fark etmez.. İlla ayakları açıkta olacak.. Kardeşim ayran olmadan yemek yiyemez.. Ayran yoksa yemeğe oturmaz..

Bana gelince ben baya baya psikopata sardım.. Helede evde olunca iyice kendimi yayacağım alışkanlıkları hızla ediniyorum.. Yatmadan önce illa camı açar bir hava alırım.. Sıcak soğuk fark etmez.. Yoksa uyuyamıyorum.. İlla zeytinyağlı sabunla yıkanırım mesela.. Yoksa hayatta temizlenmiyormuşum gibi geliyor..

Gibi gibi gibi daha çok alışkanlık sayılır.. İşin fenası, kendiminkilerin tuhaflığına bakmadan başkalarının alışkanlıklarına takılıp sinir oluyorum kendimce.. Ya mal mı bu falan triplerine giriyorum.. Bir gün birine söylenicem verecek ağzımın payını ama ne zaman bilemedim..

Son günlerde ise hepimizin en büyük alışkanlığı internet oldu bence.. Hani o kadının beslediği buzağı gibi habirede büyüyor sağ olsun.. Önce yonjalar falan vardı, sonra msn geldi, arkdasından Facebook patladı, Twitter ona yetişti derken Pinterestler,Tumblerlar aman efendim weheartitler bastı bizi..

Alışkanlıklar iyidir bakmayın.. Hayatınızda belirli kurallarımız ben dediğiniz noktalarınız işaretlerimiz gibiler.. Hatta bizi tanımlarken kullanılırlar.. Sorun bazen alışkanlıkla takıntıyı ayırt edemeyip, o manyak teyze gibi olmakta.. Takıntılı ve bunun takıntı olduğunu söyleyecek kimsesi olmayacak kadar yalnız..



7 Mart 2012 Çarşamba

Arkadaşlık Ölmüş Arkadaş..


 
Facebook dediğiniz şeyden nefret ediyorum, açık açık diyeyim yani..Hayatlarımızı dahada zorlaştırdığını, hayal gücümüzü ve dayanma eşiğimizi düşürdüğünü düşünüyorum.. O kadar ki herkesle gereğinde fazla samimi ve yüz göz hale geliyorsunuz maalesef.. Özel hayat falan yalan yani.. Arkadaşlar, akrabalar, tanıdıklar, hısımlar efendime diyim hemşehriler derken ohooooo..

Bende kabul ediyorum bazen milletin sayfasını kurcalıyorum.. Resimlerine falana bakıp "Bu ne nan ne çirkin gelin olmuş bu" diyerekten fesatlanıyorum yada ne bileyim "Amann bu hala aynı kıro ya" demişliğim de yok değil.. Ama en çok arkadaş sayısına bakıyorum şimdi, ne yalan söyleyeyim..

Allaaahh 300'ler 400'ler geçen 850 arkadaş sayısı gördüm birinde mesela.. Yani o nasıl bir çevre.. O nasıl bir arkadaş anlayışı bilemedim.. Hani 1milyon arkadaş bulurum diye açsan sayfayı, ancak toplarsın onu.. Bildiğin hayran sayfası gibi bir durum bu bence.. 

Ha bunu sormadım mı, durur muyum sordum tabi.. Kim birader bunlar diye.. Arkadaşlarım dedi.. Hepsi mi dedim, yani bunca arkadaşı nasıl olur insanın.. Hani tanıdık, bildik falan filan neyse de, direk arkadaş için biraz fazla değil mi sayı dedim.. Eh sevilen biriyim deyince, lafımı efendice yedim oturdum..

Benim arkadaş ya da bu kavrama verdiğim anlam çok farklı demek ki diyorum.. Herhalde Susam Sokağı izleyerek büyümüş tüm çocuklar gibi arkadaşlık, sevgi, dostluk, sevmek falan gibi şeyleri bir halt sanmamdan ama yani insanın da bir değeri olmalı diye geçmiyor değil içimden de..

Arkadaş konusunda şu şu şu arkadaşım ya da buradan buradan arkadaş edinilmez gibi bir durumumda yok.. Kimin gönlünün kime nerede değeceğini bilemezsiniz sonuçta.. En yakınım dediğiniz anlamaz da bir bakarsınız hiç tanımadığınız biri anlar sizi.. Ne bileyim yaşıtım olsun canım olsun mantığında de değilimdir.. 

Küçük kurbağ ile blogdan tanıştık mesela.. Buluşup, yiyip içip, dertleşip, kikirdeşiyoruz sık sık.. Yani öyle insan özürlü değilimdir de..

Buna rağmen yinede 850 arkadaş bana çok yani.. Bir Facebook sayfası için.. Düşünüyorum ilişki durumumu  direk takip eden 850 kişi.. İşin fenası Facebook dediğiniz yer artık çarşı pazar halini almış, herkesin her şeyi kendinde hak gördüğü bir yer..

Ee  güzelim bak bakalım blogda kaç kişiyiz derseniz, şunu belirtmem gerek ki burada etrafınızdakileri seçme şansınız var.. Herkes kendine yakın bulduğunu okuyor, takip ediyor.. Kendi içinde herkes birbirine yorum yapsa da bunun bir adabı var işte..  Ama diğer tarafta iş arkadaşı, okul arkadaşı, bilmem nereden tanıdık, filancanın eltisi derken, aman ayıp olmasın diye geride çeviremediğiniz için bunları, bir insan ordusu oluşuyor.. 

Velhasıl demeye uğraştığım şey şu ki, artık herkes Facebook nedeniyle arkadaşımız.. Eh buda herkese her şeyi söyleme hakkı veriyor.. Sonunda bir sıkıntın olduğunda koca 850 kişiden toplasan 10 kişi ancak çıkıyor seni dinleyecek.. Sonra arkadaşlık neden öldü.. Neden acaba gülüm be??